Bir mizahçının annesi için ciddî olarak gözyaşı dökmek!

29.08.2007 13:12

Selahaddin E. Çakırgil

Bugün, herkes Çankaya’yı konuşuyor.. Halbuki, Çankaya, o kadar da önemli değil.. Abdullah  Gül’ün o mekâna kendinden değerler katması, amma, o mekân adına oluşturulmuş değerlere göre şekillenmemesi ve, ‘şeref’ul mekân, b’il-mekîn..’ (Bir mekânın şerefi, orayı mekân tutandan gelir.) hikmetli sözündeki mânayı gözeten eski hassasiyetlerini sürdürmesi umulur.

Ben ise, bugün Çankaya’yla dolaylı ilgisi olan bir ‘yürek yangı’mı yansıtmaya çalışacağım..

Çünkü, kimileri Abdullah Gül’ün hanımının Çankaya’da sürpriz yapabileceğini belirtir ve kimileri de gazete ilanlarıyla, peruk takmasını tavsiye ederken, bir mizah dergisi de kapağında Hayrunnisâ Gül’ü çağrıştıracak çizgilerle bir ‘tavşan kız’ resmetti..

Bu ‘tavşan kız’ çağrışımıyla, ne denilmek istendiğini Sibel Eraslan;  25 Ağustos tarihli ve ‘Farkında mısınız? ‘TAVŞAN KIZ’ hepinizi hizaya sokuyor.. başlıklı yazısında anlattı:

‘Bir mizah dergisi, aklı sıra Hayrunnisâ Gül karikatürü çizecek, ama o kadar hırs dolu ki içi, çizdiği örtülü kadın resmini, ‘tavşan kız’ şeklinde kaleme alıyor. Gösteri dünyasının çıplaklığı ve danslarıyla ünlü, kafasında şirin uzun kulakları ve boynunda papyonuyla şu malum şov kızlarına atfedecek aklı sıra örtüyü ve örtülüyü..(…) en çok satan gazete (de), arkadaşlarıma ‘E.T’ler diye hitap ediyordu. ‘Extra Terra’ (uzaylı, dışarıdan gelen, bilinmeyen yaratık) idi başörtülüler onların nazarında... Ardından ‘Ninja’lar dediler bizim için... Ağzı burnu bağlı gizemli Japon dövüşçüleri veya (…) çocuk ile kaplumbağa karışımı bir yaratığa dönüşmüş gene uzaylılar... Sonra, bir ara ‘Penguenler” diye başlık attılar. (..) Şimdi de, (..)‘tavşan kız’!

 (…) çok komikler! (…) Bu arada anlayamadık, soralım: Farz-ı muhal Tavşan Kız’ para karşılığı dans eder, (…) Ya sen ne yaparsın? Para karşılığında senin yaptığın ne?’

Ve amma, bir yazı beni, o karikatür kadar etkiledi.. Bu, o derginin Yazı İşl. Md.’ Zafer Aknar’ın, annesine hitaben yayınladığı ve ondan özür dileyen mektubu idi..

Bir mizah dergisinden yükselen böylesine ciddî bir feryad, beni derinden etkiledi..  

Özetle şöyle diyordu: ‘Anneciğim..Özür diliyorum.. Haberin yoktur biliyorum.. Çalıştığım dergide-LeMan- ‘türban’la ilgili bir kapak yaptık.. Bize çok kızdılar.. Çok küfür ettiler anneciğim.. Demediklerini bırakmadılar.. Bundan en çok nasibini sen ve -arkadaşlarımızın annesi- aldı anneciğim.. ’Neden yaptınız a oğlum’ dediğini duyar gibiyim.. (…) Ah anneciğim…Kenarları tığla nakış nakış işlenmiş... Bembeyaz başörtünün altından sarkan bir tutam beyaz saçın, beni hep uzaklara götürürdü..(…) Anneciğim hep sana küfür ettiler.. Halbuki.. derdimiz.. demek istediğimiz, kızdığımız eleştirdiğimiz, senin karanlığı aydınlatan, parçalayan ‘beyaz tülbent’in değildi.. (…) Ah anneciğim sana çok küfür ettiler ‘din adına, Müslümanlık adına..’  belki.. kulakların çınlamıştır.. Elinden düşürmediğin Kuran-ı Kerim’i okuyordun belki o sırada. (…)Üç aylarda bile oruç tuttuğunu bilmeden, Kutsal gecelerde, gözyaşlarıyla yıkanan yakarışlarını duymadan.. ’Özür dileyin bizden’ diyorlar anneciğim, özür dilenecekse bunu en çok sen hak ettin anneciğim.. (…)Bugün beraat kandili anneciğim.. (…) Benim yüzünden sana edilen küfürler için özür diliyorum anneciğim..’

Bu bir mektub değil, âdetâ bir kor parçası.. Bu metni, o kandil gecesinin saat 03.00 sularında internette okuduğumda derinden sarsıldım.. Bir mizah dergisinin yazı işleri müdürü bile olsa, mektubun muhtevası, son derece samimî bir  ciddiyetle yazılmış gibi geldi bana.. Ve, o iddialar doğru ise, ‘İslâm adına’ veya ‘Müslüman hassasiyetini göstermek’ adına, bir anneye hakaretler yağdırılmasına karşı hışımlandım, isyan ettim, gizli hıçkırıklara garkoldum.

Eğer Müslümanlardan bir kimse, o anneye küfretmişse;  Müslümanlar bir bedenin uzuvlarıdır’ anlayışınca, o ‘anne’den özür diliyorum.

Bu özrün bir şeyleri tamir etmiyeceğini de biliyorum, elbette.. Ama, asıl hedefim, o hayvanlığa karşı çıkmaktır!. (Ki, hiç bir müslümanın küfretmekte asla şer’î cevazı yoktur, ama, böyle bir terbiyesizlik yapılmış olabilir. Geçen gün de, Ayşe Böhürler‘e birisi hakaret etmiş; o bunu hemen, hattâ dinci olarak nitelediği bazı Müslümanlara atfetti.. Kendini internette, perde gerisinde Müslüman gibi gösterenlerden ben de, benzer tehdid ve hattâ hakaret mesajları alıyorum, ama, bunları sözkonusu etmiyorum.

Taife-i laicus’ ise, her gün Müslümanlara hakaretler yağdırıyor ve sonra da kendilerine tepkiler gelince feryad’u figan eyleyip, sıradan tepkileri bile hakaret olarak gösteriyorlar. Buna rağmen, bir müslümanın kötü örnekleri kendisine örnek edinemiyeceği açıktır..)

Ama, bir kaç kelime de o yaralı kalbin sahibi olan Zafer Aknar’a söylemek istiyorum..

Kaleminizden bir kalb adamının hassasiyetlerini yansıtabilen birisi intibaını uyandıran sizin, nasıl olur da, o hakaretler sadece anneniz sözkonusu olduğunda yüreğiniz sızlar? Saygı görmesi, iffeti korunması gereken; sadece kendi annemiz midir?

Biz, müslümanlar olarak, bütün insanları hakaret ve saldırılardan masun (dokunulmaz)  bilmek durumunda değil miyiz?

Annenizle ilgili olarak çizdiğiniz profil, benim rahmetli annemi de hatırlatıyor.. Fakat, annenizin tığlarla işlenmiş beyaz tülbenti yüceltirken; bir başkasının inancı, şahsiyeti, inancına göre şekillenmiş zevkı üzerinde, türbanı üzerinde, çirkin tedaîlere yol açacak çizgileri kendiniz için nasıl, bir hak olarak görüyorsunuz.. Kaldı ki, sizin gibi, ‘türban’ı başörtüsünden ayırıp, başörtüsüne saygılı olduğuna dair söylemler geliştirenlerin, asker cenazelerindeki anneleri bile, askerî mekanlardan dışladıklarını görmüyor musunuz? Çizdiğiniz profile göre, o, elleri öpülesi annenizin de bu dışlanmadan rencide olacağını hiç düşünmediniz mi? Annenize bir sorunuz, o karikatürize ettiğiniz Hayrunnisâ Hanımı mı kendisine yakın bulacaktır, yoksa, kendilerini ‘çağdaş’ olarak niteleyenleri mi?

Birilerinin inançlarına, şahsiyetlerine, zevklerine tahammül etmiyen birisi olamıyacağınızı düşünüyorum.. Böyleyken, milletinin inanç değerlerine ‘kamusal alan saçmalığı’ adına zencir vuran tepe noktadakilerden hangisinin eşini çirkin mânalar çağrıştıracak şekilde çizdiniz? Ki, milyonlarca annemiz, bacımız, kızımız, eşimiz ve onların babaları, eşleri, kardeşleri, yıllardır, o ‘kamusal alan’  cenderesinde acılar çektiler, çekiyorlar..

Bunu, mukayese yapmanız için söylüyorum, onları da kötü çizmenizi istediğim için değil..

Sizin, satırlarınızda dile getirdiğiniz dünyaya nisbetle açısından, yanlış bir yerde durduğunuzu düşünüyor veya yanlış örneklere bakarak değil, bir inancın som örneklerine bakarak,  kendinizi bir ‘nefs muhasebesi’nden geçirmenizi tavsiye ediyorum..

‘Dili yok kalbimin, âhh, ondan ne kadar bîzarım..’

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim