1. YAZARLAR

  2. Akif Beki

  3. Bir OHAL masalı
Akif Beki

Akif Beki

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir OHAL masalı

A+A-

İddia o ki, ‘kaos’tu, ‘şiddet’ti, ‘anarşi’ydi derken, pompalanan havayla adım adım OHAL’in altyapısı hazırlanıyor.

Dünkü basın toplantısında, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a da sordular.

“Yok öyle bir şey, nereden çıkarıyorsunuz, ne alakası var canım!” demedi.

Aksine, böyle arayışların olduğunu doğrular şekilde konuştu.

“Olaylardan olağanüstü manalar çıkarma heveslileri var” dedi.

“Bu tür (OHAL) kavramları canlandırmaya çalışma heveslileri var” dedi.

Ve basın toplantısının odağına, ‘Sokağa hâkimiz’ mesajını yerleştirdi.

***

Dikkat ettim, kimi meslektaşlarımız da, sivil idarenin sokaklara hâkim olamadığını, ‘gerilim’i yönetemediğini yazıyor son günlerde.

‘İktidar mensuplarının, kafayı komplo paranoyalarıyla bozduğunu ama, yaşananların gerçek bir kaos olduğunu’ söylüyorlar.

Yazdıklarına göre...

İstanbul Dolapdere’de ‘kuru sıkı silah’ tutan eller, ‘demokratik açılım’a karşı toplumsal tepkiyi yansıtıyormuş.

Muş Bulanık’taki kalabalığa Kalaşnikof silahla ateş açan manifaturacı, nefsi müdafaa yapan bir esnafmış.

Kabul etmek lazım ki hükümet, kontrolü kaybetmiş.

Yani?...

Zımnen demek istiyorlar ki, ‘Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!’

***

Kalemlerinden çıkanı gözleri okuyor mu, emin değilim.

Ama heveslilerine, OHAL’li yılların neye benzediğini bir kez de ben hatırlatmak isterim.

Belli ki, sağını solundan ayırt edemeyen bu arkadaşlar, OHAL’in ne demek olduğunu unutmuşlar.

Efendim, bu OHAL, Olağanüstü Hal idaresi demek...

1987’den 2002 yılına kadar 8 ilimiz, 15 yıl boyunca OHAL rejimi altında yaşadı.

Hatıraları tazedir hâlâ, bize yabancı değil yani.

Diyarbakır, Elazığ, Hakkâri, Bingöl, Van, Tunceli, Mardin ve Siirt’lilere sorun, onlar size anlatır, OHAL’de yaşamanın nasıl bir şey olduğunu.

Bir de, OHAL bölgesinde 15 yıllık hayatın, Milli Savunma, İçişleri ve  Adalet bakanlıklarının kayıtlarına nasıl geçtiğine bakın!...

OHAL hüküm sürerken... Çatışmalarda 5 bin 105 sivil ölmüş, 5 bin 887 vatandaşımız da yaralanmış.

Bin 248 siyasi cinayet işlenmiş, kaybolan 194 insanımızdan bir daha hiç haber alınamamış.

55 bin 371 kişi de gözaltı muamelesinden geçirilmiş.

357 bin vatandaşımız, şiddet ortamından kaçmak için evini, barkını terk edip göçmüş.

Boşaltılan köyleri, işinden aşından edilenleri, işkence şikâyetlerini saymıyorum bile.

Terörün, gerilemek şöyle dursun daha da azdığına, huzur ve asayişin daha beter bozulduğuna girmiyorum artık.

Kâfi mi bu kadarı?

Anladınız mı peki şimdi, OHAL’in ne menem bir hal olduğunu, nasıl bir şeye benzediğini?

***

Son olaylara ‘Provokasyon’ denmesini, yersiz ve abartılı mı buluyorsunuz hâlâ, paranoya mı dediniz?...

O zaman, ben size bir de şöyle anlatayım:

Bir varmış, bir yokmuş...

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken... Ülkenin birinde, çok kurnaz bir vezir yaşarmış.

Sorun çözmedeki maharetiyle o kadar ün salmış ki, kısa zamanda Sultan hazretlerinin vazgeçilmez gözdesi haline gelmiş.

Sultan nereye gitse, maharetli vezirini de yanında istermiş muhakkak.

“Herkes bir yana, o bir yana” dermiş.

Öyle ya! Ne olur, ne olmaz... Zamanla hacet gidermeye bile onsuz çıkmaz olmuş.

Sarayın nedimeleri dahi, kıskanmaya başlamış bu vezir efendiyi.

Uzatmayalım... Günlerden bir gün...

Akıllı bir çoban, öyle bir oyun oynamış ki, hilesini açık etmiş, bütün foyasını ortaya çıkarmış maharetli vezirin.

Meğer, çözdüğü sorunları çıkaran da kendisi değil miymiş?

Sultan’ı kendine bağlamak için, gözünü boyuyormuş aslında.

Önce sorun çıkarıp, sonra da çözüyormuş.

Krizi kendi yaratıp, herkes kara kara düşünürken, çareyi en önce o buluyormuş.

Kendinden başka kimsenin açamayacağı kilitler icat ediyor, sihirli anahtar da her seferinde haliyle onun cebinden çıkıyormuş...

Tanıdık geldi mi size, bu masal?

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT