Bir oy nasıl kaybedilir, gördüm

11.06.2011 16:41

Demiray Oral

Alnındaki ter iki damla halinde yüzünden boynuna doğru kaydı.

Ağzından düşürmediği sigaranın külü yerçekimine karşı hassas bir savaş veriyordu; bu yaşadığı efkârın sinyaliydi adeta.

Sandalyemi yanına doğru yaklaştırdım, yüzüme baktı ama konuşmadı.

Büyüğümdü benim, abimdi... Yedi sene önce taşındığım yeni mahallemde tanımıştım onu.

Tanışma faslı sırasında ağzımdan çıkıveren, “Güneydoğu kökenli misiniz” soruma, “Hee öyleyizdir, siz de herhalde Marmara kökenli yurttaşlardansınız” diye karşılık verip, beni magma tabakasının dibine ışınlamıştı.

Ama bir çırpıda yine kendisi teselli etmişti beni.

Sonra bütün samimiyetiyle anlatmıştı hayat hikâyesini.

Çok şey yaşamış, büyük acılar çekmişti bir Kürt olarak.

Nihayet bir evladını dağda kaybedince, kalanları yaşatmak için kaçmışlardı İstanbul’a.

Abimdi, büyüğümdü ama yakın zaman önce aramızdaki ilişkiye yeni bir boyut getirmişti.

Seçim sath-ı mailine yeni girdiğimiz günlerde gülerek yanıma gelip, “İstanbul 2. Bölge kardeşliği”mizi ilan etmişti.

O günden beri bu “oy kardeşliği”ni her gördüğünde hatırlatıp, takılmadan edemezdi:

Eee karar verdin mi bakalım, veriyorsun di mi AKP’ye oyunu?”

Ben de hep, “Yok abi daha karar vermedim,” diye cevap verince saman alevi gibi parlardı: “Daha neyini düşünüyorsun ver işte... Sen çok okumuşsun ama az yaşamışsın, ondandır hep kararsızsın.

Ardından mahalle kahvesinde sınırsız çay eşliğinde, bir memleketi kurtarma tartışması alır giderdi aramızda...

İstanbul’dan bir müddet ayrı kalıp seçime bir kala geri döndükten sonra, bizim kahvenin önüne yaklaşırken aynı minvaldeki muhabbete hazırlıklıydım.


Artık oyumun rengi hususunda kararımı vermiştim
ve o kararı aslanlar gibi savunacaktım.

Fakat onu karşımda sigarasının külü uzamış, sıkıntılı bir halde görünce bir şeyler olduğunu hissettim.

Önce uzun gibi gelen kısa bir sessizlik geçti aramızdan.

Sonra abim döküldü.

Anladım ki Başbakan Erdoğan’ın, “Kürt sorunu yoktur” ile başlayıp, Diyarbakır mitinginde kullandığı siyaset diliyle devam eden ve en son “Ben olsam Öcalan’ı asardım” sözleriyle devam eden süreç onun gibi ılımlı bir Kürt’ü bile allak bullak etmişti.

Anlatmaya başladı: “Başbakan ‘terörist’, ‘sivil faşistler’ deyince BDP’lilere, sanıyor ki bir tek onları hedef alıyor. Halbuki Kürtlerin büyük bölümünü üzdü, rencide etti farkında değil. BDP’nin bütün Kürtleri temsil etmediğini söylüyor, bu doğru. Ama şunu bilmiyor ki, benim gibi BDP’li olmayanlar bile iş Kürt meselesine gelince BDP gibi düşünüyor...

Diyarbakır mitinginden sonra düşünmüşler, taşınmışlar ailece ve “meydanlarda söylenenler orada kalır” diye teselli bulup, kırgın da olsalar AKP’ye oy vermekten vazgeçmemeye karar vermişler.

Peki sonra?

Sonra geçen gece televizyonun karşısına geçtik ve duyduklarımıza inanamadık. ‘Ben olsam Öcalan’ı asardım’ diyordu Başbakan. Bak şimdi, ben hiç Apo’cu olmadım. Hatta evladımı kaybettim onun yüzünden. Ama o lafları duyunca anladım ki, Başbakan’ın bu sorunu çözmesi mümkün değil. Çünkü Kürtlerin Öcalan’ı sevmeyeni bile onu başkanı olarak görür. Sevmezsin ama başkandır, saygı duyarsın. Nasıl bazı Türkler başkanlarını sevmese de makamına saygı duyarsa öyle bir şey işte.”

Ara verdi konuşmaya, farkında olmadan bir süredir yaptığı gibi efkârla çayını karıştırmaya devam etti ve mevzunun “en tehlikeli” dediği kısmına geçti.

Başbakan’ın ‘asardım’ sözünden daha tehlikeli olan ne bilir misin? Kimse üstünde durmadı ama ‘Ben yaşarken İmralı’dan çıkmasına izin vermem’ demesi. Böyle yaparak hem kendini bağladı, hem de çözüm umudunu yok etti. Çünkü kabul etse de etmese de PKK ve BDP Kürtler arasında en büyük tabana sahip örgüt. Onlara her istediklerini de verseler, Öcalan’ı hapislikten çıkarmadan anlaşmaya yanaşmazlar. Bu durumda da silahlar asla susmaz...

Peki, ne yapacaksınız der gibi susup yüzüne baktım.

Derin bir nefes daha çekti sigarasından, külü bu kez yerçekimine yenik düştü.

Artık biz de sendeniz, kararsız olduk. Ya gidip bizim bağımsızlara atıcaz oyumuzu ya da Sarıyer’den denize...” dedi.

İşte AKP’nin gözümün önünde kaybettiği bir Kürt oyunun hikâyesi böyleydi...

oraldem@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim