Bir şey değişirse herşey değişir korkusu

19.03.2010 21:34

Mustafa Karaalioğlu

Siyaset ve devlet yönetimiyle ilgili temel bilgiler değişmeye ve ezberler bozulmaya başlayınca; yani Türkiye demokraside bir ileri aşamaya geçmeye niyetlenince sistemin sabit unsurları oturdukları yerlere sıkı sıkıya yapışmak gibi bir refleks gösteriyorlar. Her türlü ciddi yeniliğe karşı aynı refleksle, yani, “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez” mantığıyla mukabele ediyorlar.

Bundan dolayıdır ki siyasette diyalogsuzluk ve dahası diyalogdan kaçmak temel karakteristik haline geldi. Liderlerin buluşması, görüşmesi, selamlaşması gibi sıradan ve tabii faaliyetler bile olağanüstüleşti. Davetlere icabet edilmez, verilen selamlar alınmaz, iade-i ziyaretler dahi yapılmaz oldu.

Çünkü özellikle CHP, iktidar partisi ile temel problem alanlarında masaya oturmayı bile her şeyin değişimi için referans olacağı duygusuna kapılmıştır.

Anayasa’nın bir maddesi değişirse hepsi değişebilir veya Kürt sorunu halledilirse ülkenin her meselesi halledilir, gibi bir duygu...

Ya da Ergenekon’la, darbelerle hesaplaşılacak olursa sistemin köşelerini tutan bütün gizli ve özel yapılarla da hesaplaşılır kanaati...

CHP’nin lokomotifliğinde bir yapı; çelişkiye düşmek, itibar kaybetmek ve dahası bu haliyle ebediyyen iktidara gelememeyi de göze alarak, kendisini Eski Türkiye’nin bir tuğlasına bile dokundurtmamaya adamıştır.

Herhangi bir değişim girişimine değil destek vermek, bu girişimin adını anmak yani duymak bile taviz olarak görülmektedir. Konuşmak, tartışmak, olabilirliğine dair bir sinyal vermek de öyle...

İşte, böylesine “özellikle ağırlaştırılmış bir atmosfer”de anayasa değişikliğine doğru gidiyoruz. Daha başlangıçtayız ve süreç ilerledikçe atmosfer belki daha da ağırlaşacak ama tablo Türkiye’nin bu yoldan geri dönemeyeceğini gösteriyor.

Bir kere, bütün siyasal gerçeklerin üstünde bir gerçeğimiz var ki tamamının değişmesi gereken bir anayasayla yönetiliyoruz. Hem de geciktirilmeden...

Ve artık anlaşıldı ki Türkiye değişimi aritmetik uzlaşma ile gerçekleştiremeyecek. Her ne olacaksa, bu güçlü bir siyasal faktör ile toplumsal değişim unsurlarının ittifakıyla olacak. Ya da Baykal’ın 2008 başında dediği gibi “Yeni anayasa yapmak istiyorsan idamı göze alırsın ya da darbeyi yaparsın” yöntemiyle... İkinci yol ihtimal harici olduğuna göre, daha iyi bir demokrasi için uzlaşmazlığa, diyalogsuzluğa hatta hakarete tahammül ederek değişimde ısrarcı olmaktan başka çare yoktur.

İşte şimdi masa üzerine çıkmaya başlayan küçük çaplı anayasa değişikliği paketi bu iradeyi temsil etmektedir.

Medyaya yansıyan değişiklik önerilerinden anlaşıldığı kadarıyla sadece yargıdaki tıkanıklığı giderecek HSYK değişikliği değil, gündelik hayata da dokunan ve demokrasinin kalitesini yükseltecek değişiklikler planlanmaktadır. Kendi içinde bir mantığı ve tutarlılığı olan bir paket görüntüsü vardır.

Paketin içinde geçici 15. maddenin bulunması; yani 12 Eylül darbesinin sorumlularına yargı yolunun açılması ise başlı başına bir sembolik devrimdir. Dört kez darbeye muhatap olmuş bir ülkenin, darbecilerini koruyan anayasa maddesiyle yaşaması haysiyet kırıcı bir durumdur. Bu koruyucu zırh, sivilleşme istikametinde atılan her adımın üzerinde kara bir gölge olarak durmaktadır.

Geçici 15. madde artık yargılanmaları sembol olmanın ötesinde fazla anlam ifade etmeyen 12 Eylülcüler’i koruyan 15. madde ile Ergenekon’u desteklemek, darbe teşebbüslerini önemsizleştirmek, irtica eylem planını savunmak arasında ciddi ve güçlü bir bağ vardır.

Türkiye o bağı kopararak tıkanan nefes borusunu açmak fırsatını yakalamıştır.

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim