1. YAZARLAR

  2. Salih Tuna

  3. Bisikletli yazar Türkiye'ye ne zaman dönecek?
Salih Tuna

Salih Tuna

Yazarın Tüm Yazıları >

Bisikletli yazar Türkiye'ye ne zaman dönecek?

A+A-

Yaşar Kaya 21 yıl ayrı kaldığı memleketine nihayet döndü. İyi ki döndü; kimin ne planı ne programı ne hesabı varsa gelsin bu ülkede görsün.

Pardon, Yaşar Kaya için böyle diyemeyiz.

Çünkü 'gönüllü sürgün' değildi, zaten dönmek istiyordu.

Hatta, Başbakan Erdoğan'a, 'dönmek istiyorum' arzusunu dillendiren bir mektup yazmıştı.

Demem o ki, 'Siyasi suçlu' olarak ülkesinden uzakta yaşamaya mecbur kalmıştı.

Türkiye hariç dünyanın her yerinde serbestçe dolaşabiliyordu. O kadar ki, Erdoğan 2011'de Erbil'i ilk kez ziyaret ettiğinde karşılayanlar arasında o da vardı.

Malumunuz, Yaşar Kaya herhangi biri değil.

'Kürt siyasi hareketinin' sembol isimlerinden; 60'lı yıllardan itibaren mücadele veriyor.

DEP (Demokrasi Partisi) Genel Başkanlığından Özgür Gündem gazetesinin sahipliğine kadar söz konusu mücadelenin her aşamasında önemli roller aldı.

Geçen hafta Türkiye'ye döndü.

Medya mezkur bu dönüşü, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, Türkiye'ye 3 ay içinde dönmesi halinde tutuklanmayacağı yönünde verdiği güvenceye bağladı.

'Mahkeme kararıyla döndü' demek tam anlamıyla basite indirgemektir.

Yaşar Kaya'nın yaptığı ilk açıklamadaki 'barış süreci' vurgusu, Türkiye'ye dönüşünü bu sürecin sembolü arasına sokmuştur.

Elbette söz konusu mahkeme kararının şu veya bu şekilde barış süreciyle alakası vardır.

Lakin unutmayalım ki, barış sürecinin de demokratikleşmenin de önündeki en büyük engel maalesef yine yargıdır.

Daha doğrusu, yargıdaki 'otonom yapıdır.'

Yargı demokratikleşmediği (her şeyden evvel de tarafsız olmadığı) müddetçe toplumdaki adalet ihtiyacını karşılayamaz.

Kabul etmek zorundayız: 'Özel Yetkili Mahkemeler' eliyle adalet duygusu korkunç bir şekilde zedelenmiştir.

Son günlerdeki Yargıtay kararları da maalesef 'Özel Yetkili Mahkemeleri' hiç aratmıyor.

Biz 15 yıldan beri suçsuz yere zindanda çürütülen 'Salih Mirzabeyoğlu'na özgürlük' derken, onlar kalktı,14 yaşında haksız yere tutuklanıp 7 yıl cezaevinde yatan Yakup Köse ve arkadaşlarını tekrar cezaevine gönderen karara imza attı.

Yaşar Kaya, Ankara'ya gelir gelmez mevzuat gereği mahkemeye çıkartılıp serbest bırakıldı ya, bu yargı zihniyeti devam ettiği sürece yarın ne olacağı belli olmaz.

Yargının sicili yazık ki yazık, hiç itimat telkin etmiyor.

Buyurun size taptaze bir örnek:

'Selam' diye bir örgüt uydurulmuş; gazetecilerden kanaat önderlerine, siyasetçilerden iş adamlarına kadar binlerce kişinin dinlendiği ortaya çıkmıştı; Sayın Başbakan ve Sayın Adalet Bakanı da 'Selam diye bir örgüt yok' demişti hani.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi ne yaptı biliyor musunuz?

Ne yapacak, Başbakana sanki nispet verircesine, 28 Şubat'ın mağduru olarak yıllarca içerde yatırılan gazeteci Mehmet Ali Tekin, Akıncılar Derneği Onursal Başkanı Mehmet Şahin, avukat Hasan Kılıç ve birkaç kişiye daha 'Selam' örgütü cezası yağdırdı.

Dedim ya, bu ülkenin demokratikleşmesindeki en büyük engel, 60'tan beri yargı kararları olmuştur.

Yargı demokratikleşmiş olsaydı, 'bisikletli yazar' 34 yıldan beri hiç Türkiye'ye gelemez miydi?

Mahbelbaf'ın 'Bisikletçi' (The Cyclist) filminden mülhem, 'Bisikletli yazar' dedim.

Adı, Selahaddin Eş Çakırgil.

Kelimenin tam anlamıyla, bir 'düşünce suçlusu!'

12 Eylül 1980 darbesinin ardından İran'a gitti, 1998'den itibaren de Almanya'da yaşıyor.

Bir kuşak dergilerde ve gazetelerde yazdığı yazılarla büyüdü. Yazmaktan hiç vazgeçmedi. Bir internet sitesinde yazıyor hâlâ.

Akıl almaz bir hafıza...

Olağanüstü bir soluk...

Müthiş bir klas duruş...

Selahaddin Eş Çakırgil'i Trabzon'daki 77 seçimlerden hatırlıyorum.

Henüz orta mektep talebesiydim.

Aklımda kaldığı kadarıyla, Sebil dergisinin sahibi, tarihçi yazar Kadir Mısıroğlu MSP'den milletvekili adayı olunca, seçim kampanyasına destek vermek için (sanırım) İstanbul'dan gelmişti.

Kahvehaneleri dolaşıp konuşuyordu. Bir de Mutafa Yazgan vardı. (Sessiz Çığlık adlı bir romanın müellifiydi. Daha sonraları 'Tomurcuk' adlı bir çocuk dergisi çıkarmıştı. Şimdi nerde, ne yapıyor acaba?)

Ve, konuşmacılar arasında genç, dinamik ve her daim yakışıklı haliyle Sadık Abimiz (Albayrak) de vardı.

Selahaddin Eş konuşurken de yazdığı gibi son derece uzun ve sağlam cümleler kuruyordu. Sanki bir kağıttan okuyormuşçasına hiç teklemezdi. (O vakitler yaka mikrofonu bile yoktu, prompter nasıl olsun Şinasi.)

'Seçim propagandası' dedim ama inanın partiyle pırtıyla hiç alakası yoktu; 'resmi ideoloji' kıyasıya eleştiriliyor, 'yakın tarih' adamakıllı teşrih masasına yatırılıyordu.

Giresun Federasyonu Genel Başkanı dostum Hasan Turan geçenlerde bir sohbetimiz sırasında Almanya'da ziyaret ettiği Selahaddin Eş'ten bahsetti.

Yaz kış binlerce kilometre (kimi zaman 40, kimi zaman 60 kilometre) hep bisikletle seyahat eden, gittiği her yerde inandığı değerleri anlatan, bu değerler uğruna 34 yıldır Türkiye'den ayrı kalan, ailesinden birçok ferdin cenazesine bile katılamayan, (birkaç ay önce de kardeşi vefat etmişti) inandıklarından taviz vermemek için yarı aç yarı tok yaşamayı göze alan bir kahraman o!

Onca çileye, onca yoksunluğa rağmen hiç yılmadı, hiç yıkılmadı. Onun için zaten 'Bisikletçi' filminden mülhem 'bisikletli yazar' dedim ya.

Dönüşüyle Türkiye'yi onurlandıracak bir ahir zaman dervişi o.

Ve...

'Bisikletli yazar'ın dönüşü yargının demokratikleşmesi yolunda bir adım daha atıldığının göstergesi olacak.

Yeni Şafak

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum