1. YAZARLAR

  2. SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

  3. Bir tartışmaya ve genelde tartışma uslûbuna dair..
SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir tartışmaya ve genelde tartışma uslûbuna dair..

A+A-

 secakirgil@yahoo.com

Bir önceki yazım etrafında yorum yazan okuyucuların, ‘fakir’ için yazdıkları değerlendirmeler kadar, kendi aralarında yaptıkları tartışmalara da, böyle bir ayrı yazıda daha değinilmesi faydadan hali olmasa gerek.. Çünkü, bu yazışmalar genelde, bu gibi tartışmalarda hangi noktada olduğumuzun ipuçlarını da veriyor..

Bu arada, gerek yazının sonuna eklenen yorumlarda veya gerekse e-mail adresime gelen iletilerde ortaya konulan tartışma uslûbunun da genelde, daha çok övgü veya ağır yergi ve hattâ sövgülere kadar varan ifadelerle dolu olması hasebiyle çok sağlıklı olmadığını,  belirtmeliyim.. Açıktır ki, her konunun ele alınışında, ortaya konulması gereken uslûb, bizim sadece şahsî kimliğimizin değil, inanç kimliğimizin de bir göstergesi olur..

Allah’u Tealâ, müslümanlara, kendilerinden farklı düşünen inanç veya düşünce sahibleri ile nasıl konuşmaları gerektiğinin temel ölçüsünü, özellikle de, Ankebût Sûresi’nin 46’ncı ve Nahl Sûresi, 125’nci âyetinde veriyor.. Ayrıca, Baqara Sûresi, 256. âyette, ‘Dinde zorlama yoktur..’ hükmüyle, başkalarına zorla bir inancın kabul ettirilemiyeceğini, böyle bir şeye teşebbüs etmenin yanlışlığını da vurgulayarak..

Ankebût Sûresinde 46. âyette ise, -meâlen-  Geçmiş vahyin mensubları ile zulüm ve haksızlıktan uzak durdukları sürece en güzel şekilde tartışın ve deyin ki: ‘Bize indirilene inandığımız gibi size indirilmiş olana da inanıyoruz. Çünkü bizim ilahımız ile sizin ilahınız tek ve aynıdır ve biz O’na teslim olmuşuzdur..’  buyrularak, hattâ önceki dinlerin mensublarıyla, önceki ümmetlerle tartışmamızın ölçüsü bile verilirken; müslümanların, bunca beraberliklerine rağmen, tefsir farklılıklarından kaynaklanan yorumlar yüzünden birbirlerinden uzak düşmeleri ve sonra da bunu kapanmaz bir yara halinde sürdürmelerininin akıl kârı olmadığını akl-ı selîm sahibi herkes kabul eder herhalde..

Nahl Sûresinin 125. âyetinde de, ‘Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; ve onlarla en güzel şekilde, en inandırıcı yöntemlerle tartış.. Şüphesiz, O’nun yolundan kimin saptığını en iyi bilen senin Rabbindir; ve yine doğru yola erişenleri de en iyi bilen O’dur..’

Ve yine hatırlayalım ki, Hz. Peygamber (S),  İnsanlara akıllarına göre hitab ediniz..’ buyurmuş ve lüzumsuz tartışmalardan bizleri sakınmaya çağırmıştır.

Aynı şekilde, Hz . İsâ da, kendisine gelip, ağır hakaretler eden yahudiler karşısında, sukûnetle karşılık verince, bundan rahatsız olanlar durumu kendisine hatırlatırlar, ‘Siz niye onların uslûbuyla karşılık vermediniz?’ dercesine sual ettiklerinde, ‘Herkes kendi tıynetinin gereğince hareket der, kendi içindeki değerlerle konuşur. Onlar geldiler içlerindekini  boşalttılar, ben de kendi kendi değerlerimle söyleyeceklerimi ifade ettim..’ demiştir..

Bu hatırlatmaları yaptıktan sonra, geçen yazı etrafında yazının sonuna veya e-mail’ime gönderilen yorumların genel mahiyeti hakkında bir ipucu verebilecek yazışmaların örneğine birlikte göz atalım..

***

Önce, önceki yazım etrafında gerçek veya takma isimlerle yazılan bazı yorumların -aslına fazla dokunmadan ve amma, fakirle ilgili övgü sözlerini kırparak- özetini aktarayım ve sonra da bazılarına cevablarımı..

*mehmet

Hakkınızdaki o  yazı gerçekden hem uslub açısından hem de objektiflik açısından çok çirkin. (...) İslam ve insanlık düşmanı baas katillerinin açıkça destekçiliğini yapılıyor olması ayrı, toptan parçalar üzerinden mezhepçilik yapılması daha başka bir konu. (…)

Bu iddiaların daha çirkin fiillerini rahmetli Ali Şeriati açıkça Ali Şiası ve Safevi Şiası kitabında geniş örnekleriyle delillendiriyor (…)

 

*ekrem yiğit

Mehmet’e cevap

anladığım kadarıyla (…) iranın ihanetinden söz ediyorsunuz.. (…) asıl ihanet içinde olanlar islam inkılabını hiçbir zaman içine sindirememiş ve inkılaba savaş açmış kafirler, siyonistler, müşriklerle bir olmuş sözde müslümanlardır. (…)

 

*ibrahim ömeroglu

önce bu yazinizi olumlu buldugumu söylerken,acizane tesbitim olan bir hususu belirtmek istiyorum.yazinizda "sia ve sunni kesim kendilerini islam agacinin iki ana kolu olarak görmek yerine,her ikisi de islamin kendisi yani hakkin kendisi görmektedirler, dolayisiyla "asil anlasmazlik burada demektesiniz".. Bu tesbitiniz dogru ancak,türkiyeli müslümanlarin da kendi aralarinda anlasmadiklarini,hemen hemen her tarikatin,her mesrebin her grubun da birbirini tekfir ettiklerini,dolayisiyla, biz, mezhebler arasinda ehli sünnet ehli sia kavgasi olacak diye düsünmeden önce ehli sünnet dedigimiz müslümanlarin kendi iclerinde ne kadar anlasabildiklerini sorgulamamiz gerek. Bilmem, ibn-i teymiyyecilerin, (selefilerin) "hanefi mezhebi mensublarina müsrik dediklerini,tipki lanetlenen yahudiler gibi hanefi mezhebinden olanlarinda lanetlendigini,cünkü rahman suresini hanefiler kafalarina göre te’vil ettiklerini,hanefiler allah’i mekandan münezzeh saymakla esasen hükmen allah’i yok saydiklarini,namazlarinin kesinlikle kabul olmadigini" ve daha buna benzer bircok ithamlarini biliyormusunuz.

evet müslümanlar arasi ihtilaf tehlikedir,önce ehli sünnet inancinda oldugunu iddia edenler kendilerine bakmali ki ehli sia ya ne kadar söz söyleme haklari oldugunu görebilsinler.(…)

 

*ramadan

ibrahim ömeroğlu'na...

"...Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez." (necm/28)
"ibn-i teymiyyecilerin, (selefilerin) "hanefi mezhebi mensublarina müsrik dediklerini,tipki lanetlenen yahudiler gibi hanefi mezhebinden olanlarinda lanetlendigini,cünkü rahman suresini hanefiler kafalarina göre te’vil ettiklerini,hanefiler Allah’i mekandan münezzeh saymakla esasen hükmen allah’i yok saydiklarini,namazlarinin kesinlikle kabul olmadigini" ve daha buna benzer bircok ithamlarini biliyor musunuz?." demişsiniz...
el cevap: bilmiyoruz; çünkü bunlar gerçek dışı iddialardır. benim gördüğüm, bildiğim, duyduğum hiçbir selefi hanefileri tekfir etmemiştir.(vahhabi ekolünden bahsetmiyorum) kaldı ki Allah’a mekan isnad mevzuu hakkında da spekülasyondan öteye bir bilgi sahibi olmadığınız anlaşılıyor. çünkü bu mevzuda imam-ı azam ebu hanifeyle selefi ekolü aynı görüştedir. dolayısıyla bu konu üzerinden bir tekfirleşme iddiası tamamen saçmadır.
bizim için ihtilaf tehlikelidir, demişsiniz ama tamamen zanna dayalı ve selefiliğin evrensel çaptaki yükselişini kaygıyla izleyen ve bu hareketi baltalamak/ötekileştirmek için seferber olan iran/şii lobisinin propagandalarına da mesnedsizce alet olmaktan çekinmemişsiniz ve fitneye bilerek ya da bilmeyerek dahil olmuşsunuz.
ben selefi değilim, fakat bu harekete yapılan acımasız saldırılara ve dönüştürülen cadı avına da sessiz kalamam!
"Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır." (maide/8)

 

*ibrahim ömeroglu

ramadan kardesime,

‘muhammed bin cemil zeyno’ imzasıyla yayinlanan "firka-i naciye" kitabini okumanizi, okuduysaniz tekraren, anlayarak okumanizi tavsiye edecegim.orada okuyacaklariniz size bircok seyi anlatacaktir. Bu adam selefi degil demeyin, almanyada selefilerin hemen hepsinde bu kitap mevcut,ikili görüsmelerimizde bu kitabin muhteviyatini hemen hemen tamamen benimsemis insanlar bu insanlar ve bunlarla biz tartismalari yasadik, yukarda bahsini ettigim, Allah’a mekan meselesi, namazla ilgili meseleler ve daha bircok fer’î meseleler selefilerin kendi görüsleri dogrultusunda degerlendirilerek kabul etmeyenleri tekfir ettiklerine kendileriyle yasadigim tartismalar sonucu sahit oldum. Yani ben de isterim olaylar sizin dediginiz gibi olsun, ancak maalesef öyle degil,namazin sekliyle ilgili dahi hanefi mensuplarinin namazlarini durus ve el baglayis sekillerini yayinladiklari almanca kitaplarinda örnek gösterip, üzerini kirmizi cizgiyle cizerek, "bu durus ve el baglayis sekli yanlis, böyle namaz olmaz, bu namaz kabul degil, dogrusu söyle olmali diyerek" kendi durus ve el baglayis sekillerini belirtmektedirler.bu kitaplar almanya da almanca yayinlanmakta, söyledikleri dogru da olabilir itirazim yok ancak milyonlarca müslümanin onlarin tarif ettginden farkli bir durusla (kıyam,ve el baglayis) namaz kildigini hesaba katarsak ne olacak bu yaklaşımın sonu.(…)

"firka-i naciye’ (kurtulan toplum) kitabinda okuyacaksiniz, te’villerinden dolayi lanetlenen yahudiler gibi, imam- i azam\'in (ve dolayisiyla mensuplarinin) da yapmis olduklari te’villerinden ötürü nasil da lanetlenmis yahudiye benzediklerinin yazildigini.
ayrica hassasiyetinizden ötürü size de tesekkür etmeyi vazife telakki ediyorum. (…)

 

*Yunus

Mezhepler acaba ne kadar gerekli ve geçerli?.Kur’an ve Sünnet’te mezhebin yeri var mı veya yeri ne? Kur’an-ı Kerim’den ve Sünnet’ten bihaber olan insanların mezhebi ne kadar bağlayıcı ve gerçekçi olabilir.İslam evrensel bir din olduğuna göre (…) bir mezhebe bağlı olmak zorunda mı?..

müslüman olmak gerekli ve yeterlidir

Allah iman edenleri Kuran-ı Kerim’de müslüman olarak isimlendirmiştir.müslüman kimligi yeterli,gerekli ve kuşatıcı bir kimliktir. şii sünni,selefi gibi ALT kimlikler masumane de görünse, kafir ve münafıkların da tuzakları ile çoğu kere ihtilaf ve fitne sebebi olmaktadır.
genele bakıldıgında islam tarihinde şeytan ve dostları mezhep farklılıklarından azami ölçüde istifade etmiştir.
İslamın ana konularında, Kuran ve SAHİH sünnette net hükümler içeren hususlarda kesin itaat gereklidir. tali konularda ise bölgesel, yöresel nedenlerden kaynaklanan farklılıklar normal karşılanmalı kesinlikle ihtilaf ve fitne sebebi olmamalıdır.
Peygamberimizin sav. mezhebi yoktu,sahabinin mezhebi yoktu.dolayısı ile bir müslümanın nasıl ki hanefî, şafiî, malikî, hanbelî olması normal ise, mezhebi olmaması da gayet normaldir.
Yani bir mezhebe tâbi olmak islamın, müslüman olmanın şartı olamaz, kimse müslümanlara mezhep zorunluluğu dayatıp dine yeni bir şey ekleyemez. bunun yanında kimse de pratikte var olan mezhepleri yok sayıp inkar edemez, orta yol takip edilmelidir. tevhidî bir anlayışla Kuran-ı Kerim’e ve Sünnet’e uyan mezhepli veya mezhepsiz tüm müslümanlar ancak kardeştir.

 

*Muhammed

Konuyu itidale çekme çabanız, ülkemizde ne derece kabul görür bilmiyorum. (…)Film burada biter mi, zannetmiyorum. Bu gün halledilmesi gerekenler sırasında olduğu için şiileri konuşuyoruz. Yarın islamın bir başka mezhep, meşrebi üzerinde de aynen şimdiki gibi pek alâ konuşuyor olabileceğiz. (…) Mezhepçi kalemlerin böyle fütursuzca yazmalarının getirisi ne olabilir acaba? Geçmişinde mezhepçilik anlamında acılar taşıyan bu ülkenin çocukları, yıllar sonra Sünni ve Alevi provokasyonlarda yoksa aynı "el"in olduğuna şahid olmadılar mı?
Biliyorum... Tozun dumana katıldığı bu dönemde bu tür uyarılar maalesef kulaklara pek de hoş gelmez. (…)

 

*hasan mensur

Saladdin ağabey, kafama takılan bazı konulara, açıklık getirseniz memnun olurum.
1-Velayet-i Fakih konusunda, mutlakiyeti ifade edilecek bir durum var mıdır, varsa tehlike boyutunu nelerdir.
2-Oniki İmam masumiyeti ve ğaybi imam konusu
3-İranlı yüneticilerin, siyasi, stratejik, ve şia mezhebi menfaatlerini ön planda tutması.
Yalnız, amacımın olaya mezhebsel olarak yaklaşmak olmadığının altını çizmek istiyorum. (…)

 

*Hasan Soylu

Selahaddin Abi'nin kışkırtıcılıktan ve adaletsizlikten uzak üslubu hepimize örnek olmalı. Bilhassa mezhep çatışmasını karşılıklı olarak besleyen çevrelerin rüzgarlarının sert estiği bu ortamda bu daha da önemli. Bu üslup ve tarza katılıyorum. Ama, şiilikle sünniliğin benzer inançları ve zaafları paylaştığına diar yaklaşımını benimsemiyorum. Sünnilik de pek çok zaaf içerir ama asla Şiilikteki kadar doğrudan sapma anlamında değildir bunlar. Aynı şekilde İmamların Masumiyeti ile Aşerei Mübeşşere konusunu aynileştirmek doğru değil.

 

*Erdem

Asıl sorunun (…)"İran'da kendisinden hadis rivayet edilen mü'minlerin annesinin ismini taşıyan kaç bacımız olduğunu veya taklit merciindeki şii önderlerin kaçının kızlarına Aişe ismini verdiğini" sormak olduğunu düşünüyorum.

 

*umut

Şii mezhepçiler,Ali Şeriati'yi sünni olmakla, sünni mezhepçiler de şii olmakla suçluyorlardı! Oysaki o sadece Kur'an penceresinden dünyaya,olaylara bakan bir mü'min idi. Kur'an merkezli İslam anlayışına sahip tüm müslümanlara gösterilen tavır aynı tavır! İçimizdeki mezhepçiler laik ulusalcı faşistlerden daha tehlikeliler! Çünkü laik ulusalcı faşistler, en azından islam düşmanı olduklarını her fırsatta söyleyip eylemleriyle gösteriyorlar..

Ya, kendilerini müslüman diye tanımlayan mezhepçiler? (…)

 

*molla karınca

Selahattin abi yazısında ne şiiliği ne de sunniliği savunuyor. iki tarafın da kendini haklı gördüğünü ve bazı yanlış bilinen iddiları düzeltiyor. insanlar ne kadar tartışmaya meyilli oluyor. burda yazılan yorumları okuyunca selahattin abiyi kim okuyup anlıyor diye merak ediyorum.

 

*Fikri.

Tarihi tartışmalara dalmaya hiç gerek yok. Halihazırda Suriye konusunda alınan tavır? Bu ayıbı genel olarak Şia düşüncesine maletmeyelim, bu doğru, ama Allah aşkına biz olmasak da şu an Şia dünyası kendisi topyekün bu ayıbı kabullenmiş.
Benim hiç güvenim kalmadı..  (…) bir kaç bireysel şia mensubu hakka uygun sözler ediyor ama kurumsal şia yapılarının hiçbirinde tık yok. Şimdi ben düşünüyorum; bu durum, mezhep taassuplarından kaynaklanıyor. Gerçi, benzer durumlarda Sunni dünyada da hatalarla karşılaşıyoruz. .
Selahattin ağabey adil davranıyor, buna saygım var. Ama, şunu da görsün ki Şia akidesinde bir problem var. Hem batıni karakterinde, hem ortak noktamız Kur'an haricindeki kaynaklara itikadi yaklaşımında. (…)
İran devrimi gibi mazlum karaklteri ve zalime karşı çıkışı ile desteklediğimiz ve önümüzdeki yıllarda haksızlığa uğradığında yine de adil davranarak savunmamız gerken Şia bu devrimi gerçekleştirmeseydi bizim İslam düşüncemiz ve mücadelemizde hiçbir yere sahip olmayacaktı. Bir devrimin getirdiği duygusal rüzgarla gündemimize girdi, ama bu çoşku çoğunlukla, dinamiklerini sağlıklı değerlendirmeye de engel oldu.
Yıllar yılı tasavvuf adı altında İslama sızan, mezhepçilik taassubuna dönüşmüş, geleneksel ve Kuran’a uzak yapılarda kurtulma mücadelemizde, İran devrimi ile Şia adı altında bu cahillikler tekrar kabullenildi. (…)

 

*selami

'' (Cennet’le müjdelenen 10 kişi)’ye benzer şekilde, şia’da da, 12 İmam’ın mâsûm olduğuna inanılır'' satırlarının sahibi belli ki ehli sünnet itikadından bihaber ve yabancı, ehli sünnete hiç bir sahabi için masum olma inancı diye birşey yoktur! (…)

*hakkı beyaz

Selahaddin abi, elinize sağlık ama bana kalsa siz en iyisi mi başkalarının sizin hakkınızda yazdıklarını fazla ciddiye almadan (…) devam ediniz. sizinle ilgili olarak, İran adına yazdıklarının havasını yansıtanların yazdıklarında neler yok ki..  (…)Aslında, zamanını bu gibi konulara harcamayın, derim...

 

*ebuyasin

S. eş her satırında şiileri savunuyor, bir çok yerde de yanlış bilgi aktarmaktadır.Kendini sadece müslüman olarak görüyorsa! Nasıl olurda sadece şii savunculuğu yapıyor? Onları haklı ve temize çıkarmak için nasıl da çırpınıyor? Şiilerin sahabelere lanet okumaları nasılda görmemezlikten geliyor!İki ay önce Bağlantısızlar toplantısında din cahili bir şiinin ilk üç halifeye lanet okumalarını nasıl da görmüyor! (...)

*Kerbela Mazlum Huseyn: Yazınızda da değindiğiniz gibi, böyle bir inanç yok dediğimiz halde birçok iftiralar sürekli tekrarlanıyor..

Hz. Fatıma Mushafı’ aynen yazınızda dediğiniz gibidir, Kur'an'la yakından uzaktan alâkası yok, gelecek olaylarla ilgili sahifelerdir.

5-6 sahabe dışındaki sahabeleri tekfir ediyorlar demeleri de açıkça bir iftiradır. Bir rivayette "irtedde illa hamse" veya "irtedde illa selas" diye geçer, Arapça bilmedikleri veya bilip de halkı saptırmak için yanlış mana ediyorlar.  Sözkonusu rivayetteki "İrtedde" sözü,  lügat anlamıyla, Hz. Ali'nin biatinden dönmek mânasında olup, kesinlikle dinden çıkmak anlamında değildir. Ayrıca, dediğiniz gibi, Şia ulemâsı sahabeden yüzlerce hadis nakleder ve onların sözlerini kabullenir.. (…)

Şia alimlerin kitaplarına bakanlar, her konuda Ehlisünnet alimlerinden ne kadar hadis naklettiklerini görürler, Kuran'a ve sahih hadislere muhalif olmazsa kabul etmekte tereddüt etmezler.

* Vefa

Bir sünni olarak biz şiayı Şia'ya muhalif kişilerden okuduk. Oysa biz şiayı ya da sünniliği tamel kaynaklara inerek okumalıyız.o zaman hakikate ulaşabiliriz. Ama şunu itiraf edeyim Şia kendi doğrularını bizim kaynaklarımızdan ispatlıyor.

 

.*Huseyn

Selahaddin Ağabey, Şia İmamlar'ın masumluğu ile, Ehl-i Sünnet'te ki Aşere-i Mübeşşere'nin benzer olduğunu iddia etmek ne kadar doğru? Kimse bu seçkin sahabelerin hatadan ve günahdan münezzeh olduğunu iddia edemez. Velev ki cennetle müjdelenmiş olsunlar. Ehl-i Sünnet'te böyle bir şey yok. Şia'da ise sizin de belirttiğiniz gibi, İmamlar bir takım Nebiler'den bile üstün tutuluyorlar. Allah aşkına, bu gözardı edilebilir bir şey mi? (…)Bu açık bir sapkınlık değil de nedir?

** *

Evet, genel hatlarıyla verdiğim bu gibi yorumlara mukabil, cevabî yazımı da burada tekrar edeyim:

 

*Ölçü, mezheblerin bağlıları değil, kaynakları olmalıdır..

Mehmed isimli yorumcu arkadaşa:

'...Bana garib gelen, ...yanlışlar listesinde yer alan iddiaları (...) yoksaymanız.' diyorsunuz.

Yazıda, bugünkü mevcud durum görmezlikten gelinmeyip, her iki tarafın kaynaklarına bakılsa, o zaman, bu düşmanlığın yersizliğinin ortaya çıkacağına işaret edilmek istenmiştir. Ama, mevcud durumda, her iki taraf da temeldeki kaynaklarını ve öncülerinin yaklaşımlarını temsil etmiyor.

Her iki tarafta da, karşı tarafa 'saldırma'yı cihad zanneden kimseler, dil ve kalem kılıcını pervasızca kullanmaktalar. Cehalet ve taassubdan kaynaklanan örnekler her iki tarafta da yığınla.. Halbuki, şia'nın 12 İmam'ından birisi olan Cafer-i Sâdıq ile, hanefî-sünnîliğin öncüsü Ebu Hanife, bazı konulardaki yaklaşım farklılıklarına rağmen, birbirlerinin yakın dostu idiler. Amma, onların takibçisi olduklarını söyleyenler?

*'Mezhebler, ne kadar gerekli (...)? Kur'an ve Sünnet'te mezhebin yeri var mı veya yeri ne? (...) İslam evrensel bir din olduğuna göre (...)..' diyen Yunus isimli arkadaşa: Kur'an elbette tek; ama, her şeyde olduğu gibi, Kur'an ve Sünnet-i Nebevî'nin algılanmasında da farklılıklar olmaktadır. Bu tabiîdir de.. Çünkü, her insanın müşahede, idrak ve algılama gücü farklı olduğu gibi, bu melekeler insanın kendi hayatı boyunca bile değişimlere uğrayabilir. Bu durum, kişilerin illâ câhil olmasından da kaynaklanıyor değil. Ayrı mânaları büyük ulemâ da çıkarmakta..

Esasen, mezheb kelimesi de, lafzen, 'gidilen yol' mânasında olduğu gibi; terim olarak da, 'bir dinin, bir inanç sistemi içindeki anlayış farklılaşmalarını, farklı yolların benimsenmesi'ni anlatmak için kullanılır. Böyle bakılınca, 'Mezhebler olmamalı' diyen de, fiiliyatta, ayrı bir mezhebi, ayrı bir yolu takib etmek istiyor diye nitelenebilir.

Ve, insanlar marangoz tornasından çıkmış tek tip çubuklar gibi değildir.

Herkes kendi yolunun doğruluğunu savunduğu kadar, farklı düşünen dinkardeşinin de kendi yolunu savunma hakkı olduğunu kabul etmelidir. Ama, elbette heva hevesine göre değil, benimsediğini açıkladığı yolun, mezhebin temel kaynaklarına göre..

*

Zamanın ve avamın tortularına değil, temel kaynaklara göre..

Bazı suallerine açıklama bekleyenlere belirteyim ki, kimseye şu veya bu mezheb hakkında bilgi verecek durumda değilim.

Tevhid ve Nübüvvet inancında şekki-şübhesi olmayan, sadece tefsir/yorum farklılıklarından ayrı düşmüş müslümanların birbirleri hakkında konuşurken, geçmişin tortularına kapılmamalarını veya fitne çıkarmakla âlimlik arasındaki farkı farkedemiyen kimselerin sözlerine göre avam içinde oluşmuş önyargılara dayalı düşmanlıkların ağır vebalini hatırlatmak isterim.

Ama, bunu yaparken, herhangi bir mezhebi doğrulamak veya yalanlamak çabasına da girmem. Ancak, bazılarının bizzat tanıklık ettiklerini söyledikleri aykırılıkları 'fakir' de yaşamıştır.

Bir cuma namazında elimi bağlı gören ve 'bu sünnî mezheb(li)ler Peygamber'e ve Ehl-i Beyt'ine fuhş (hakaret) ider.' diye aralarında konuşan iki azerînin sözlerini duyunca ürpermiş ve 'Bunu kim dedi?' diye sorduğumda, '60 yaşımdayım, hemişe (hep) böyle eşitmişem.' cevabını almıştım. O zaman, 'Bak, sade Hz. Peygamber'e ve âl'ine, nesline ve takibçilerine değil; (Allahumme salli alâ İbrahime ve alâ Âl-i İbrahim' diyerek 'Hz. İbrahîm ve İbrahimoğullarına da salât-u selâm söyleriz' dediğimde, muhatabımın, 'Öyleyse siz necîs (pis) değilsiniz.' deyişini ve beni kucaklayışını söyleyeyim.

Keza, 'şiî' ve 'sünnî' ulemâdan nicelerinin, karşı tarafı 'kafir' diye niteleyip, 'onlara saldırmanın cihad olduğunu, o saldırıda ölenlerin şehadet-i azîmeye (büyük şehadete) ereceklerini' muştuladığını (!?) yazdıklarını okumuş ve söylediklerini görüp kahrolmuş birisi olduğumu da söyliyeyim.

Hazar kıyısında tartışan bir sünnî ve bir şiî hocadan, sünnî olan 70'lik kişinin, Hz. Huseyn'e söylediği çirkin sözleri duyunca ürpermiştim. Onu, 'Bunu nasıl söylersin?' diye ayıpladığımda ise, 'Biz işte hep böyleyiz..' diye utandığını belirteyim.

Bazılarına da, 10 yıl öncelerde vefat eden şiî âlimi Murtezâ Askerî'nin, 'Naqş-i Aişe, der Tarih-i İslam' (İslam Tarihinde Aişe'nin Rolü) isimli ciddî eserini tavsiye ederim.

Avâm dilindeki temelsiz iddiaları yoketmek, her müslümanın vazifesi olmalıdır, herhalde..

12 İmam’ın Masumiyeti’ konusundaki şia inancı ile, sünnilikteki ‘Aşere-i Mubeşşere’ rivayeti arasında bir benzerlikten sözetmekle bir ayniyetin anlatılmadığını da belirteyim..

***

Bu ve benzeri hassas konular başta olmak üzere, her mevzuun tartışılmasında daha sağlıklı ve daha verimli, daha müslümanca bir seviye tutturulması ümidiyle..

Tekrar hatırlayalım, her türlü tartışmada kullandığımız uslûb; bizim şahsiyetimizin aynası olur; ‘uslûb-u lisan, ayniyle insan’dır..

YAZIYA YORUM KAT

12 Yorum