1. YAZARLAR

  2. Eser Karakaş

  3. Bitmeyen bir Sayıştay hikâyesi (anlamsız gizli yönetmelikler)
Eser Karakaş

Eser Karakaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Bitmeyen bir Sayıştay hikâyesi (anlamsız gizli yönetmelikler)

A+A-

Bugün size kalemim dönebildiği ölçüde Sayıştay hukukunun önemli bir noktasını aktarmaya gayret edeceğim; Sayıştay hukuku çok kapsamlı ve teknik bir konu, bendeniz bugünkü yorum yazımda meselenin sadece bir noktasını ele almaya gayret edeceğim. "Gayret edeceğim" ifadesini kullanıyorum zira ortada ilginç bir durum var, tartışmalarda kimse bu noktanın altını çizmiyor, ben de bugün size öncelikle süreci yasal değişiklikleriyle aktarmaya çalışıp, arkasından da yorumumu ilave etmek istiyorum.

1982 Kenan Evren Anayasası'nın Sayıştay başlıklı 160. maddesini aşağıya aynen aktarıyorum:

"IV. SAYIŞTAY Madde 160 - Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir. Sayıştay'ın kesin hükümleri hakkında ilgililer yazılı bildirim tarihinden itibaren on beş gün içinde bir kereye mahsus olmak üzere karar düzeltilmesi isteminde bulunabilirler. Bu kararlar dolayısıyla idari yargı yoluna başvurulamaz.

Vergi, benzeri mali hükümlülükler ve ödevler hakkında Danıştay ve Sayıştay kararları arasındaki uyuşmazlıklarda Danıştay kararları esas alınır.

Sayıştay'ın kuruluşu, işleyişi, denetim usulleri, mensuplarının nitelikleri, atanmaları, ödev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ve diğer özlük işleri, başkan ve üyelerinin teminatı kanunla düzenlenir.

Silahlı Kuvvetler elinde bulunan devlet mallarının Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlenmesi usulleri, Milli Savunma hizmetlerinin gerektirdiği gizlilik esaslarına uygun olarak kanunla düzenlenir."

Anayasa'nın mezkur 160. maddesinde iki kez önemli değişiklik yapılıyor; kronolojik olarak, gerçekleşen ikinci değişiklik ile maddeye bir üçüncü ek fıkra konuyor ve bu fıkra ile mahalli idarelerin de hesap ve işlemlerinin denetimi, kesin hükme bağlanması Sayıştay'ın görev alanına alınıyor (29.10.2005).

Kronolojik olarak birinci değişiklik ile de yukarıda verdiğim 160. maddenin son fıkrası mülga oluyor (7.5.2004) ve böylece "Silahlı Kuvvetler elinde bulunan devlet mallarının TBMM adına denetlenmesi usulleri, milli savunma hizmetlerinin gerektirdiği gizlilik esaslarına uygun olarak kanunla düzenlenir." fıkrası Anayasa'dan tümüyle çıkarılıyor; bu son anayasa değişikliğini, bu değişiklikten sonra yaşanan hukuki süreçler doğrultusunda anlamakta zorlanma keyfiyetim bugünkü yazımın konusunu oluşturuyor.

Türkiye'de senelerce geçerli olmuş olan Sayıştay Kanunu 21 Şubat 1967 tarihli kanun idi; 2004 ve 2005 senelerinde Anayasa'nın 160. maddesinde yapılan değişiklikler, Avrupa Birliği süreci, katılım ortaklığı belgeleri, ilerleme raporları ve AK Parti'nin siyasi tavrı yeni bir yasa yapımını zorunlu hale getirdi ve 2005 senesinde kapsamlı bir yasa taslağı gündeme geldi. Yasa taslağı gündeme geldi gelmesine ama bu yasa taslağının TBMM Genel Kurulu'na gelmesi ve kanunlaşması benim anlamakta çok zorlandığım, devlet büyüklerimin muhtemelen benden çok daha iyi bildiği nedenlerden beş sene sürdü ve yeni Sayıştay Kanunu ancak 3 Aralık 2010 tarihinde kabul edildi.

Bu kısa özet ve yorumdan sonra tekrar yasal metinlere dönelim; 1967 tarihli Sayıştay Yasası'nın 38. maddesinin ilgili fıkrasını yine aynen aşağıya aktarıyorum:

"Askeri kadrolarla askeri teçhizat, levazım, ayniyat, fabrika ve müesseseler, Sayıştay denetimine tabidir. Ancak, bunların denetim usulleri, Sayıştay'ın görüşü alındıktan sonra Milli Savunma ve Maliye bakanlıklarınca yapılacak bir yönetmelikte belirtilir."

1967 tarihli yasanın 38. maddesi 1982 Anayasası'nın 160. maddesi ile 2004 değişikliği yapılmadan önceki haliyle, uyumludur, demokratik toplum gerekleriyle ne kadar uyumlu olduğu tartışılır ama en azından Kenan Evren Anayasası'nın 160. maddesinin son fıkrasıyla, yukarıya aktardığım maddenin uyumsuzluk içinde olduğu iddia edilemez, ilgili anayasa maddesi belirli gizlilik esasları öngörmektedir, 1967 tarihli Sayıştay Yasası'nın da 38. maddesi bu anayasal çerçeveye uymuştur.

Ancak, 2004 Mayıs'ında, AB sürecinde Anayasa'nın 160. maddesinin son fıkrası yani TSK'ya ait devlet mallarının denetiminin gizlilik esaslarını düzenleyen fıkra Anayasa'dan çıkarılmıştır. Aradan altı sene geçtikten sonra da yeni Sayıştay Kanunu (Aralık 2010) yapılmış ve bu yeni yasanın 44. maddesi TBMM'den aynen aşağıdaki gibi çıkmıştır:

"Raporların kamuoyuna duyurulması

MADDE 44- (1) Sayıs¸tay raporları, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunuldugˆu ve ilgili kamu idarelerine verildigˆi tarihten itibaren on bes¸ gün içerisinde Sayıs¸tay bas¸kanı veya görevlendirecegˆi bas¸kan yardımcısı tarafından, kanunların açıklanmasını yasakladıgˆı durumlar hariç kamuoyuna duyurulur.

(2) Savunma, güvenlik ve istihbarat ile ilgili kamu idarelerinin ellerinde bulunan devlet mallarının bu kanun uyarınca yapılacak denetimi sonucunda hazırlanacak raporların kamuoyuna duyurulmasına ilis¸kin hususlar; ilgili kamu idarelerinin görüs¸leri alınarak Sayıs¸tay tarafından hazırlanıp Bakanlar Kurulu'nca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir."

Savunma harcamalarının Sayıştay denetiminin ve bu denetim sonuçlarının aleniyetinin gerekip gerekmediği, güvenlik harcamalarında belirli bir kapalılığın olup olmayacağı başka bir tartışmadır, yeni yasanın 44. maddesi aynen yukarıdaki gibi çıkacak ise 2004 Anayasa değişikliğinin anlamını tartışmak bambaşka bir şeydir.

2004 senesinde TBMM bir siyasi irade koyarak Anayasa'nın 160. maddesinin son fıkrasını değiştirmiştir ama altı sene sonra çıkan yeni Sayıştay Yasası'nda bu anayasa değişikliğinin mantığını görebilmek kolay değildir.

1967 tarihli yasa da, 2010 tarihli yasa da gizlilik esaslarını bir yönetmelikle düzenlemektedirler ama arada, 2004 senesinde konuya ilişkin bir anayasa değişikliği gerçekleşmiştir; bizlere de bu anayasa değişikliğinin mantığını düşünmek, araştırmak kalmaktadır.

Savunma konularında gizlilik esaslarını yönetmeliklerle düzenlemenin çağın gerekleri ile de uyumu çok tartışmalıdır; Prof. Mehmet Altan'ın Star gazetesindeki 7 Aralık tarihli yazısından askeri cezaevleri yönetmeliğinin bile gizlilik esaslarına göre hazırlandığını ve Resmi Gazete'de yayımlanmadığını öğreniyoruz. Bir cezaevi yönetmeliğinin ulusal savunmanın gerektireceği gizlilik ile işin içinde başka şeyler yok ise, ne ilişkisi olabilir?

Yeni Sayıştay Yasası'nın 44. maddesinin ikinci fıkrasının öngördüğü (?) yönetmelik üzerine de bugünlerde çalışmalar sürüyor ama bu yönetmeliğin hazırlanma aşamalarına da "iyi sıhhatte olsunlar"ın yoğun olarak karıştığı haberlerini basından öğreniyoruz.

2004 Anayasa değişikliği aklıma eski bir fıkrayı, köyden ağanın arabasıyla şehre gidip, dönen, yolda da sırayla bir iddia üzerine pislik yiyen ağa ve yanaşmasını, yanaşmanın da köye girerken "ağam bu araba eskiden de senin idi, şimdi de senin, peki biz bu pislikleri neden yedik?" fıkrasını getiriyor. Haksız mıyım?

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT