Bir sorun, üç çözüm modeli

04.01.2011 14:43

Kurtuluş Tayiz

Bazı hastalıkların varlığını kabul etmek zordur. Akıl sıkı kanıtlar ister ikna olmak için. Akıl Oyunları’nın unutulmaz kahramanı John Nash, sürekli gördüğü bir çocuğun büyümediğini fark edince, şizofreni hastası olduğunu kabul etmek zorunda kalır.

Her yeni güne Kürt sorunuyla uyanınca, her yeni yıla bu sorunla girince delirmediğimize inanmak zor oluyor. Ortada koskoca bir sorun öyle duruyor. Ne bitiyor ne çözülüyor; ne uzuyor ne de kısalıyor. Farklı şekillerde, yeni olaylarla sürekli hayatımıza sirayet ediyor.

2011’de de çözülmeyi bekleyen en büyük mesele yine Kürt sorunu. Diyarbakır’da gündeme gelen, Demokratik Toplum Kongresi’nde “çözüm önerisi” olarak sunulan demokratik özerklik tartışması Öcalan’ın açıklamalarıyla yeni boyut kazanmış görünüyor.

PKK lideri, BDP, DTK ve Kandil’e, özerklik taslağını “daha iyi” sunamadıkları için kızdı. Kürt siyasetçilerini Türk milliyetçiliğini ayaklandırdıkları için eleştirdi. Haklı da. Çünkü sözkonusu taslakta, Türk milliyetçiliğini aratmayacak, Kürt milliyetçiliğinin manifestosu sayılabilecek öneri ve görüşler yer alıyordu. Öcalan’ın bu çıkışı, yükselen milliyetçi tansiyonu düşürdü. Kürt siyasetçilere bir kez daha iyi düşünme fırsatı verdi.

Öcalan’ın özerklik konusuyla ilgili açıklamaları içinde bence, geniş bir çevre tarafından da kabul görecek bazı vurgular yer alıyor. Öcalan, “Bizim bayrakla, sınırlarla, resmî dille işimiz yok. Kürtlerin demokratik bir Türkiye ile nasıl bütünleşebileceğini tartışıyoruz” diyor.

Öcalan’ın Kürt siyasetçilere uyarısı da dikkat çekici: “DTK, öncelikle Türklerle nasıl bir demokratik bütünleşme sağlayabileceğini açıklayabilirdi. Türkiye’deki milliyetçi kesimin ne kadar güçlü olduğunu, dirençli olduğunu bilmeleri gerekirdi. DTK’nın basit ve dar şekilde demokratik özerkliği kırmızı kitapçık şeklinde ele alması tehlikeli olabilir. Yarar yerine zarar verir.”

Kürt siyasetinde bence olmayan bir şeye vurgu yapıyor Öcalan; demokratik Türkiye ile birleşme istekleri eksik. Bu yüzden Türkiye’nin bile terk etmeye başladığı bayrak fetişizmine sığınıyorlar. Geç kalmış bir milliyetçilik hastalığına yakalanıyorlar.

Bunun da aslında anlaşılmayacak bir yanı yok; Kürt siyasetçiler, milliyetçiliğin toplumsal gücünü yeni yeni keşfediyorlar. Bu siyaset tarzı, kolaylarına gidiyor. “Kolay para” gibi bu. Tez elden köşeyi dönme hırsını hatırlatıyor.

Silahların susması elbette güzel; ama ben, silahsız milliyetçiliği de en az silahlı olanı kadar tehlikeli buluyorum. Milliyetçilik bu topraklarda daha uzun süre varlığını koruyacak, bunu anlamak mümkün. Ancak Kürt sorunu silahlardan henüz arınmadığı gibi, bu tür kışkırtıcı milliyetçilik, Türkiye’yi göz açıp kapayıncaya kadar kanlı bir iç savaşa sürükleyebilir.

Silahlar sustu diye, Kürt siyasetçilerin kendilerinde, Türk milliyetçiliğiyle yarışma hakkı bulmaları çok yanlış. “Silahlar sustu, konuşuyoruz işte” deniyor, bu doğru bir düşünce. Ama “konuşma”nın devlet milliyetçiliğinden, MHP milliyetçiliğinden farklı olması da gerekmez mi?

Bence iki önemli sorun var şimdi önümüzde duran; birincisi Kürt sorununun silahlardan arındırılması. Bunun seçimlerden sonra gündeme gelmesi bekleniyor. İkincisi –bence en tehlikeli olanı- siyasetçilerin silahsız milliyetçilikten arınamamasıdır. Tabii ki, bu kolay görünmüyor. Eskiden iktidar partileri Kürt sorununu siyasi çıkarlarına kurban ederlerdi; şimdi de Güneydoğu’da iktidar kurmuş BDP-DTK-PKK, Kürt sorununu siyasi hesaplarına kurban etme eğiliminde. Kürt sorunu önce bir halkın özgürlük sorunuydu; ezilen, hakları gasp edilen, dili-kimliği yok sayılan Kürtlerin derdine derman aranırdı. Kürt isyanı bu yüzden meşruiyet kazanmıştı. Ama Kürt sorunu egemenlik sorunu oldu. Şimdi o bölgedeki nüfusa nasıl egemen olunacak kavgası veriliyor.

Devlet, AKP ve PKK’nın ayrı ayrı ‘çözüm’ü var. Bu üç ayrı ‘çözüm’ün bir potada kaynaşması, toplumca kabul görür hale gelmesi gerekiyor... Toplumsal barış buna bağlı. Barış gelmezse, daha yıllarca, matematik dehası John Nash’in sürekli gördüğü çocuk gibi, Kürt sorununu her uyandığımızda karşımızda buluruz. Ama bu kez daha kanlı.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim