Birbirinden vahim dört senaryo var

17.06.2009 15:14

Yasemin Çongar

Sevinebiliriz.

Çünkü olması gereken oldu.

Ve endişelenmeliyiz.

Çünkü olmaması gereken olmaya devam ediyor.

***

Sevinebiliriz.

Çünkü bu kez, ekseriyet demokrat bir vicdanı olduğunu gösterdi.

Medya mensuplarının önemli bölümü, arkadaşımız Mehmet Baransu’nun haberleştirdiği şer ve suç belgesine tepki vererek, “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” başlıklı bu belgeye herhangi bir hafifletici sebep aramaksızın, peşinen ve yüksek sesle muhalefet etti.

Yani olması gereken oldu.

Benzer “kara” belgelerin, andıçların, darbe planlarının daha önce, yine medyanın bazı kesimlerince kolaylıkla kabullenilmiş, mazur gösterilmiş ya da görmezden gelinmiş olduğunu hatırlayan her demokrat, şimdi farklı meşreplerden birçok yazar ve yorumcunun, böyle bir planın sorumlularının cezalandırılmasını istemesine sevinmelidir.

Aynı şekilde, Genelkurmay’ın bu planla ilgili soruşturma açmakta tereddüt etmemesi, ardından Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, meselenin takibini sivil yargıda yapmak için suç duyurusunda bulunması ve tabii, Ergenekon Savcısı’nın, planın altında imzası olan Deniz Kurmay Kıdemli Albay Dursun Çiçek’i ifade vermeye çağırması da sevindirici.

Demek ki, ordu da, hükümet de, yargı da bu kez görevden kaçmıyor.

Belgenin içeriğinden ziyade nasıl sızdırıldığıyla, içeriğindeki suçun niteliğinden ve sahiplerinden ziyade açığa çıkmasının kime yarayıp kime zarar verdiğiyle ilgilenmeye alışmış siyasi ve bürokratik kadrolar bu kez yapması gerekeni yapıyor.

Gerçi Genelkurmay, hızla soruşturma başlatmakla gösterdiği doğru refleksi, gerek getirdiği yayın yasağı gerekse soruşturmanın sıhhatli işlediği konusunda şüphe uyandıran açıklamalar dizisiyle gölgeledi ama yine de, askeriyenin “Belge doğru ise sorumluları cezalandırılacaktır” teminatını önemsemeliyiz.

Kaldı ki yayın yasağı, medyanın, siyasetin ve esasen de toplumun geniş kesimince reddedildi.

Aynı şekilde, geniş bir kesimin tepkisi, Genelkurmay’a, yaptığı açıklamaların artık “Tanrı kelâmı” gibi kabullenilmediğini, tatmin edici olmaktan uzak ve şaibe yaratan metinlerin sağlı sollu sorgulandığını göstermiş olmalı.

***

Buraya kadarı, işin sevindirici yanı...

Ama bir de işin esası var; demokratik bir ülkede asla olmayacak şeylerin Türkiye’de olmaya devam etmesi keyfiyeti var.

Ve bu keyfiyet, hepimizi ziyadesiyle endişelendirmeli.

Zira İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nın arkasında kim olursa olsun, bu belgeyi kim ne amaçla hazırlamış olursa olsun, sonuç bu demokrasinin işlemediğine ve bu devletin çürüdüğüne delalettir.

Benim aklıma birbirinden vahim dört senaryo geliyor:


Birincisi, söz konusu planın Türk Silahlı Kuvvetleri içinde emir-komuta zincirine uygun olarak, Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi dahilinde hazırlanmış olması senaryosudur.


Orgeneral Başbuğ’un bu olasılığın gündeme getirilmesini bile “hakaret” sayması doğrusu içimi biraz rahatlatıyor ve Başbuğ’un samimiyetine inanmak istiyorum.

Zira aksi bir durum, Başbuğ’un görevden alınması çağrılarını haklı kılmakla kalmaz, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “emir komuta zinciri” altında bir bütün olarak hastalandığını, kirlendiğini, çürümeye yüz tuttuğunu düşünmemizi gerektirir.

Ve bu, Türkiye’nin istisnasız her vatandaşı için korkutucu bir senaryodur.


İkinci senaryo, söz konusu belgenin Türk Silahlı Kuvvetleri içinde, emir-komuta zinciri haricinde ve Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi dışında hazırlanmış olmasıdır.


Bu da çok vahim ve Taraf’a ulaşan bilgiler çerçevesinde, maalesef, şu an için en kuvvetli olasılıktır.

Vahim, çünkü bu olasılığın doğru olması, ordunun içinde kendi toplumuna karşı suç işlemeyi planlayan bir cuntanın var olduğu ve Ergenekon’la birlikte ya da Ergenekon adına hareket ettiği anlamına geliyor.

Dahası, böylesi bir cuntanın varlığından Genelkurmay Başkanı’nın ya bihaber olduğunu ya da haberdar olmasına rağmen bugüne dek gerekeni yapmadığını, yapamadığını gösteriyor.

Her iki olasılık da, orduyu güvenilmez kılar ve bu, asker-sivil herkes, hepimiz için ürkütücü bir durumdur.


Üçüncü senaryo, polisin Ergenekon tutuklusu Serdar Öztürk’ün ofisinde ele geçirdiği belgenin “sahte” olması ve belgenin altında imzası bulunan subay tarafından değil, Ergenekon’la bağlantılı asker ya da sivil başka bir ekipçe hazırlanmış olmasıdır.


Bu da, Ergenekon zanlılarının Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki bazı subaylar adına sahte belge düzenlediklerini, bu yolla, o belgelerin altına imzasını attıkları subayın yaptırım gücünden yararlanarak, asker-sivil bazı şahısları suç işlemeye sevk ettikleri ihtimalini gündeme getirir.

Bu ihtimalin vahameti, sadece Ergenekon’un ne kadar tehlikeli bir örgütlenme olduğunu değil, aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri dahil birçok devlet kurumunun Ergenekon tarafından istismar edilmeye ne kadar açık olduğunu göstermesindedir.


Dördüncü senaryo, söz konusu belgenin sahte, planın da tamamen düzmece bir plan olması ve altındaki imzanın düşündürdüğü gibi Türk Silahlı Kuvvetleri ya da bulunduğu yerin düşündürdüğü gibi Ergenekon çetesi tarafından değil, bir başka çevre ya da kurum tarafından hazırlanmış olmasıdır.


Yazının sonunu beklemeden söyleyeyim; bu senaryonun doğru olması Ergenekon Davası’nı çökertir ve Türkiye’de devletin içine sızdığını, başka birçok olaydan ve belgeden bildiğimiz o kirli, karanlık yapının deşifre ve tasfiye edilmesini zorlaştırır.

Çünkü bu senaryonun doğru olması, o sahte belgenin polis teşkilatı içinde Ergenekon soruşturmasında sorumluluk üstlenmiş birileri tarafından hazırlandığını ve aynı kişiler tarafından Ergenekon zanlısı Öztürk’ün eşyaları arasına konduğunu düşünmemizi gerektirir.

Bu da, Emniyet teşkilatının hastalandığı, kirlendiği; polisin içinde bir suç odağı olduğu ve bu odağın Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı komplo düzenlediği anlamına gelir.

Ve bu durum, Gülen cemaati başta olmak üzere, toplumun dindar kesimlerini de bir bütün olarak çok ağır ve haksız bir töhmet altında bırakır.

***

Yukarıdaki dört senaryodan biri gerçek...

Ve hangisi gerçek olursa olsun, Türkiye’de olmaması gerekenin olduğu anlamına geliyor.

Günlerdir tartıştığımız o şer ve suç belgesini bu dört senaryodaki aktörlerden hangisi hazırlamış olursa olsun, hızla ve kamuoyunda tereddüt bırakmayacak bir açıklıkla ortaya çıkarılmalı.

Belgenin sorumlusu Genelkurmay

Başkanı da, ordu içindeki bir cunta da, ordudan bağımsız bir Ergenekon hücresi de, Emniyet’teki bir grup da olsa yargılanmalı, cezalandırılmalı ve devletin içinden söküp atılmalı...

Olması gereken bu.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim