1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Bizler, Yani “Sosyetenin Davetsiz Misafirleri”, Seni Çok Özleyeceğiz
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Bizler, Yani “Sosyetenin Davetsiz Misafirleri”, Seni Çok Özleyeceğiz

A+A-

     Türkiye’deki İslamî camianın en renkli yazarı ve fikir adamı Sükuti Memioğlu’nun ismine, en son 1999’a kadar yazdığı Selam Gazetesi’nden sonra hiç rastlamamıştık. Geçtiğimiz günlerde O’nun “gecikmiş” vefat haberini okuduğumuzda, birçoğumuzun yüreği yanmıştır, kuşkusuz.

 

     1991 yılında tanıştığım, 1992’de Tevhid Dergisi’nde ve 1999’da Selam Gazetesi’nde olmak üzere iki ayrı yayın organında birlikte yazdığım Sükuti Memioğlu’nun yıllar boyu “sadık bir okuyucusu” olarak kaldım. Aynı sayfalarda yazdığımız dönemlerde bile ben O’nun hep “okuyucusu” olmuştum.

 

     Sükuti Memioğlu’nun hem kişiliği, hem de yazıları çok farklıydı. Renkli bir insan, renkli bir yazardı. Hani derler ya, “türünün tek örneği” diye, işte aynen öyleydi.

 

     Kişilik olarak çok sevecen, sempatik ve bir o kadar da kendinden emin bir yapısı vardı. Günlük gelişmeler karşısında fazla heyecan duymaz, ne aşırı derecede karamsar, ne de iyimser olurdu. Başka bir birey üzerinde “vurdumduymazlık” olarak görünebilecek bu ruh hali, O’nda daha çok “çevresine itidal hissi veren” bir karakter olarak beliriyordu. O’nu ilk tanıdığım günlerde – ki ülkemizde terör olaylarının zirve yaptığı dönemlerdi -, kendi kendime, “Allah Allah! Ne tuhaf adam yahu, memleketin yarısını alıp götürseler adamın umurunda bile değil” diye düşünürdüm.

 

     Sevgili Sükuti Memioğlu, yazı hayatında da tamamen orijinal bir kalemdi. Kendine özgü bir tarzı vardı. Yazılarını mizahî bir tarzda kaleme alırdı ama buna rağmen makalelerinin ve yazdığı köşe yazılarının akademik seviyesi oldukça yüksekti. Yazıları okuyucuların düşünce ufkunu açardı. İslamî camianın çok renkli bir yazarıydı. O’nun tarzında yazan ikinci bir yazar bulunmuyor bizim camiada.

 

     Sükuti Memioğlu, gerçek anlamda bir “aydın”dı. Halkının duygu ve beklentilerini bilen, halka karşı hep alçakgönüllü ama zalimlere ve egemenlere hep “üstten bakan” bir entelektüeldi.

 

     Selam Gazetesi, 1999 yılında Almanya’da dış dünyaya açılan tek pencerem ve yalnızlığımı gideren tek arkadaşımdı. Hem yazarı, hem de abonesi olduğum ( tıpkı şimdi Haksöz’de olduğu gibi ) Selam’ın her hafta evimin posta kutusuna girmesini sabırsızlıkla beklerdim. Selam geldiği gün bütün işlerimi yarına erteler, gazeteyi baştan sona kadar okurdum. Sayfa numaralarına kadar, gazetedeki reklamlara ve ilanlara kadar okurdum. O derece müptelaydım. Ancak ne zaman ki sıra Sükuti Memioğlu’nun yazısına gelse, okumayı bırakır, teneffüse çıkan öğrenciler gibi balkona çıkar, bir şeyler içer ve birkaç dakikalık mola verirdim. Yeniden zinde hale gelip öylece başlardım Sükuti Memioğlu’nun yazısını okumaya. Devam eden günler içinde tekrar tekrar okurdum Sükuti abinin aynı yazısını. Gerek Tevhid’de, gerekse Selam’da yazarken olsun, Sükuti abinin hiçbir yazısını sadece bir defa okuyup da geçmiş değilim. O derece severdim yazılarını.

 

     Çünkü Sükuti Memioğlu, zûlme ve ifsada karşı dimdik ayakta duran bir kalemdi. O’nun kalemine hiçbir zaman kavmiyetçilik ve mezhepçilik mürekkebi bulaşmadı. Hele hele grupçuluk ve hizipçilik hiç tanımazdı. O’nun kalemi “özgür bir kalem” olarak okuyucuların büyük beğenisini kazanıyordu.

 

     Kendini İslamî olmayan kesim ve oluşumlara sevdirmeye ve yarandırmaya çalışanlara, Sükuti Memioğlu, „sosyetenin davetsiz misafirleri“ adını vermişti. Sükuti abi bu tabiri ilk kez Refah Partisi ( RP ) için kullanmıştı ama bu tabir sonra genelleşip bu tarz davranışlar sergileyen herkesi kapsadı. Bayrağında başak resmi olan RP, 1991 seçimlerinde gidip Milliyetçi Çalışma Partisi ( MÇP ) ile birleşince, Sükuti Memioğlu öyle bir benzetme yapmıştı ki, bu benzetme, o ayki sayıda Tevhid Dergisi’nin kapak yazısı olmuştu ve o zaman Türkiye’deki basın – yayın kuruluşları içinde en güzel manşeti de bu dergi atmıştı: “Başak Kurtlandı.”

 

     Sükuti Memioğlu’nun son yıllarda ne yaptığından, ne durumda olduğundan hiç haberimizin olmaması ve çektiği sıhhî sıkıntılardan bihaber oluşumuz, vefatını bile günler sonra öğrenip bunu “Gecikmiş Bir Vefat Haberi” olarak vermemiz, üzerinde ciddi olarak düşünmemiz gereken acı bir durum.

 

     Biz müslümanlar böyle olmamalıydık, bu kadar vefasız olmamalıydık, diye düşünüyorum. Sükuti abi hakikaten çok güzel bir insandı, orijinal bir kişilikti, renkli bir insandı. İkinci bir Sükuti Memioğlu yok aramızda.

 

     Oturup düşünmeliyiz, hepimiz düşünmeliyiz. Biz neyi yanlış yapıyoruz, nerede hatalıyız? Bu vefasızlık, bu kopukluk bize yakışıyor mu?

 

     Mekânı cennet olsun. Müslüman olarak yaşadığına, kalemini Allah için kullandığına ve İslamî kaygılar dışında bir kaygısının olmadığına şâhidlik ediyorum.

YAZIYA YORUM KAT