Birbirimize Tahammüllü Olmak.. Okuyucularla Hasbihal..

23.04.2015 19:43

Selahaddin E. Çakırgil

secakirgil@yahoo.com

-bekir ziya, 17 Nisan, (Geçen haftaki hasbihalde) Ender Yılmaz isimli yorumcuya verdiğiniz  ’İmamet şartı müslüman değil de Şii sayılmak için!’ şeklinde cevap, biraz zorlama değil mi?!

*SEÇ: O benim cevabım değil, şiî müslümanların cevabı.. Şiî olarak mümin sayılmak için İmamet’in, İslam toplumunun liderliğinin, (Hz. Peygamber’den den sonra) ümmetin başına gelecek olan imam’ın/ liderin de Allah tarafından belirlenmiş olduğuna dair inancı kabul etmeyi mümin olmanın şartı sayıyorlar. Zâhirî mânâ ve beyanı esas almak gerekir.

-cengiz, 18 Nisan, gecen bir yazınızda şiilerin iman esasları arasında imamet yok demiştiniz ama biraz araştırınca 5 şartlarından biri imamet.

*SEÇ: Öyle bir söz kullandığımı sanmam. Çünkü, o söz gerçeği yansıtmaz. 

-Rehavi Diyarbekir,  19 Nisan, cengiz kardeş, belki de yanlış anlaşılan nokta şu: Ehl-i Beyt Mektebi diyor ki, ’Delillerimiz bizi imamete götürüyor, biz bunu imanın bir parçası olarak görüyoruz. Ama bunu imanın bir parçası olarak görmeyen kimse de yine müslümandır.’

-Nurullah: Ağabey, Diyarbekir, Batman, Mardin gezinizde anlattığın yazında, Midyat’ta bir süryanî’nin sizi evine davetle, şarab sunmak istediğini yazmışsın da, davete icab edip etmediğini yazmamışsın. Başkaları da merak etmiştir, diye yazıyorum, (latife tabiî..)

-İ. Arslan: Yazılarda yazım hataları oluyor, daha dikkatli olsanız..

*SEÇ: Hatırlatmanız için teşekkürler..

*Lokman, Almanya: 08 Nisan, Sevgili abi, malumunuz olduğu gibi mükemmel olan sadece Rabbimizdir. Sizinde belirttiğiniz gibi haklı olduğumuza inandığımız konularda, biraz ısrarlı tavrımızı koruruz, ama bir zaman sonra bazen ah keşkemler oluşur. Bu durum insana, insan olduğunu ve sıfır hatalı olamayacağını, bundan sonra daha da dikkatli olması gerektiğini öğretir, belki hata yapmanın en kayda değer tarafı budur.

-Ahmed  Tekiner: ( ’Soykırım değil, tehcîr ve muqatele’ başlıklı yazı üzerine): El’Aziz’liyim. Dediğiniz gibi bizim oralarda da, siviller arası bir boğazlaşma olmuş.. Resmî güçler devreye, zâhiren girmemiş.. Ama, dolaylı olarak?

Daha acısı ne, biliyor musunuz?

Bizim buralarda nerede sağlam yapılarıyla bilinen evler varsa, hemen hepsi ermenilerden kalmıştır ve kemalist rejim, kendisine bağlı yeni bir zenginler sınıfı oluşturmak isterken, ermenilerden ve diğer gayrimuslimlerden kalanları kendisisine yardakçılık yapacak olan tıynettekilere vermiş.. Onlar hâlâ, CHP’li ve tabiatiyle kemalist-laik..

*SEÇ: Tesbitlerinize büyük çapta katılıyorum. Üstelik büyük kesimi, silahlı mücadeleye girmemiş olsalar da, savaş gerekçe gösterilerek ’tehcîr’e, sürgüne tâbi tutulanların mallarının müsaderesi, İslam açısından da kabul edilemez.

-Merve Çakır,19 Nisan, Geçmişin acılarını kendilerine umut kapısı yapanlar, o kirli ellerinizle dokunduğunuz diğer kapılar ne olacak?

-Murat AYDOĞDU,19 Nisan, sivilleri koruyacak yeterli önlemler alınmadığı ve İttihadçıların Teşkilat-ı Mahsusa'sı faaliyetler ve çetelerin eylemlerine göz yumulması nedeni ile soykırım tanımlaması tehcîrden daha tutarlı görülüyor. İttihadçıların büyük çoğunluğunun, Devletin Bekası için buna neden olduğunun farkındayım, Ermeni diasporasının abartıları da var elbette, ama, bu bile halklara bu şekilde zulmedilmesine bahane değildir. (…) İttihadçıların ve kemalistlerin günahlarını halklara yüklemeden zulümlerine karşı çıkmak, Ermeni diasporasının ve emperyalistlerin saptırıcı, çıkarcı ve art niyetli faaliyetlerine de dikkat çekerek yüz kızartıcı faaliyetlerin lanetlenmesi gerektiği kanaatindeyim.

Satır aralarında sizin de isim vermeden değindiğiniz konuda ben net konuşulması taraftarıyım; İttihatçı ve Kemalist kadrolar,  Ermeni,/ Rum, /Kürt,/ Türk, /Müslüman /Gayrimüslim ayırmadan her türlü insanlık suçunu ve soykırımları gerçekleştirmişlerdir. Tıpkı günümüzün Baasçı ve diğer Ulusalcı çeteleri gibi.. Bunların neden olduğu yıkımlar bütün halklara acılar ve büyük zararlar taddırmıştır ve bunun vebali bu acıları tadan halklara yüklenmemelidir. (…)Hâlâ Ulus Modelli bir devlet ve buna isyan edenlerinde bu Ulus model formatında olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bu paradigma değişmeli..’

-Ali Karagöz: ’Savaş San’atı’ üzerine bir kitabdan aktardıklarınız ilgimi çekti. Teşekkürler..

Mehmed Arı- Adıyaman: Savaş San’atı’ isimli kitabı hediye gönderirseniz.. 

*SEÇ: Maalesef, o kitab, sizden önce başkası tarafından ’ümmetleştirilmişti..’!!

-Celaleddin Timuroğlu: Bangladeş’de Cemaat-i İslamî’nin önde gelen isimlerinden  Muhammed Qamer-uz’Zaman’ın, müslümanların ayrılığına karşı çıkıp, birliğini istemesi dolayısiyle, ’vatan hainliği’ ile suçlanıp hukuk adına denilerek öldürülmesiyle ilgili yazınız ve verilen bilgiler için teşekkürler. Hele de, Bengal’li şair Nazr-ul’İslam’dan aktardığınız, ’Benim ormanımın ağacı, ya minber olur, ya dârağacı..’ şeklindeki mısra, ne kadar çarpıcı..

-Mehmet Cebeci:  20 Nisan, (Soykırım ve tehcîr üzerine yazılan makale) Selahaddin abi'den beklenmeyen talihsiz bir yazı olmuş.

Öncelikle Ermeniler'in 93 Harbi sırasında Rus ordusuna aktif olarak hizmet ettiklerine dair bilgilerini paylaşmasını kendisinden rica ederim. Zira "Ermeni sorunu" 93 harbinden sonra uluslar arası siyasete girmişti. Bu tarihten önce böyle bir mesele gündeme gelmiyordu. Ermeni ulusalcı gruplar şiddet eylemlerine 93 Harbinden sonra başladılar, 1880'li yıllar. (...) Türkiye'de ve özellikle Müslümanların yazılarında, Ermenilerin uğradıkları mezalimi bir defa da olsun diğer zulümlerden bahsetmeden dile getirmek mümkün olmayacak mi diye endişe etmeye başladık artik. Elbette büyük resmi göz önünde bulunduracağız. Lakin şimdiye kadar hep bu şekilde davranıldı ve tek bir sefer dahi Ermeniler büyük bir zulme uğradı, bunun lamı cimi yok denilmedi.

Bir halkın uğradığı zulüm diğerininkini hakli çıkarmak için kullanılır oldu. Sizin yazınızdan da, Ermenilerin uğradıkları zulmü relative ediyormuş gibi bir sonuç çıkıyor.

Ermenilerin karşılıklı kıtaller sonucu katledildikleri söylemek çok doğru değil. Hayatını kaybeden ve sürgüne maruz kalan Ermeniler kahir ekseriyeti çeteci Ermeni gruplarla hiç bir iliksisi olmayan insanlardı. (...) Talat Pasa/Enver Paşa'nın ve ittihadçıların korkunç mirasını izah etmek görevi Müslümanların değildir.’

*SEÇ: Ermeniler, 800 yıl birlikte yaşadıkları müslümanlardan asırlar boyunca düşmanlık görmemişken; o seferberlik ve savaş şartlarında ortaya çıkan tabloda, ve sadece ermenilerin kayıplarına öncelik verilmesinin ne kadar doğru olduğu üzerinde de durulmalıdır, sanıyorum. Mes’ele, İttihadçıların savunulması değil, asıl yananının müslümanlar olduğu bir savaşta, sadece içlerindeki bir takım silahlı unsurların oyununa gelen ermeni halkının acılarından söz ederken, milyonlarca müslümanın acısının akla bile getirilmemesi ve müslüman topraklarından uluslararası diplomatik entrikalarla toprak koparma veya geçmişteki o karışıklık günlerinden dolayı, -yahudilerin ve İsrail’in Almanya’dan yüzlerce milyar dolarlık tazminat alışı gibi, ermenilerin de Türkiye’den yüzmilyarlarca dolarlık tazminatlar alma kurnazlığına karşı durmaktır.

-Hakan Kartal: Salahaddin Bey, hukukçu imişsiniz, ama, hâlâ, bir ülkede hâkim olan kanunî hükümet ile muhalifleri arasında fark gözetmeden, falanca ülke de oralarda askeri güç bulunduruyor diyebiliyorsunuz. Ya, hâkimiyet kavramına karşı olduğunuzu açıklayacaksınız ya da mevcut durumu kabul edeceksiniz.

Örnek olarak Türkiye halkı istemese de, geçmiş ve şimdiki hükümet Türkiye'de NATO ve ABD güçleri bulundurmasına izin vermektedir.

Şimdi buna bakarak Türkiye halkından bir grup, biz de Çin askerleri, Rus gerillaları getireceğiz diyebilir mi? Lütfen insaflı olun demagoji yaparak kafaları karıştırmayın.

*SEÇ: Suriye ve Irak’da filan ülkenin askerlerinin bulunmasını, o ülkelerdeki hükûmetlerin istediğini, bunun hâkimiyet hakkından kaynaklandığını anlatmak istiyorsunuz anlaşılan ve o hükûmetler, uluslararası hukuk açısından, o ülkenin legal temsilcileridir ve başka ülkelerden yardım isteyebilirler ve istemişlerdir ve kendilerinden yardım istenen ülkeler de uluslararası hukuka uygun olarak oradadırlar..’ demek istiyorsunuz..

Kimi, neyi kasdettiğiniz ve savunmak istediğiniz ortada.. Gerçek şu ki, sözünü ettiğiniz ülkeden uluslararası hukuka uygun olarak bir yardım talebinde bulunulduğu bilinmemektedir. Diyelim ki, dediğiniz gibi bir anlaşma veya yardım çağrısı yapılmış olsun..  O  zaman, aynı mantıkla, Yemen’de de, ülkenin uluslararası hukuk açısından geçerli kanunî/ legal  cumhurbaşkanı ve hükûmetinin Suûdî rejiminden ve bölgedeki 10 kadar  arab rejimlerinden ve de Amerikan emperyalizminden askerî yardım istediği ve yabancı güçleri kendisine yardımcı olmaları için davet edişine de aynı mantıkla yaklaşabilecek misiniz?

-Sıdkı Zilan: Bazı konulara vakıf olmanıza rağmen, yine de görmenizde fayda vardır. Kemalizm henüz de ayakta duruyor. (...) Bu açıdan baktığımızda iç dinamiklerle çözebileceğimiz sorunlar olduğu gibi, çözemeyeceğimiz sorunlar da vardır. İslam alemi güven bunalımı yaşıyor. (...)

Yeni bir ahlâka, siyaset tarzına ihtiyaç vardır. Tüm dengeleri gözeten, ama devletleri, mezhepleri, cemaatleri aşan bir duyarlılıkla.. (...)İslami camianın dostlarını değil, düşmanlarını çoğaltmadan.. Bin dostun olsa az, bir düşmanın olsa çoktur, der İmam Ali.

Kürdistan özelinde de devletin kirli mekanizmasıyla İslami çalışma yapılmaktadır ki tutmaz. Temiz suyu ne kadar kirli ve necis kemalizm havuzuna eklesen de boştur. (...)

Kürdistan, Arap Alemi, tek tek ülkeler için, cemaat ve örgütler için uygun yaklaşım ve rehabilitasyon programları şarttır. Yani her konuda İslamî hareketin belli bir konsepti-yaklaşımı olmalıdır.

*SEÇ: İkaz, hatırlatma ve tavsiyeleriniz için teşekkürler..

-Necmi Bayınca: Ortadoğu’daki krizlerde, İran idarecileri suçlu da; Türkiye iktidarı ve müslümanları suçsuz mu? Dış politikalarda ulusal çıkarlar, var olma endişesi hep egemen değil midir?

*SEÇ: Filan ülke suçlu, filan suçsuz demeyip, ülkelerin dış politikalarının resmî ideoloji ve değerlerine uygun olup olmadığına bakmalı ve değerlendirmeyi ona göre yapmalıyız

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim