Bir türbanlının bütün murtazalara mektubu...

16.02.2008 04:26

Nuh Gönültaş

Neydi o gün, hatırlıyor musun Murtaza? Okulun önündeki bekleyiş, "Tuvalete kadar girebilir miyiz ne dersiniz millet?" durumu...Nitekim "Başörtünüzü lavaboda açın bayan" demişti nazik güvenlik görevlisi. Ne kibar insandı değil mi Murtaza?

Allah'ım, kulaklarım ilk defa bu kadar açıkta, rüzgâr kaçacak. Üstelik kızardılar. Ay hazır açılmışken saçlarımı da mı havalandırsam kız, yazıktır...

Saçmalama Murtaza! İdeallerini "Toz, kir, saçımı berbat ediyor..." reklâmındaki kızın gazına gelip satamazsın. Neyse artık ideallerin... Ertesi gün, ver elini Beyoğlu. Peruk alıcam, olmuyo böyle. Kabak gibi kaldım yaw. Üstelik de dün akşam çok ağladım, yazık gözüme. Kör olurum, bi de güneş gözlüğü eklenir işin içine. Tam olurum.

Aman Allah'ım! Bunu takarsam üniversite okumama gerek kalmaz ki. Ay bi' ben mi çizsem şöyle dudağımın üzerine? Ver elini sahne hayatı. Rengârenk ışıklar, kürkler, mücevherler... Çok güzel oldum çook.

Murtaza, susar mısın canım? Peruk işi yatar, sevmedim ben bunu. Bere takiyim bere. En temizi, hava da soğuk...

Gördün mü Murtaza, nasıl da bitti geçti dört sene? Boş durmadığım iyi oldu. Bak şimdi misler gibi işim var. Fena kazanıyorum sayılmaz. Evlendim bir de.

Biliyor musun, doktora öğrencisi bir kocam var. Okulun otoparkına girerken beni kapıda indiriveriyor, aramızdaki cinsiyet ayrımını böylece çözümlüyoruz.

Geride bıraktığımız süreç içerisinde çok enerji harcadım bu işe zaten, otopark kapısı ne ki... Kendi hocalarıma, patronlarıma hep ispat etmem gerekti kendimi. En zeki, en çalışkan olacaksın ki, bir delik bulup girebildiğin yerde kalabilesin.

Sakatız bir yerde. Kendi müesseselerimizde bile, hani, şöyle çok açık saçık olmayanından, başı açık olmak tercih sebebi.

Lakin, yine yaranamadık kimselere biliyor musun?

Üniversiteye girmem, kamu kurumunda çalışmam, Pepsi'nin en ilginç fotoğrafını gönder yarışmasına katılmam, yine de yaranamam!

Tek tip giyiniyormuşuz Murtaza, tek tip. Tamam, üniversiteye sokacaklarmış bizi. Lakin şu ipek başörtü, bone, iğne meselesi kafalarını kurcalıyormuş.

Haydaa...

Kendimi bir dişin içerisinde kürdanla karıştırılan kalıntı gibi hissediyorum artık, rejim kalıntısı.

Yahu, ben size neden hepiniz blue jean giyiyorsunuz, neden Batı tarzı gömlek, saç üstü röfle, ökçeli pabuç tercih ediyorsunuz diye sordum mu hiç?

Modern dünya bana Aker'i, Armine'yi sunuyor da, Benetton'lar, Nike'lar, Gucci'ler yahut her neyse, tek tip değil mi? Biz onlara, "Karakterize edin" dedik mi hiç?

Neyse ki, çeşit çeşit tavsiyeler geliyor köşe başlarından. Yalnız biraz karışık...

Atalarımızın baş örtme stillerini tetkik edip başörtümüze kişilik katacakmışız mesela.

Heten Keten abi söyledi. Oysa nasıl da idealistti bizimkiler onun Ustura'sıyla tıraş olurken. Zaman işte, gözün kör olsun para...

Tuğçe Abla da, her türlü malzeme, ip, teneke, çekme halatı, kavanoz kapağı vs.'nin aslında baş örtmek için kullanılabileceğini, esas olanın saçın kapanması olduğu söylüyor. Şimdi onun dediklerini yapsam, Şevket Dede haute couture olmamakla suçlayacak. Bu sefer mahalleden Ahmet Abi dalacak, bizi fitleyecek koskoca adama karşı.

Bu işten en kârlı yine başörtüsü mağduru kızları yurtdışına gönderen aracı kurumlar, bu kızları ikinci-üçüncü hatun olarak alan kodamanlar, bir de başörtüsü görünce tüyleri tiken tiken olan Meral Ablalar, Bekir Abiler, Tarhan Amcalar çıktı.

Bize gelince... Yahu, kimseye yaranamadık be Murtaza, kimseye!

(Türkan Mütedeyyin- turkanmutedeyyin@ gmail.com )

Bugün gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim