Bir tek sorun var: Türkün demokrasiyle imtihanı!

20.03.2008 08:37

Hasan Cemal

Bu satırları uzaklardan yazıyorum. Bir düşünce kuruluşundaki “Türkiye, Kürt sorunu ve Kuzey Irak” konulu toplantıya katılmak ve iki konuşma yapmak için Amerika’nın başkentine geldim.
Gazeteci olarak öncelikli görev herhalde Türkiye’deki son siyasal gelişmelere ilişkin Washington’un havasını yansıtmaya çalışmak olmalıydı.
Bunu biliyorum.
Ama sabahın köründe kalkıp internetten basınımızı gözden geçirmeye başlayınca, Washington’daki değil, bizdeki hava doğrusu daha ilginç geldi. “Askeri ve hukuki darbeler çözüm değil!” dizisini bir gün daha uzattım.
Kaç gündür izliyorum.
Kimileri memnun, AKP kapatılacak diye...
Kimileri açık vermek istemiyor. Parti kapatmanın doğru olmadığını, yarım ağız şöyle bir belirtip, yan cebime havası atıyorlar.
Kimileri, bugünden timsah gözyaşı dökmeye hazır. Kapatma davasından dolayı -CHP lideri Baykal gibi- üzüntü beyan ederken, “Yargıya saygı!” klişesiyle asıl arzularını saklamıyorlar.
Kimileri, nedense “Yargıyı yıpratmayalım!” klişesini çok sevmiş; anlaşılan böylece ‘hukukun üstünlüğü’nü savunduklarını sanıyorlar.
Kimileri, parti kapatılmasından yana gözükmek istemiyor, ama “Hırsızın hiç mi kabahati yok?” diyerek vicdanlarını rahatlatırken, bilerek ya da bilmeyerek siyasal oportünizmin oyununa geliyorlar.
Kimileri de, “Hay Allah, yine seçim sandığında AKP’ye yarayacak!” diye bakıyorlar meseleye; demokrasi hiç akıllarına gelmiyor.
Oysa, bir tek sorun var:
Türkün demokrasiyle imtihanı!
Bu sınavdan geçecek miyiz?
Türkiye’yi siyasal partiler mezarlığı olmaktan kurtarıp gerçek demokrasi ve hukuk devleti rayına oturtacak mıyız?
Gerçek sorun budur.
Türkün demokrasiyle imtihanı!
Bu sınavdan eğer çakarsak, emin olun, Türkiye’yi çok büyük bir kaosun içine iteriz.
O zaman ne mi olur?
Yazın bir kenara:
(1) Demokrasi sınavından çakan bir Türkiye, çok daha beter biçimde bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
(2) Demokrasi sınavından çakan bir Türkiye, çok daha beter biçimde radikal İslam’ın oyun alanı içine girer.
Farkında mısınız bu tehlikelerin?
Bu iki tehlikenin, yani bölücü ve radikal İslamcı akımların Türkiye’de güçlenmesini gerçekten istemiyorsanız, demokrasi ve hukuk devletinin ipine sıkı sıkıya sarılın.
Ve AB yolunu kapatmayın!
Türkün demokrasiyle imtihanı budur.
‘Yargıya, hukuka saygı’dan söz edenlere seslenmek istiyorum. 
Hangi yargı?..
Hangi hukuk?..
Bu iki soruyu iyi düşünün. Kendi ezberlerinizin dışına çıkmaya çalışarak düşünmeye çalışın, hangi yargı, hangi hukuk diye...
Hukuk değil siyaset var.
Hukuktan çok siyaset yapılıyor.
Yargı siyasallaşıyor.
Hukuk değil ideoloji ağır basıyor.
Şunu da bir kenara not edin:
Yargının içinde de demokrasi ve hukuk kavgası var.
Nahif olmayın sakın.
AKP’yi kapatma davasının öyle tek başına bir girişim olduğunu mu sanıyorsunuz?
Ben buna ihtimal vermiyorum.
Türkiye bir kez daha ‘28 Şubat süreci‘nin içine itilmek isteniyor.
Bunun ilk denemeleri 2002 seçimleri sonrasında, AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte yapılmıştı.
Şöyle deniyordu askerin tepelerinde:
“AKP, Kıbrıs’ı satacak! AKP, AB yolunu açarak, demokrasi falan derken Türkiye’yi bölmenin ve şeriatlaşmanın kapısını açacak!”
Zamanın Kara Kuvvetleri Komutanları, Jandarma Komutanları Aytaç Yalman Paşalar, Şener Eruygur Paşalar bu yüzden hareketlenmişlerdi.
Zamanın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök Paşa bu nedenle sıkıştırılmıştı. Yeni bir 28 Şubat için ‘büyük medya‘nın desteği bu yüzden aranmıştı. Ama ne var ki, Özkök Paşa’dan da, ‘büyük medya’dan da umduklarını bulamamışlardı.
Zamanın Deniz Kuvvetleri Komutanı Örnek Paşa’nın günlüklerine kadar yansıyan -ve Hilmi Özkök Paşa tarafından da reddedilmeyen- darbe tertipleri (Nokta dergisinin kapatılmasına ve hakkında dava açılmasına yol açan tertipler) daha sonra Sarıkız, Ayışığı operasyonları diye basına yansımıştı.
Ertesi yıl, 2007’de ise Çankaya Savaşları başlatıldı. Cumhuriyet mitingleri, Anayasa Mahkemesi’nin tam bir hukuk skandalı olan 367’si, 27 Nisan muhtırası...
Hepsi aynı zincirin halkalarıydı.
Belki de bu zincirin adı, -demokrasi adına halen aydınlanmayı bekleyen- Ergenekon’du, kim bilir.
Evet, hukuka saygı...
Evet, yargı yıpranmasın... İyi güzel!
Ama hangi hukuk, hangi yargı?
Bunu iyi düşünün.
Siyasallaşan, siyasete alet edilen, hukuktan çok ideolojiye itibar eden, demokrasiye müdahalenin altyapılarını oluşturan yargı ve hukuk mu?..
Türkiye’de çok yaşandı bu.
Bakın, bu ülkenin yeni bir 28 Şubat’a değil, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve özgürlükler düzenine ihtiyacı var.
Cumhuriyet Başsavcısı’nın davasını kabul ederek ve AKP’yi kapatarak Türkiye’de yeni bir 28 Şubat’ı başlatmak isteyenler şunu çok iyi bilmek zorundalar:
Bu yolla Türkiye siyasal kaosa itilir; bu yolla Türkiye daha beter bölünme tehlikesi içine atılır; bu yolla Türkiye radikal İslamcılar için çok daha kolay bir oyun alanı haline gelir.
Bu tehlikelerin farkında mısınız? Türkün demokrasiyle sınavı işte bu tehlikelere karşıdır.
Bu demokrasi sınavından geçemeyen Türkiye’de ne ekonomi dikiş tutar, ne de aş ve iş sorunu çözülür.
Bunu da hiç unutmayın.

Milliyet gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim