1. YAZARLAR

  2. Salih Tuna

  3. Bizim paşalarımız
Salih Tuna

Salih Tuna

Yazarın Tüm Yazıları >

Bizim paşalarımız

A+A-

Son günlerde mütekait paşalarımız, ne yapacaklarını, ne diyeceklerini şaşırmışlar!

Sen tut, durduk yere, halefini nasıl harcamaya çalıştığını faş et.

Ne gerek var ve kime ne faydası var bunun?

Hayır, haldan bilmez olur muyum; bilirim:

Yoğun bir ortamdan, düşük yoğunluklu bir ortama geçişte yaşanacak envai çeşit zorluk var.

Bunların başında da, can sıkıntısı geliyor.

Birçok insanın başına tebelleş olmuş bu modern zaman musibeti, ne yazık ki, paşalarımızın da yakasına yapışmış, bırakmıyor!..

Can sıkıntısını defetmek için meşakkatsiz meşgalelere acil ihtiyaç var.

Neylersin ki, (mütekait paşalarımız için) bu zamanda 'oyalanabilecek' holding bulmak o kadar kolay değil.

Cenabı Allah herkese de ressamlık yeteneği vermiyor ki!..

Gerçi, yeteneğini konuşturabilecek başka sanat alanı mı yok?

Niçin kulaklarımızın pasını silecek şöyle taş gibi bir müzik kaseti çıkarmaya kimse heves etmiyor?

“Paşanın yeni albümü çıktı!...” ilanıyla duyurulan, “Vaay paşam, sesiniz de pek güzelmiş…” iltifatıyla kapışılan kasetlerimiz olsa fena mı olur?

Piyasa işi fantezi müzik de olabilir, klasik de.

Zevk ve meşrebine göre isteyen istediği türde okusun.

Gelgelelim, “İndim derelerine bilmem nerelerine / Kaytan bıyıklarımı sürsem nerelerine…” gibi türküler yakışık almaz ha!

Her şeyden evvel, kaytan bıyık şöyle dursun, ben hayatımda bıyıklı paşa görmedim.

(Tövbe, yalan olmasın; bir tanesi vardı, ama, o da çete işlerinden kafasını hiç kaldıramamıştı! Meşgul adamdı vesselam.)

Bıyıktan vazgeçsek bile, mezkur türkü farklı 'dinlemelere' müsait olduğu için, yine de uygun olmaz.

Üstelik netameli!

Genel Kurmay Başkanımız Büyükanıt'ın yorum yapmadığı bir konuda bile, neden yorum yapmadığından hareketle binbir türlü tezvirat üreten mebzul miktarda acar köşe yazarlarımız olduğu müddetçe gerçekten de netameli.

Bu arkadaşların, “Kaytan bıyık ifadesiyle, gerekirse postal giyebileceğini ihsas eden paşa, malum çevreleri uyararak; 'Akıllı olun, derelerinize indirmeyin beni' demek istemiştir…” şeklinde zırvalamayacağı ne malum?!

İşin yoksa “e-muhtıra”dan sonra, bir de “türkü-muhtıra” ile uğraş. Gündemin istiap haddine tecavüz etmenin ne âlemi var!

Hülasa, herhangi bir embesilin aklına karpuz kabuğu düşürebilecek alengirli türkülere tevessül edilmemeli.

En iyisi rizikosuz şarkılar.

“Atatürk'ün sevdiği şarkılar” mesela.

“Aliş'imin kaşları kara…Cana rakibi handan edersin…”

Yok, yok, bakmayın siz “yetenek” falan dediğime, o kadar da mühim değil

Siyasette daha mı kabiliyetliler sanki…Söyletmeyin beni şimdi!

Zaten yetenek dediğin de, bi yere kadar.

İnsanın içinde olacak; isteyecek, arzulayacak, azcık da gayret gösterecek tabii.

Ali Kırca yeteneğine bakmayıp aslanlar gibi albüm çıkarmadı mı?

28 Şubattan beri (şu kısacık sürede bile) ne paşalar gördük, ne paşalar geçirdik.

Duygusal paşalar… Adı çetelerle anılan paşalar… Hükümetin bakanını yağlı kazığa oturtmakla tehdit eden paşalar…

Başbakana, haşa huzurdan, “…evenk” demeye getiren paşalar…

İstiklal Marşı'mıza dil uzatan paşalar… Boşa çıkmış darbe hayalleriyle yanıp tutuşan paşalar…

Medar-i maişet motorunu, gırtlağına kadar yolsuzluğa bulaşmış holdinglerin yönetim kurullarında döndüren paşalar…

Demokrasiye ayar vermeye düşkün paşalar…

Köşe yazarına, “Makatına süngü takar cephelerde dolaştırırım” diyen paşalar…

Mesleğine aşık, siyasetle işi olmayan, canını vatanına feda etmeye hazır paşalar…

Huyu huyuna, suyu suyuna uymayan, can sıkıntısından muzdarip mütekait paşalar.

Paşalar…Paşalar…Bizim paşalarımız…

Yeni Şafak

YAZIYA YORUM KAT