1. YAZARLAR

  2. Bejan Matur

  3. Bir şairin ölümü
Bejan Matur

Bejan Matur

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir şairin ölümü

A+A-

Arap dili bir kez daha ait olduğu yüksekliğe, gökyüzüne çekildi. Mahmud Derviş öldü. Filistin'in, Arap dilinin en önemli şairlerinden Derviş geçtiğimiz günlerde kalbinin topraklarına gömülmek için döndü.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Derviş'in ölümünü şöyle duyurdu: Filistin'in yıldızı artık yok... Filistin'in binyıllardan derlediği yıldız gökyüzünden ait olduğu derinliğe kayıp gitti. Bir ülke bir şairi varsa asla yalnız değildir. En yetim ülke dahi, ki o Filistin'dir, bir şair yetiştirdiğinde kâinat olur. Çünkü bir ülkeyi, bir toprağı zihinlerde var kılacak olan dilidir. O dilin sesleri, duygusudur. O sesi dillendiren, o kelimeleri göksel bir yüksekliğe taşıyıp varlığına kavuşturan sanattır bir ülkeyi öncelikle var edecek olan. O ülke için çizilen sınırlar ya da bayraklar değil. Bir aşk gibi gönüllerdeki varlığını tamamlamayan ülkeler sınırları, bayrakları olsa da eksiktir. Miracın toprakları, miracın dili Arapça yaşadığı bu son kavuşmayla bir hesabı daha kapattı. Kim bilir belki de açtı bir hesabı. Bilemeyiz... Biz faniler nereden bileceğiz Filistin'in yıldızına o sonsuzluk içinde ne gösterilecek, ne bağışlanacak, yeryüzünde ondan esirgenmiş olan. Filistin'in şairi huzura vardığında onun yorgun, yorulmuş kalbine sorulacak olan yaşadığı hayat mı olacak sadece? Ya Filistin'in acıları? Filistin'in büyük acısı şairinden sorulmayacaksa kimden sorulacak?

Şiirini var eden çocukluğun, sürgünün ve her şeye rağmen vazgeçilmeyen toprağın kederini hayattayken bu kadar iyi taşımış bir şairin ölümü de ülkesi için bir işaret olmalı. Yakın tanıyan biri, Derviş'in Ramallah'taki evini anlatmıştı. İşgal altındaki Ramallah'ta bir evi olduğunu, Amman'daki evindense Ramallah'ta rahat ettiğini, inatla orada yaşamak, kalmak istediğini. Hakikat böyle bir şey işte... Filistin'in ünlü şairi olarak size kapılarını açabilecek onca ülke onca şehir varken siz Ramallah'ın acılarını seçersiniz. Amman'da rahat edeceğiniz bir eviniz olduğu halde dönüp dolaşıp sefalet içindeki Ramallah'a gelirsiniz. Mahmud Derviş bunu seçtiği için büyük bir şairdi. Çünkü şiir yalan kaldırmaz. Çünkü şiir cam gibi temiz bir kalp ister. Filistin büyük acıların, sonsuz yasların ülkesiyse, o toprakların yıldızı olan şairden o büyük acıda yanmak beklenir.

Bir ülkenin kaderi için yas tuttu

Mahmud Derviş kalbini döve döve tanıklık ettiği Filistin gerçeğinden süzdüğü şiirlerle bir kimlik yarattı. Bir Filistinlilik bilincinden söz ediyorsak eğer, bu bilincin oluşmasına yaşanan acılar kadar, Derviş'in şiiri de katkı sunmuştur. Ben sanatın görünmez büyük gücüne inanırım. Bir ülkenin, bir halkın var olma çabasında kat edilen siyasi mücadele sanatla taçlanmıyorsa menzile ermeyecektir. Bu yüzden büyük şairler, büyük sanatçılar yetiştirmiş halklar sınırları, bayrakları olmasa, hakları teslim edilmese de insanlığın aynasında bir vicdan gibi parlarlar. Tıpkı Filistin gibi... Her daim... Mahmud Derviş, şiirin hayatla, varlıkla kurduğu bağın siyasetin işaret ettiğinden daha derinlerde olduğunu erken kavramış bir şairdi. Halkının yaşadığı, tarih boyunca ait olduğu toprakların kaderini sınırların ötesinde algılaması bu yüzdendi. Mahmud Derviş'in sadece Filistin'in değil, İsrail'in kaderi için de yas tutmadığını kimse söyleyemez. Çünkü bir toprağın yası bölünerek taşınmaz. Bir toprağın, bir ülkenin yası zaman boyunca birikmiş, biriktirilmiş tüm acılar sahiplenildiğinde hakkıyla yaşanmış olur.

Derviş'in en sevdiği şairin İbranicede yazan Yehuda Amichai olması başka neyle açıklanır? Cenin kampını anlatan bir belgeselde konuşan küçük bir kızın feryadını hatırlıyorum, 'Bizi öldürerek yok edemezsiniz, bizi her gün daha fazla öldürerek yok edemezsiniz. Ben dokuz yaşındayım ama bir kadın olduğumda Filistin için çocuklar doğuracağım, çocuklar doğuracağız hepimiz.' diyen bir kız çocuğunun sesini. Filistin'in bedeni, varlığı olacak çocuklar yetiştirmek isteyen o kız çocuğun can yakan isyanı aslında her şeyi özetliyor. Filistin bir ülke değil, bir bedendir. Filistin bir ruhtur. Filistinli olmak bir ülkeye ait olmaktan çok yas içindeki o ruha ait olmak demektir. Filistinli olmak o acı bilincinde varlık bulmaktır. Edward Said'in Filistinli çocuklarla İsrail askerlerine taş attığı o fotoğraftan daha güzel bir fotoğraf bilmiyorum ben. Said üzerinde döneminin, sınıfının, Mısırlı aidiyetinin zarafetini taşıyan ceketiyle eğilmiş taş atarken Filistinli olmak bilincinin bedenleşmesinin ikonunu yaratıyordu. Tıpkı Derviş'in kimlik adını verdiği o yalın şiiri gibi, sınırı geçerken askere 'yaz, evet Arap'ım ben' diyen... Bir kimlik, bir bedene dönüştüğünde onu yok edecek olan ne güç ne de zorbalıktır artık. Onun karşısında bir vicdan, bir haklılık yaratmadığınız sürece o kimliği yeryüzünden süremezsiniz. Filistin'de olan, o bedenleşmiş acının ölümsüzlüğe eşlediği ruhtur. Filistin'in bir ülke olduğunu kim söyleyebilir? Filistin acıdan dövülerek taşlaşmış bir kalptir. Filistinli olmak bilincini, o ruha ait olmayı tüm dünyaya gösteren Mahmud Derviş o küçük kızın saf duygularıyla hayal ettiği çocukları şiirinde var etmişti. Dokuz çocuğu olan bir Filistinliyi anlattığı şiiri, yok olmak dışında bir seçenek sunulmayan halkının şiddetli var olma isteğini anlatıyordu. Sözün bittiği yerde, aklın hükmünün geçmediği cinnet ülkesinde var olan şiir de elbette toprağına, insanına benzerdi. Derviş'in şiirini sadece Filistin için değil, Arap dili için de özel kılan, o cinnetin sözle aşılmış olmasıdır. Mahmud Derviş eline hiç silah almamış bir Filistinliydi. Kimseyi öldürmemişti. Ama yarattığı şiirin Filistin davasına katkısını bugün şiddetle bir iktidar kurmuş olanlar dahi sorgulayamazlar. Mahmud Derviş, şiddet olan topraklarda hep aşktan ve bilmediğimiz bir var oluşun hakikatinden söz etmek istedi. Sahip olduğu tek güç diliydi. Diliyle ülkesini var etti. Çünkü şairler insanın gerçek yurdunun söz olduğunu bilirler. Sonsuz ülke odur çünkü. Bu yüzden belki de, 'Filistin'in yıldızı artık yok' diyen bir devlet başkanının samimi acısından dünyaya yansıyan Filistin'in yalnızlığı değildir sadece. Filistinli olmak bilincini taçlandırmış dizelerin kalbi durduğunda, olan Arapçanın göğe yükselmesiydi. Çünkü bir şair öldüğünde bir dil gökyüzüne yükselir... Duyduğumuz harflerin yükselişidir, yas ve keder olan gönüllerde...

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT