Bir vasiyet, bir teselli

26.02.2010 00:50

Bejan Matur

İmam Resul'ün oğlu Mehmet, 25 yıldır bir manastırı bekliyor. Erek Dağı'nın eteğine keşişlerin gölgesi düşmüş. Yedi kilisede bir zamanlar dolaşan keşişlerin soluğu.

Babasının vasiyeti; 'Oğlum, buraya sahip çık. Burayı yaşat ki insanlar gelip ibadetlerini yapabilsinler.'

Söz sırtında bir yük. Elleriyle moloz taşıyor tam 25 yıldır.

Varagavag'da, yedi kilisede gölgeler kavuşsa rahat edecek.

İmam Resul'ün oğlu yükünün farkında. İbadetin sürmesi gidilmemiş dağlar kadar uzak. Soğuk bir dağ gibi içe işleyen kubbe geçmişi yankılamakta.

Mehmet, 25 yıldır aynı manastırı bekliyor. Geçmiş bir vicdan gibi yapışmış yakasına. Babası vasiyetinde 'insan' demiş. Toprağın hakkı, dağların gururu her mevsimde yol gösterir.

Terk edilmiş avlu insanı sayıklarken tamamlanmayan hikâye sürüyor.

Bir zamanlar Van Kalesi'nin eteğinde sular akarken çağıldayan ses; Çocukları kollayıp, yol gösteren, yaklaşan kötülüğü haber veren. Kahraman ve Alim olan gözler. O gözlerden geriye kalan bakış vicdan gibi zihinlerde duruyor.

İmam Resul oğluna 'buraya sahip çık' demiş. Burayı koru ki insanlar gelip ibadetlerini yapabilsinler. Mehmet 25 yıldır yorulmamış. Süphan Dağı'na baktığında gördüğü gidenlerin gölgesi. Bir zamanlar kalenin eteğinde uğuldayan kalbin söylediği. O ses yankılanıyor zihninde, o günden bugüne anlatılanı duyuyor; Buraya sahip çık, burayı yaşat ki, azapsız bir hayat süresin.

İmamın oğlunun seçtiği yol zahmetli. Unutmanın kolay, hatırlamanın zor olduğu topraklar bunlar.

Ama biliyor ki toprağın hafızası derin. Yaşanan zulmü, dağlayan kederi toprak unutmaz.

Erek Dağı'nın eteğinde bir zamanlar yaşanmış iyiliğin yatağı. Kim kimden uzak, kim kimden ayrı sebepler kayıtlı.

Bir akşam üstü yıkılmış kilisenin kırık kapısından geçerek vardığımız yerde tanıdım onu. Bir görev üstlenmiş gibiydi. Boynunda bir yük.

Dağın eteğindeki köye akşam inerken, yaşadığımız hüznün tesellisiyle sorduk; ne yapabiliriz? İmam Resul'ün oğlu öylece baktı. Babamızdan vasiyet kalmasa da yaşadığımız tarihin yükünü omuzlayabiliriz. Diyordu sanki.

Her an işaretlerle doluyken, her an kumdan bir harita belirip, kaybolurken ruhumuzu açsak ne çok duyarız.

O kumdan haritanın derinlerine bakan Akdoğan Özkan imzalı bir çalışma yayımlandı. (Kardeş Bayramlar ve Özel Günler/ İnkılap Yayınları) Anadolu'daki bayramları anlatan kitap dokuz ayrı inanç ve mezhebin bayramlarını tanıtıyor. Bütün inanç gruplarına ait bayramların nerelerde kesişip, nerelerde ayrıştığını sayfalar ilerledikçe fark ediyorsunuz. Yüzeyde kumdan görünen harita, toprağın derinlerinde nasıl korunmuş anlıyorsunuz.

Yazar, coğrafyanın hafızasına işaret ederek 'Bu kitap kendilerini farklı inanç aidiyetleri temelinde tanımlayan insanları birbirlerinin bayramından haberdar etmek üzere yazıldı' diyor.

Aynı toprakta yaşayanların biriktirdiği ritüellerin, seremonilerin yek diğeri için ne anlama geldiği hakkında da fikir veriyor kitap. Sahip olduklarımızın bir emanet duygusuyla taşınması gerektiği kültürümüzde bir kod olarak var zaten.

Tıpkı İmam Resul gibi aynı vasiyeti oğullarına kızlarına yapan niceleri olmuştur. Ama kaç oğul durmuştur sözünde? Kaçımız aldığı vasiyetin hakkını vermiştir? Ruhun tutulmamış sözlerden paslandığını bilebilsek keşke. Çünkü ancak o zaman verilmiş sözün yükünü sadakatle yüklenebiliriz.

Kadir bilmenin, kıymet bilmenin hak olduğunu hatırlatan, bugünlerin yangınına o bilgiyle bakmamızı sağlayan tüm bayramlara şükran.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim