1. YAZARLAR

  2. Yıldıray Oğur

  3. Biz Türklere düşen...
Yıldıray Oğur

Yıldıray Oğur

Yazarın Tüm Yazıları >

Biz Türklere düşen...

A+A-

Kürt meselesi üzerine uzun süre konuştuktan sonra fikirlerini değiştirmeyi başardığım hatta “Biraz da Biz Kürtleşelim” derslerine devam etmiş bir arkadaşım aradı dün. Türkiye’ye gelen PKK’lılar için yapılan coşkulu karşılanma görüntülerini izlemiş televizyonda.

“Bu kadarı benim için bile fazla” dedi.

“Barış oldu ama, tanıştırayım, 26 yıldır yaşadığımız bir savaştı” dedim ben de.

Evet, biz Türkler bunu bir türlü anlamadık. Daha doğrusu bunu bize dürüstçe anlatan kimse olmadı. Yıllarca medya bize devletini çok seven, PKK’ya lanet okuyan, Türk bayraklarıyla miting yapan sahte Kürtleri gösterdi. Biz de inandık. Hâlbuki bu 26 yıl boyunca ölen 20 bin PKK’lının beşer kişilik çekirdek ailelerden geldiğini düşünsek, yakılan binlerce köyde her evde sadece bir kişinin yaşadığını varsaysak bile savaşın karşı cephesinde en aşağı yüz binler vardı. Ucundan gördüğümüz gerçeği öğrenmek de pek işimize gelmedi galiba. Böylesi daha hayırlı olmuş da olabilir. Belki de 26 yıl boyunca sokaktaki Türkler ve Kürtler bu bilinçli cehalet sayesinde komşu ve dost kalmayı başardılar.

Bize dağları bombaladıkça ‘terörün’ biteceği anlatıldı. Dağda 10 PKK’lı öldürdü ordumuz, sırada bekleyen 10 kişi onların silahlarını alıp dağa çıktı. Bize ülkemizi bölmek isteyen dış güçlerin desteği biterse PKK’lıların dağda aç, susuz kalacağı söylendi. Bütün dünya PKK’yı terörist listelerine aldı ama gayet sağlıklı görünen PKK’lılar dağdan jeeplerle, şık kıyafetlerle indiler.

Yüz binlerce insanı ellerinde PKK bayrakları, Öcalan resimleriyle, üzerlerinde üniformaları olan PKK’lı militanlarını karşılarken görmek benim için de itiraf etmek gerekirse dünyanın en normal ve en kabul edilebilir görüntüsü değil. PKK’lıların durup dururken dağa çıkmadıklarını anlattığım ve ikna ettiğim anneme, babama, kardeşime bunu açıklamakta zorlanırım.

Ama bunun bir savaş olduğunu sürekli hatırlayabilirsek, o karşılamaya gelen insanların evlerinin duvarlarında o üniformalar içinde hayatını kaybetmiş binlerce evladın, kardeşin, yeğenin, kuzenin fotoğrafları olduğunu akıldan çıkarmazsak, bu savaşın bir çeşit barışla bitmekte olmasının ne kadar hayırlı bir iş olduğunu hiç unutmazsak, kabul etmek, sindirmek en azından anlamak daha kolaylaşacak.

O zaman bu savaşın bir tarafının evlatları, ‘asker’leri teslim olurken, uğruna savaştıkları halkın, yıllarca görmedikleri annelerinin, babalarının, komşularının onları böyle karşılamasının da ne kadar normal olduğunu fark edeceğiz.

O yüzden de “Sen izleme o görüntüleri” dedim arkadaşıma. “O görüntüleri Türklerin izlemesi yasak, Kürtler için onlar.”

Eğer biraz basiret ve ferasetle bakarsak, bu coşkulu karşılamaların Kürt cephesinde muhtemel bir yenilgi hissinin (PKK’yı bile aşabilecek yeni bir isyana yol verebilecek) panzehiri olduğunu, geri kalan PKK’lıları dağdan inmek için ikna edici bir iş görerek savaşın bitmesine hizmet ettiğini de görebiliriz.

Basiret ve feraset... Barışı getirecek iki kilit sözcük bu.

“Önderliğin çağrısına uyduk” demekte direnen militanların gösteremediği ama onları “gerek yok şimdi bunlara” diye ikna eden Ahmet Türk’ün gösterdiği gibi bir basiret.

Hem milliyetçi olup hem de sekiz PKK’lının Türkiye’yi teslim aldığını söyleyebilen Devlet Bahçeli’nin, AKP’ye bir terörist demediği kalan Baykal’ın artık sabır sınırlarını zorlayan tahriklerine rağmen vakur duruşlarını sürdüren Başbakan Erdoğan’ın, Beşir Atalay’ın, AKP yönetiminin gösterdiği gibi bir feraset.

O görüntüleri sindirmekte hâlâ zorlanıyorsanız, basiret ve feraset gösteremediğimiz için bugüne kadar başımıza gelen felaketleri düşünün.

Ne fark var, emperyal heyecanlarıyla Osmanlı’yı çöküşe sürükleyen İttihatçılarla, bugünün Bahçelilileri, Baykalları arasında. O gün onlara uyup bir imparatorluğu, Ermeni komşularımızı, Arap dostlarımızı kaybettik, bugün bunların gazına gelip elimizde kalan bu toprakları, Kürt kardeşlerimizi kaybedebiliriz.

Bugün “Niye seviniyorsunuz ki biz sizi yendik, biz sizi yendik” gibi mızıkçı çocuk yazıları yazanlarla “Geçtiği yerlerde medeniyetin otunu bırakmayan bir Türk’ü” pazarlayan 1915’lerın Aka Gündüzleri arasında ne fark var. Birine uyup Ermenileri kovaladık, diğerlerinin gazına gelip Kürtlerle mi didişelim.

Bugün biz Türklere düşen basiret ve feraset göstermektir. Emin olun az sonra da barış gelecek...

TARAF

YAZIYA YORUM KAT