1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Birey, toplum ve cemaat
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Birey, toplum ve cemaat

A+A-

Modernleşme hareketlerinin zaman ilerledikçe çözülmeye yüz tutan büyük efsanelerinden birisi de "özgür veya özerk birey" tasavvurudur.

Özgür ve özerk birey, iradesini bağlayan cemaat kalıplarının dışına çıkmayı göze alabilen, kendi kararlarını kendisi verebilen, kendi kişiliğini kendi kararlarıyla şekillendirebilen bir kişilik olacaktı. Bu bireylerin toplamından "toplum" denilen yapı ortaya çıkmış olacaktı. Toplum geleneksel dünyada cemaat olarak örgütlenmiş sosyalliğin alternatifi olarak temayüz edecekti. Toplumun en önemli ayağı ve aktörü de bizzat birey olacaktı.

Daha 19. yüzyılda F. Nietzsche, bu "birey"in tamamen kapitalist pazarın kendi projesi için talep ettiği, rolü ve görevi hazır bir cemaat üyesi olmaktan başka bir özelliği olmadığını teşhir edecekti. Bu birey aktörün kapitalist pazarın içinde alış-verişini yaparken bilhassa geleneksel cemaat bağlarından kurtulmuş ve pazar yerinde öngörülebilir davranışları edinmiş bir kişilik olması gerekiyordu. Ta ki, üzerinde hesap yapılabilir, ekonomik modeller kurulabilir, hatta bir ölçüde de sosyoloji yapılabilir olsun.

Tabi bu birey efsanesi bazı felsefi mülahazalarla desteklendi. Özgür ve özerk bireyin felsefeleri yapıldı, ama bu mülahazalar sonuna kadar izlendiğinde, yolun sonunda bu birey projesinin hem gerçeklerle bağdaşmayan, hem de ulaşıldığında bile hiç kimseye, hatta kendine bile bir faydası olmayan bir ham hayal olduğu anlaşıldı.

Birey kendi "benliğini" bile bir sosyalizasyon süreci içinde, başkalarıyla, bilhassa "öteki" olarak algıladığı gruplarla ve "bizden" dediği başkalarıyla kurduğu kademeli ilişkiler sonucunda ediniyor. Bu tespit bugün sosyal bilimlerin en harc-ı âlem bilgilerden sayılıyor.

İnsan kişiliği en modern koşullarda bile ve en kendiliğinden haliyle bile bir cemaatin içinde şekillenir. Modernlik projesini gerçekleştirmeye çalışan, yani cemaatleri dağıtıp yerine toplumu ikame etmeyi hedefleyen modernleştiricilerr bile bunu en katı cemaat yapıları içinde, çok özel cemaat dilleri geliştirerek yapmaya çalıştılar. Bugün cemaat karşıtı fikirleri bilir-bilmez bir şekilde dile getirenlerin bile bu düşünceleri edindiği veya paylaştığı bir çevreleri vardır ve bu çevreler de bizatihi birer cemaat olarak çalışıyor.

Türkan Saylan'ın Ayşe Arman'a verdiği mülakata bakılırsa, ÇYDD burs verdiği kişilerle bire-bir yakından ilgileniyor. Öyle ki, aralarına bir "sızma" olmaması için büyük özen gösteriyor. Burs alma üzerinden gerçekleşmesi beklenen bir "sızma" varsa, ilişkiler sadece burs verme düzeyinde bırakılmıyor, bir tür "intisap" da aranıyor demektir. İntisap için de belli bir zihinsel, çevresel ve davranışsal hazırlık ve liyakat özellikleri aranır. "Başkaları" ile keskin sınırlar çizilir, "onlar" hakkında "ötekileştirici" bir söylem geliştirilir. "Sızmalarından" çekinilen kategoriler tanımlandıkça "biz-bize" halleri de yaşanmaya, kapalı cemaat içinde işleyen özel dil de çalışmaya başlar.

Aslında aynı sitede yaşayanlar bile, paylaştıkları hayat tarzı ve birlikte sosyalleşme dolayısıyla bir süre sonra siyasal tavır veya görüş ortaklığına da gitmeye başlayabiliyorlar.

Sosyolog Ramazan Yelken bundan 10 yıl kadar önce modern şartlardaki bu cemaat örüntülerine bakarak sosyal bilimlerde "Cemaatin Dönüşü" (Vadi Yayınları) yönünde yeni bir kabulün gelişmiş olduğunu tespit etmişti. Doğrusu, cemaatin aslında hayattan hiçbir zaman çekilmemiş olduğu basitçe görülememişti. Ferdinand de Tönnies'in peşine takılarak cemaatin yerini "toplumun" almış olduğu zehabına kapıldı herkes.

Sonuçta modernleşme projesinin aradığı bireye ulaşılamadı. Cemaatten çıkılıp "o" bireylerden oluşan topluma da geçilemedi. Onun yerine cemaat "dönüştü".

Bugünün cemaati kişilerin doğuştan dâhil oldukları geleneksel ilişkileri değil, kendi iradeleriyle seçtikleri, katkıda bulundukları ve dönüştürebildikleri oluşumları kapsıyor. O yüzden dönüşen cemaat bir yanıyla modern "toplum" olma halinin bir özelliğini barındırıyor.

Kişilerin gönüllü olarak dâhil oldukları ve istedikleri zaman çıkabildikleri sosyalleşme örüntüleri, modern insana kuşkusuz daha farklı bir eylem alanı sağlıyor.

Ama kişiliğin gelişimi, insanın kendi çevresiyle veya başkalarıyla münasebetin kurulma tarzı, yani cemaat olarak varoluş, özünde hiç değişmediği gibi bu tarzdan hiç kimse muaf olamıyor.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT