Birliktelik ve Birlikte İş Yapma Hukuku; Suriye Pratiği

17.06.2013 17:00

İsmail Özgüven

Birliktelik akidevi anlamda ayrılıkları ve ciddi yorum farklılıkları olmayan yapılar arasında gerçekleşen bir sosyal olgu iken, birlikte iş yapma ise farklı akidevi yapılarda olanlar arasında veya aynı akidevi yapıda olmalarına rağmen çok ciddi yorum farklılığı olan yapıların sırf ortak bir amaç uğruna ve şartlar gerektirdiğinden birlikte iş yapma ihtiyacı duymalarıdır.

Zamanının süper gücü(!) olarak anılan Sovyet Rusya’ya karşı Afganistan Direnişi’nin sürdüğü günlerde mücahid gruplar arasında karşılıklı infazlara kadar giden çatışmalar ile cihadın sonunda da mücahitler arasında iç savaşa dönüşen yaşanmışlık, bizde büyük bir hayal kırıklığı oluşturmuştu.

“… Allah’a ve Rasul’üne gönülden boyun eğerek itaat edin ve sakın birbirinizle çekişmeyin; aksi halde korkuya kapılırsınız da, bütün heybet ve kuvvetiniz kaybolup gider….”(Enfal Suresi:46 -Mahmut Kısa / Kısa Açıklamalı Kur’anı Kerim Meali-)

İslam’ın adam öldürmeye bakışı ve kardeşlik hukuku müessesini düşündüğümüzde bu dinin müntesiplerinin (hatta İslam’ın en önemli farizalarından biri olan ve büyük fedakârlık gerektiren cihad ibadetini icra eden Müslümanların) birbirlerini öldürmeleri Müslüman zihni anlamında anlaşılır gibi değildi.

Suriye Devrimi’nin başladığı günlerde herkesin aklında hep bir soru vardı: Acaba bu cihad da Afganistan cihadında olduğu gibi mücahid gruplar arasında bir mücadeleye dönüşür mü? Birbirlerine silah çekerler mi? Şahsen bu kuşku önceki kötü örneklerin bilinçaltımızda bıraktığı izlerden kaynaklanıyordu.

Suriye Devrim Süreci başlamadan önce bu ülkeye yaptığımız seyahatlerde Suriye’deki koşullar ve bu koşulların dayattığı ortamda yapılan/yapılmaya çalışılan İslami çalışmalar hakkında az çok bilgi sahibi idik. Neydi bu koşullar? Özellikle Müslüman halka uygulanan yoğun baskı ve Müslüman Kardeşler üyesi ithamı neticesinde idama kadar gidebilen uzun süreli hapis hayatı, işkenceler ve sık sık yargısız infazlar şeklinde tezahür eden tüm Suriye’de yaygın baskı ve zulümdü söz konusu olan.

Bu baskı ve zulüm rejiminin zorbalığına karşı inançları gereği dinlerini toplumsal anlamda yaşanır kılma mücadelesini/misyonunu yerine getirme sorumluluğuyla Suriye İslami mücadele mensupları aynen “Bunun üzerine, Musa’ya ve kardeşine şöyle vahyettik: Halkınız Mısır’daki her mahallede, her semtte mescit olarak kullanabileceğiniz evler hazırlayın ve bu evlerinizi birbirleriyle irtibatlı, topluca namaz kılınacak ortak mekânlar ve toplantılarınızın yapılacağı merkezi yerler haline getirin; namazlarınızı da bu evlerde, cemaatle ve dosdoğru kılın. İşte bunları yerine getirirseniz, zafer mutlaka inanların olacaktır. O halde, inananları müjdele!” (Yunus Suresi:87 -Mahmut Kısa / Kısa Açıklamalı Kur’anı Kerim Meali-) ayeti mucibince Kur’an merkezli çalışmaların bir sonucu olarak Firavun’un istibdadına karşı Rabbimizin Musa (as) ve kardeşine verdiği mücadele talimatına uygun olarak evlerini toplantı ve hareket merkezlerine dönüştürerek yerel küçük çalışma grupları, ev merkezli çalışmalar ve giderek de ev merkezli örgütlenmeler geliştirmişlerdi.

Bu evlerde yapılan çalışmalar genellik Kur’an merkezli ve İslami disiplinlerin öğrenimiyle ilgili çalışmalardı.

Suriye Devrimi’nin başlaması ile birlikte bu yerel ev yapılanmaları direniş öbekleri haline geldi. Şartların zorunlu kıldığı bu çok parçalı yapıdaki her bir İslami talim faaliyetinin yürütüldüğü ev, birer direniş örgütü haline geldi.

Bu küçük direniş öbeklerinin her biri hemen yanı başındaki, hemen yan mahalledeki diğer direniş öbekleriyle/kardeşleriyle birlikte meydana çıkıp seslerini daha gür duyurmak amacıyla yan yana geldiler kalabalıkları oluşturdular.  İlk kez yürüyüşler ve mitinglerde tohumları atılan bu birliktelik ve birlikte iş yapma tecrübesi devrimin ikinci safhası olan silahlı direniş için ilk fidelerini verdi.

Her ne kadar camilerde, sokaklarda, protestolarda, gösterilerde, yürüyüşlerde ve mitinglerde birlikte hareket edilse de yıllarca süren istibdadın insanlar üzerinde oluşturduğu temkinden kaynaklanan küçük gizli örgütlenme anlayışı hemen silkinip atılacak gibi değildi ve devrimin ikinci aşamasında da öyle oldu. Hele hele ikinci aşamanın yani silahlı direnişin özelliği bu yönde bir hareketi biraz daha zorunlu kılıyordu.  

Suriye gasıp rejiminin özgürlük isteyen halka katliamlarla cevap vermesiyle girilen devrimin ikinci safhası olan silahlı direnişte bu yerel, mahalle ve ev örgütlenmesi şeklindeki birliktelikler silahlı direniş birliklerine dönüştü.

Dış düşmana karşı savaşmak için değil de halkını baskı altında tutmak konusunda uzmanlaşmış ve tecrübe sahibi olmuş ve bu göreve göre yapılandırılmış düzenli bir orduya karşı küçük birliklerle/ketibelerle mücadele etmek kolay değildi. Bu durum beraberinde birliktelik ve birlikte iş yapma ihtiyacını doğurdu.

İlk birliktelikler, büyük bir savaş gücüne sahip olan Baas Ordusu’yla savaşabilmek için küçük birliklerin/ketibelerin kıt imkânları; yani silah, teçhizat ve erzakı aralarında paylaşma, birbirlerine insan ve eğitim desteği sağlama şeklinde başladı.

Bu birliktelikler sanki Rasulullah’ın (as) Medine’ye hicretinden (hemen yedinci ayı gibi) kısa bir süre sonra başlattığı serriyeleri andırıyordu. Tüm siyercilerin ortak görüşü bu serriye komutanlarına Rasullulah’ın verdiği talimatlara baktığımızda, bu serriyelerin amacının sahabeye birlikteliği ve birlikte iş yapma becerisinin kazandırılmasıydı.

Şöyle ki; Bedir Gazvesine kadar ki ilk dört serriyelere komuta edenler ve askerlerin hepsi Muhacirlerden oluşmakta idi. Bununla öncelikle (zamanın Arap örfüne göre) herhangi bir kabilevi birlikteliği (ve güvencesi) olmayan Muhacirlerin birlikteliklerinin ve birlikte iş yapma becerilerinin kazandırılması gerekiyordu. Zaten Ensar kendi içinde kabilevi olarak organizeler ve kabile güvencesi altında idiler. Ayrıca Ensar ikinci Akabe Biatında Medine’de Rasullullah’a kendisini koruyacaklarına dair ahit vermişlerdi ve Medine’nin dışarıdan gelecek tehlikelere karşı içerden güvenliği onlara ait idi.

Mekke döneminde 13 sene boyunca hertürlü zulmü gören, zulme karşı direnen ancak karşılık vermemekle emirolunan yurtlarında olmuş bu dava erlerinin askeri yeknesaklıklarının sağlanması ve savaş için eğitilmeleri gerekiyordu. Bu ilk serriyelerde akıncılara Rasulullah bir noktaya kadar gidip gelmelerini emrederek birlikte hareket kabiliyetlerini geliştirmek ve araziyi tanımak, düşman hareketlerini izleme ve haber alma ve bazı kabilelere gözdağı vererek caydırıcılık (karşılıklı ok atışları ile taciz ateşi gibi) ile Kureyş Kervanlarına baskın şeklinde idi. Bu serriyelerde birçoğunda Kureyş Kervanlarına ulaşamamışlar ve Kureyş Kervanlarını kaçırmışlar bir serriyede ok yani teçhizat bittiği için (teçhizatı gereği gibi kullanamanın gerekliliği gibi bir ders alındı) geri dönüldü, bir serriyede iki akıncı sefer sırasında kaybettikleri develerini ararken yollarını şaşırarak kayboldular. Tüm bu serriyeler de yaşananlara bakıldığında Rasulullah serriyeler ile işin abc’sinden başlayarak öncelikle Muhacirlere birlikte hareket etme ve askeri beceriler kazandırmayı amaçladı.

İlk serriyeler de önce Muhacirler arasında başlayan birlikte savaşma becerisi kazandırma eğitimine daha sonra Bedir Gazvesinde Ensar’ında katılmasıyla Ensar ve Muhacirin birlikteliğiyle topyekûn bir askeri yapı oluşturuldu. Bu birliktelik Bedir Gazvesinde Mekke Müşriklerine büyük bir hezimet yaşattılar. Bu durum düzenli orduya geçişin bir aşaması olarak İslam askeri birliklerinin hem askeri hemde idari eğitimlerinin tamamlanması bu sayede gerçekleşmiştir.

Bu serriyeler adeta düzenli askeri gücün oluşumunda birer planlı tatbikat rolü oynadı ve insanlar fiili mücadele içinde eğitilmiş oldular. Daha önce bir devlet düzeni içinde yaşamamış bu toplumun, hatta kimi başına buyruk yaşamayı şiar edinmiş bazı insanların (zamanın Arap örfüne göre mümkün olmayan) bir azatlı kölenin ondokuz yaşındaki çocuğunun komutasına girmesi ve ona itaat etmeyi kabul etmesini sağlamak gibi çok büyük askeri ve idari fonksiyonları icrada serriyelerin rolü sanıldığından daha etkin olmuştur.

Evet, Rasullullah’ın bu eğitim metodu ve serriyelerde (ve gazvelerde) yaşanan bu tarihsel referanslarımız bize gösteriyor ki birliktelikler ve birlikte iş yapma zamanla kazanılan bir beceriydi. Ve Suriye’de de aynen böyle oldu. Kimi Öğretmen, doktor, mühendis, öğrenci, kimisi de esnaf,  işçi olan toplumun her kesiminden ve mesleğinden Müslümanların ev örgütlenmeleri olarak başlayan birlikteliklerinin önce sivil itaatsizlik olarak başlayan mücadeleleri daha sonra şartların getirdiği bir süreç olan devrimin ikinci aşamasında Ortadoğu’nun en güçlü ve acımasız ordusuna (hemde arkasına aldığı Rusya, Çin, İran ve Hizbullah !/Hizbülesed desteğine) karşı onurlu ve destansı mücadele veren bir savaş gücüne ulaştı.

Birlikteliğin ve birlikte iş yapmanın çok önemli ve güzel bir sonucu vardır. Bu da birlikteliği oluşturan bireylerin birbirlerini tanımaları ki bu birbirlerini kabullenmeyi ve tahammülü beraberinde getirmektedir. Ortak düşmana karşı ana esaslar çerçevesinde kurulan birlikteliklerle sağlanan diyalog ortamında, Müslüman bileşenler daha önce kendilerine kabul edilemez gelen bazı fıkhi uygulamaların ve kelâmi görüşlerin sadece farklı bir düşünüş ve uygulama veya içtihad olduğunu öğrenmeye başladılar. Genellikle de çözemedikleri ihtilaflarını ise, esaslarla yetinmeyi ön plana çıkartıp, daha sonraki müzakere süreçlerine tehir etme eğilimini tercih etme yoluna koyuldular.

Ve sonunda Rabbimize hamd olsun ki, Suriye’de yerelde küçük birliklerin, ketibelerin birliktelikleriyle gerçekleşen yapılar daha önce ülke çapındaki birliktelikler olan tugaylara/hareketlere bugünse tugayların oluşturduğu cephelere dönüştü.

Bu duruma somut bir örnek olarak Ahrar’uş Şam Hareketini gösterebiliriz.

Önceleri bir grup İslami sorumluluk sahibi Müslümanın oluşturduğu ketibe olan Ahrar’uş Şam, daha sonra bünyesine tüm ülkenin değişik bölgelerinden yerel veya mahalle yapılarının her birinin ketibe olarak katıldığı ve İdlib’ten Dera’ya, Lazkiye’den Halep’e Şam’a tüm ülkede mücadele veren 114 ketibeden oluşan bir tugaya dönüştü.

Bir sonraki aşamada birkaç tugay düzeyinde katılmalar ile Ahrar’uş Şam Tugayı çatısı altında Suriye cihadının yine etkin ve güçlü tugayları olan el-Fecru'l İslamiyye/İslam Şafağı Hareketi, Cemaat’üt Taliatu’l İslamiyye/İslami Öncüler Cemaati Ahraru’ş Şam El İslamiyye Hareketi olarak birleştiler.

Son aşamada Ahrar’uş Şam El İslamiyye Hareketi’yle (Ahrar’uş Şam Tugayı, el-Fecru'l İslamiyye, Cemaat’üt Taliatu’l İslamiyye birlikteliği) Livau’l Hak/Hak Taburları, Hamza bin Abdulmuttalib Tugayı, El İmanu’l Mukatile Tugayları/İman Savaşçıları, Ensaru’ş Şam Tugayları, Musab bin Ümeyr Tugayı, Saraya'ül Mehem'ül Hasa/ Özel Görev Bölükleri, Sukûru’l İslam Maham el Hasa Seriyyesi Şukûr’ül İslam ve Ceyş'üt Tevhid /Tevhid Ordusu birlikte Suriye İslam Cephesi’ni oluşturdular.

Ahrar’uş Şam birlikteliklerle böyle organizasyonlar oluşturarak mücadele vermenin yanında bir yanda Özgür Suriye Ordusu gibi yapıyla diğer yanda Nusret Cephesi’yle ortak operasyonlar düzenlemek, erzak, silah ve cephane alışverişi yapmak gibi birlikte iş yapabilme becerisi gerçekleştirilmektedir.

Cabir b. Semure’den rivayetle Rasullulah’ın “Ümmetimden kıyamete kadar Allah yolunda cihad edip galip gelecek bir grup Müslüman bulunacaktır. Ne onları yardımsız bırakanlar ne de onlara karşı savaşanlar onların mücadelesini akim bırakamayacaklardır” (Buhari, nafakat-3, Müslim, imare-172) dediği nakil olunmaktadır. Evet onlar onurlu bir mücadele veriyorlar aslında onlar kendilerini kurtardılar. Onlara karşı çıkanların yeri de zaten belli; ama “onları yardımsız bırakan” ümmetin diğer kısmının hali de vahimdir. Onları yani mücahidleri yardımsız bırakanlar sadece onların işini biraz geciktirmiş olacaklar, onlara zarar veremeyeceklerdir; ama kendileri ziyanda olanlar olarak kalacaklardır.

Onlar birlikteliği ve birlikte iş yapmayı biliyorlar ve geliştirdiler. Bu birliktelikler sayesinde aralarında uhuvvet oluştu. Bu uhuvvet sayesinde mücadeleleri bereketleniyor ve bize asrımızın en onurlu destansı mücadelesini gösteriyorlar. Allah’a Hamd etmeliyiz ki bizzat bu mücadeleyi görmenin ve bu cihad erlerini tanımanın şahidi oluyoruz. Vahyi düsturları ve adaleti yaşatma kararlılığındaki bu yaşayan şehitlerin mücadelesine şahid olmayı bile Allah’ın büyük bir lütfu olarak görmeliyiz.

Savaş ortamında, hele hele kıt imkânlarla yürütülen ve zor şartlarda yapılan savaşta rol alan Müslümanların devamlı genişleyerek geliştirilen birliktelikler oluşturmaları çok önemli. Ayrıca kelâmi ve içtihadi yorum farklılıklarıyla veya başka nedenlerle gereği gibi vahdet oluşturamamalarına rağmen, ortak düşmana ve tuğyana karşı kendi varlıklarını korumak ve geliştirebilmek için Suriye’nin özgürleştirilmesi ortak paydasında birlikte iş yapabilmeleri, bizi Suriye Devrim Süreci’nin geleceği konusunda daha bir ümitvar kılmaktadır.

“İnkar edenler de, doğal olarak birbirlerinin yardımcıları, koruyucuları, müttefikleri ve dostlarıdırlar. Eğer sizde kendi aranızda böyle organize olmuş güçlü ve etkin bir toplum oluşturmak için üzerinize düşeni yapamayacak olursanız, yeryüzünde baskı ve zulme dayalı rejimler boy gösterecek; kan ve gözyaşı asla dinmeyecek, bütün dünyayı korkunç bir fitne ve imansızlık akımı dalga dalga saracak ve böylece, büyük bir kargaşa, anarşi, yozlaşma ve fesat baş gösterecektir.” (Enfal: 73 -Mahmut Kısa / Kısa Açıklamalı Kur’anı Kerim Meali-)

Uhuvvetin zirvesini resmeden sözlerin en güzeli olan Allah kelâmı ile bitirelim: “…Kendileri ihtiyaç içinde olsalar dahi onları kendilerine tercih ederler…” (Haşr: 9)

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim