Bir tanısak belki seveceğiz ama

26.07.2011 21:16

Melih Altınok

Dün sabah gazeteyi elime alır almaz, demokratik özerkliğe dair merak ettiğim şu soruların yanıtını bulurum umuduyla ilk olarak Neşe Düzel’in BDP’li Bengi Yıldız’la yaptığı konuşmayı okumaya başladım.

Özerkliğin ilan edileceği sınırların belirlenmesinde coğrafi ya da ekonomik kriterler mi yoksa etnik yapı mı belirleyici olacak?

“Vergi vermeyelim, destek alalım” teklifi Kürt vatandaşlar için geçerli olacaksa, bölge dışındaki Kürtler, mesela İstanbul’dakiler de bundan yaralanabilecek mi?

Yok, kapsam coğrafi bir bölgenin ekonomik niteliğiyle sınırlı tutulacaksa, BDP’nin güçsüz olduğu ancak bölgenin sınırlarında yer alan ve yoksullukta sınır tanımayan Adıyamanlıların ya da Anteplilerin suçu ne?

Söz konusu ilan, idari yapıda köklü bir değişiklik anlamına geldiği için referandum şart. Peki, parlamento halkoylamasına karar vermezse ne olacak? Merkezî idare kabul etmezse, ağzımızdan yel alsın, bir iç savaşı göze alıyorlar mı?

Murat Karayılan geçenlerde ülkenin batı illerinde yaşayan Kürtleri kendilerini güvende hissedecekleri demokratik özerklik bölgelerine dönmeye çağırıyordu. Cemil Bayık ise mücadelelerinin “demokratik özerklik hudutlarını korumak” diye özetlenebilecek yeni bir boyuta girdiğini söylüyordu. Merak eden vardır, özerkliğin polis gücü gibi güvenlik unsurları arasında PKK’nin ve milsilerinin rolü ne olacak?

Haftasonu Mardin’de bir örneğine tanık olduğumuz üzere, mıntıkalarındaki köylüden helallik almak için gittikleri yemekten dönen ulusal ordunun askerlerinin güvenliğini de öz savunma birimleri mi sağlayacak mesela?

Egemen Kürt siyaseti ısrarla “artık” üniter yapıyla bir sorunları olmadığını söylüyor. Bölgede demokratik özerkliğe mesafeli en az BDP seçmeni kadar Kürt olduğu sır değil. Bu insanlar özerklik kararına karşı çıkarlarsa ne olacak? Bu vatandaşlara “ya sev ya bölgeyi terk et” mi denecek? Bu durumda fiilen yaşanan şey bölünme anlamına gelmeyecek mi?

Ne yazık ki, BDP’nin kurmaylarından olan Yıldız, tek tek saydım, Düzel’in mülakatının tam on yedi sorusunu ayırdığı “Demokratik özerkliğin fiziki sınırları ne olacak” sorusuna bile net bir yanıt veremiyor?

Aynı zamanda DTK üyesi de olan Yıldız sorulara “Mustafa Kemal cumhuriyeti ilan ettiğinde, cumhuriyetin tüm kurumlarını inşa etmiş miydi” türünden yanıtlar verip, olmayınca da “İnternete bakın öğrenin” diyor.

Keşke ev ödevlerine iyi çalışsalardı da, varsaydı Silvan saldırılarıyla aynı güne rastlamasaydı demokratik özerklik. Öyle ya, anlaşıldığı kadarıyla hükümet kazara “ne istiyorsunuz” falan dese, onlar da ancak “kışkırtıcı laflarla yaklaşmayın” diyecek durumdalar

Malumunuz sol cenahta politikalarının tartışılması teklif dahi edilemeyen, PKK çizgisinin lafının üzerine laf etmenin epey zor olduğu günlerdeyiz.

Yazıya oturduğumda da DTK’lara katılmış, hepinizin yakından tanıdığı akademisyen bir arkadaşımla konuştum. “Neşe Hanım Bengi Bey’e fazla yüklenmiş” diye yakındı.

Sevgili dostum Kurtuluş Tayiz bile geçen hafta “BDP’ye saldırmanın dayanılmaz hafifliği” başlıklı bir yazı yazdı. Evet, doğru tahmin ettiniz, yine geldik dayandık yazının “yanlış anlamayın” bölümüne.

Affınıza sığınarak el mecbur bireysel pozisyonumuzu yeniden, yeniden, yeniden tanımlamayacağız.

Özgürlükçü solcuların, demokratların ulus-devletin tekçi paradigmalarına eskiden olduğu şimdi de Anayasa’nın değiştirilmez maddelerinin perspektifinden bakmadığı aşikâr.

Örneğin bendeniz bırakın ulus temelli olanlarını, “olmaya devlet cihanda” düsturuyla özetlediğimiz çok ama çok radikal ütopyalara sahibim.

Evrendeki doğal yaşamın dışında hiçbir kutsallığım yok.

Ama ihtiyacı olan meşruiyet ve mantık beynimdeki gri hücrelerde mevcut olduğu halde, bu ütopyam hakkında soru soranlara diğer bir BDP’li Emine Ayna gibi “Artık senden talep etmiyorum. Ben yapıyorum, beni tanıyacaksın” falan demiyorum.

Ayrımcılığını hiç hissetmedik, kısacık ömrümüz ekonomik sıkıntılarla ve dışlanmayla geçti ama hadi öyle olsun. Tamam biz “hâkim etnisiteye” üye olmanın konforuyla mevzuun ciddiyetine vakıf olamıyoruz diyelim. Peki ya size ne oluyor?

Yüz binlerce oy alan, yüze yakın belediyeye sahip koskocaman bir partisiniz. Üstelik yoğunluklu olarak büyük acılar çekmiş mağdur bir kitleden oy alıyorsunuz.

İlan edileli henüz birkaç gün olmasına karşın genç ölümlerine, linçlere, kitlesel kavgalara, dövüşe neden olan bu hayati konuda milyonlarca Kürt’e doyurucu cevaplar verme zorunluluğunuz da mı yok?

Yeni anayasa tartışmalarının başladığı bu kritik süreçte ülkenin atmosferini bir anda geren demokratik özerklik gibi hayati bir tartışmada, “Fransız” siyasiler kadar bizlerin de söz hakkı yok mu?

Bu konuda komplekssiz kesimleri bile ikna edebilmekten bu denli uzakken, “PKK görelim neyler, neylerse güzel eyler” demeyen milyonlarca Türk’le-Kürt’le ve onların temsilcisi partilerle hangi zeminde bir diyalog yürütebileceğinizi sanıyorsunuz?

Daha şimdiden, iyi niyetle bu temel sorulara yanıt arayanlara bile tahammül edemeyenlerin, olası demokrasisinden ve özerkliğinden ciddi ciddi kaygılanıyorum.

TARAF 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim