Birbirimize fitne olmamak için

20.04.2009 16:07

Yasin Aktay

Ergenekon davası devam ettikçe ortaya çıkan kirli ve karanlık ilişkiler ne kadar kimsenin kayıtsız kalamayacağı kadar açık olsa da, bu ilişkilerin ortaya çıkmasının memnun etmediği, hatta mutsuz ettiği bir hayli geniş bir kitlenin varlığı da her geçen gün daha da belirmeye başlamıştır. Seçimlerden sonra Neşe Düzel'e verdiği bir mülakatta TKP eski Genel Başkanı Nabi Yağcı seçim sonuçlarından dehşete düştüğünü belirtmişti: "Ergenekon'la ilgili gerçekler özellikle ikinci iddianameyle ortaya çıktığı halde bu tabanın Ergenekon'a hâlâ "acaba?" dememesi ve Ergenekon'un avukatı olduğunu iddia edenin partisine oy vermesi çok düşündürücü. Burada kemikleşmiş, taraf olmuş bir taban var" diyordu Yağcı.

Susurluk olayı patladığında sergilenen infialin boyutları toplumda "temizlenme arzusu"nun çok geniş bir toplumsal desteği yansıttığını hissettirmişti. Bizzat Susurluk dolayısıyla yürütülen "sürekli aydınlık için bir dakika karanlık" kampanyasının bile zamanla Susurlukçuların kendi kontrollerinde ve hedefi saptırarak tepkileri istedikleri yere yönlendirebildikleri bir operasyon olduğu anlaşıldı.

Susurlukçuların toplumdaki örgütlü varlığı hiçbir zaman yok olmadı. Ergenekon olarak tekrar tenasüh eden örgütlülük o geniş tabana dayanıyor. Susurluk gibi mucizevi bir ifşaatın üstü ancak toplumun ve devletin her kesimine yayılmış geniş bir taban sayesinde örtülebilirdi.

Ergenekon dava süreci Türkiye'nin demokrasisini, bağımsızlığını, insan haklarını, aklını ve her şeyini Susurluk tarzı yasadışı örgütlenmelerle rehin almış bir yapılanmanın deşifre edilmesi sürecidir. Yıllardır herkesin cevabını öğrenmeye can attığı soruların cevabının her geçen gün tüyler ürpertici gerçekler eşliğinde ortaya çıkıyor olmasının bazı insanları hiç heyecanlandırmıyor olması, o insanlarda bir adalet duygusunu hiç harekete geçirmiyor olması bir yana, giderek bu dava sürecine karşı bir bıkkınlığı, bir muhalefeti harekete geçirmeye yöneliyor olması gerçekten düşündürücüdür.

Keşke sorun dava sürecinde yapılan ihlallerle ilgili olsaydı. O takdirde endişelenecek bir şey olmazdı, dava sürecinin daha hukuki, adil yargılama usullerine daha uygun bir şekilde yürütülmesi gerektiği hususunda bir mutabakata varmak hiç de zor değil. Kimse dava kapsamında tutuklananlara karşı sadist ve intikamcı duygular içinde hareket edilmesini hoş göremez, görmemeli. Ancak ne yazık ki sorun, Türkiye'de darbe karşıtlığının, demokratik değerlerin, insan haklarının ortak bir değer haline gelmemiş olmasıdır. Darbe için gerekirse binbir türlü entrika çevirmenin, cinayetler işleyerek bu cinayetlerin suçunu başkalarına atmanın lanetlenmesi gereken bir suç olduğu konusunda bile istisnasız bir mutabakatın olmadığı anlaşılıyor.

Ergenekon davası durduk yerde başlamadı, durduk yerde de ilerlemiyor. Türkiye'nin demokrasisini rehin almış ve görünürde herkesin şikayetçisi olduğu bir kesintisiz darbe düzeni ilk defa bu kadar açık bir biçimde suçüstü yapıldığı için başlamıştır. Maalesef darbe Türkiye'nin istisnai bir yönetim biçimi değil, aslî yönetim biçimi olmuştur. Darbe zamanlarının dışındaymış gibi göründüğümüz zamanlar darbe olasılığının çok daha belirleyici ve siyaset üzerinde bir vesayet belirlediği bir rejimi olmuştur Türkiye'nin. Bu rejim öyle görünüyor ki, kendi taraftar kitlesini de yaratmıştır.

Ergenekon'la ilgili olarak ortaya çıkan hiçbir kirli ilişkinin, hiçbir cürm-ü meşrutun bu kitleyi ikna edemiyor olması basitçe geçiştirilemez. Ergenekon bütün icraat ve eylem biçimlerini anlayışla karşılayan, hukuk-dışı uygulamalarına bir mantık çerçevesinde mazur karşılayan bir söylem etrafında kendi tabanını yaratmıştır. Bu söylem bir dar cemaat söylemidir ve tüm dar cemaat söylemleri gibi, dışarıdan bakanlar için anlaşılması veya kabullenilmesi son derece zor konuları kendi üyeleri için anlaşılır kılabilmektedir.

Bu tabanın uzantıları toplumun sanatçısından bilim adamına, bürokratından iş dünyasına uzanan bir organikliğe de sahip olduğu için operasyonlardaki basit bir aksama çok organik bir muhalefeti harekete geçirebiliyor. Adaletin tecellisi uğruna gösterilen çabaların herkesi mutlu etmemesi normal de bu adalet-karşıtlığının hatırı sayılır bir taban bulabilmesi üzerinde durmak gerekiyor. Öyle böyle değil, Ergenekon avukatlığına soyunan CHP'de beklenen oy kopmasının yaşanmamasında hatta oylarını artırmasında bu faktörün hiçbir yerinin olmadığı söylenemez.

Ergenekon dava sürecinin toplumun mutlaka bütün kesimlerinin desteğini alabilmesi için, toplumsal unsurların birbirlerine karşı hesaplaşma alanı olarak görülmemesi şarttır. Bunun için dava hakkında yapılan yayınların dilinin gözden geçirilmesi gerekiyor. Yayınlara rövanşist, tarafgir bir dilin bulaşmamasına özen gösterilmesi, gerçekten de adalet arayışını gözeten bir duyarlılığın daha fazla işlenmesi şarttır. Unutulmamalı, siyasal kutuplaşma çok ilginç bir tabiata sahiptir. İnsanların kimlik ve "ötekilik" duyguları üzerine giderek, normalde savunamayacakları şeyleri savunacak hale düşürmemek gerekiyor.

Ergenekoncu terörü bile mazur görebilenlerin bir kısmının tam da bu "ötekilik" duygularının tahrik edilmesi yüzünden kutupsal manyetik tavır alanına çekildiğini hesaba katmak gerekiyor.

Bu tabii ki mazeret değildir, ama herkesin de başkasına fitne olma potansiyeli vardır ve dua etmemiz gereken nokta da bu olmalıdır "Allah bizi birbirimize fitne kılmasın"

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim