1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Biraz da meydanları dinleseler
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Biraz da meydanları dinleseler

A+A-

Şu hale bakın. Türkiye'de hükümet, yani iktidar, insanların keyfi biçimde dinlenmesini engellemek, yasal dinleme şartlarını bile alabildiğine zorlaştırmak için çabalıyor, yasalar çıkarmaya çalışıyor, muhalefet ise buna karşı çıkıyor. İktidar özgürlükleri daha fazla savunuyor, muhalefet ise bu kadar özgürlük fazla diye veryansın ediyor. Bu nasıl bir siyaset manzarası? Kişi hak ve özgürlüklerini geliştirmeyi talep eden bir iktidar ve bu tür çabaları engellemeye çalışan bir muhalefet.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) tarafından son iki yıl içinde 509 bin 516 kişinin dinlendiği ortaya çıkıyor, daha doğrusu bunu hükümet bir skandal olarak ortaya çıkarıyor ve üstüne gidileceği mesajı veriyor. Muhalefetten yine tık yok. Dinlenenler arasında kendileri de var, bu da aşikar, ama bundan yana da hiç bir şikayetleri yok. Garip, çok garip bir durum bu.

Bu duruma rağmen, dünyaya başbakanın diktatörleştiği mesajını vermeye de devam ediyorlar, ama o diktatör dedikleri zat, insanların dinlenmesini sorun ediyor, kişi hak ve hürriyetleri üzerine adeta titriyor, onları geliştirmeye azmediyor. Camia ve muhalefet ise diktatörlerin en ayırt edici özelliği olan bu dinlemeleri masum bulmaya devam ediyorlar. Çünkü diktatörlüğe özgü bu hareketleri bizzat kendileri yapıyor. Pişkinliğin bu kadarı da fazla, ve emin olun ürkütücü bir hal almış bulunuyor.

Böylece AK Parti'yi başından beri ayırt eden bir özelliği bu süreçte tekrar nüksediyor. AK Parti iktidardayken, iktidara özgü yerleşik kurumlara ve teamüllere muhalefet etmeye devam ediyor. Muhalefettekiler ise statükoyu daha fazla savunuyor, çökmeye yüz tutmuş statükoyu restore etmeye çalışıyorlar. Ee, bunlar böyle yaptıkça AK Parti'nin kaybetme ihtimali yok ki.

Bu arada yerel seçimlere doğru hızla yol alıyoruz. Muhalefet cephesinden yana şu veya bu il için herhangi bir proje, bir vaat, bir iddialı öneri duyan olmuyor. Örneğin CHP herhangi bir şehri aldığında, o şehri nasıl yöneteceğine, nasıl bir şehircilik ve belediyecilik vizyonu ortaya koyacak? Buna dair tek bir söz duymuyoruz.

Tamam anladık, 17 Aralık'tan itibaren bu seçimlerin anlamı mahalli boyutları çokça aştı, ama neticede hala kullanacağımız oylarla belediye yöneticilerini de seçeceğiz. Halk yönetimine talip olduğunuz belediyelerle, şehirlerle, çevreyle ilgili de bir çift söz duymak istiyor sizden.

AK Parti'nin seçim kampanyasında il il, ilçe ilçe neler yapıldığına ve bundan sonra neler yapılacağına dair alabildiğine ayrıntılı tezler ve projeler var. 20 Şubat itibariyle, yani seçimden tam 38 gün önce seçim beyannamesini kamuoyuyla paylaştı. Başbakan Erdoğan'ın miting konuşmalarında insanlar güncel tartışmalara dair söylenenlere daha fazla ilgi gösteriyor, bu tartışmalar dolayısıyla görülmemiş ölçüde olağanüstü bir rağbet ve teveccühle kalabalıklar toplanıyor, ama sayın Başbakan yine de her il için somut projelerini de anlatmaktan geri durmuyor.

Her il mitinginde konuşmasının önemli bir kısmını buna ayırıyor Başbakan ve bu durum toplamda halk nezdindeki inandırıcılığını daha da fazla perçinliyor. Halk bu farkı da görüyor ve başbakanın mitinglerine olağanüstü bir teveccüh gösteriyor. Gösterilen rağbette bu hizmet performansına, bu mücadelesine rağmen başbakanın şahsını son zamanlarda hedef alan saldırılar çok önemli bir rol oynuyor.

Hesap muhakkak ki başkaydı. Hesap yolsuzlukla mücadele görünümlü operasyonla birlikte halk ile başbakanın arasını açmaktı. Oysa sonuç, bu operasyonun bir darbe olarak algılanmasıyla birlikte halkın başbakanın etrafında daha da kenetlenmesi oluyor.

Bugünlerde miting meydanları, Türkiye'nin demokrasi ve seçimler tarihinde görülmemiş manzaralar sahneliyor. Bu manzaraları iyi yorumlamak lazım. Bu meydanlar bir şeyler söylüyor. 509 bin kişinin telefonlarını tek tek dinleyeceklerine bu meydanların sesini bir defada dinleseler, belki kulakları açılır.

8 MART'TA ŞİDDET GÖREN AK PARTİLİ KADINLAR

Van'dayız. AK Parti'nin belediye başkan adayı Osman Nuri Gülaçar seçim sürecine müthiş bir hareketlilik getirmiş. Son düzenlemeyle büyükşehir olmuş olan Van'da normal şartlar altında seçimi alacağından kimse kuşku duymuyor. Ancak kırsalda örgüt hala çalışmaya ve halk üzerinde varlığını bir tehdit olarak hissettirmeye devam ediyor.

BDP'liler bazı bölgelere AK Parti'lileri sokmamayı bir güç gösterisi bir marifet olarak görüyor. Seçim çalışmalarına giden AK Partili gençlerin saldırıya uğraması rutinden. Ama son günlerde AK Partili kadınlar da sıkça saldırıya maruz kalıyor, taşlarla sopalarla dayak yiyor kadınlar.

8 Mart Kadın Günü'nde her zaman iddialı söylemlerle ortaya çıkan BDP'lilerden bu konuda bir şey duymak istiyor insan.

'Kadına şiddete son' kampanyaları yapmak kolay da ya o kadınlar size itiraz ettiğinde, sizden farklı olduğunda, şiddeti hak mı ediyorlar?

Yoksa bazı bölgeleri 'kurtarılmış bölge' ilan edip içindeki insanlarla birlikte kapatmayı siyasal özerklik pratiğinin bir rutini gibi mi görüyorsunuz?

Özerkliği böyle bir şey sanıyorsanız, demokrasi adına daha kırk fırın ekmek yemeniz lazım.

Yeni Şafak

YAZIYA YORUM KAT