Bir millet, iki devlet

02.11.2009 00:45

Duran Kömürcü

İnancımın gereği demokrasiye inanmıyorum. Beşeri sistem olduğu için inanmıyorum. Adalet duygusu olmadığından inanmıyorum. Halkın halkla yönetilmesinin huzur ve mutluluk getirmeyeceği için inanmıyorum.

 “Demokrasi getirdik” diyenlerin, kendilerinin demokrat olmadığını bildiğim için inanmıyorum.

Demokrasiyi bir oyun ve kendi isteklerine yorum yaptıklarını bildiğim için inanmıyorum.

Cumhuriyeti kurduk, demokrasi ve laiklik ilkesine bağladık. Halka da “Sen kendini idare edeceksin” dedik, bunu hep ürettik, söyledik. Yalnız bir şeyi üretemedik. Kanunlar nezdinde herkesin eşit olduğunu kabul edemedik, edilmez de. Cumhuriyet kanunlarının önceliği vardır. O öncelik de kurucuları korumak ve kollamaktır. Onlar kurdular, hâmisi de onlardır. Bu duygu ve hareket demokrasiyi, kuranlarla oynayanlar diye ikiye ayırdı. Bu günün ifadesi ile, bir milleti iki devlet idare etmeye başladı. Demokrasi söylevi altında 86 yıldır bu mücadele verilmektedir. Kuruldu kurulalı değişmedi. Değişmez de. “Bu bizim, biz kurduk” dedikçe de imkânı yoktur. Hep su sızdıracaktır. Ne kurana ne de oynayana yaramaz. Ömür bu kavga ile sona erer. Ta ki biri galip gelip diğerini pes ettirene kadar.

Bu mücadele, 1924’ten 1950’ye kadar tek taraflı yürüdü. Gücün emri ve direktifinde devam etti. 1950’de “Demokrasi oyununu kaidesine göre oynayalım” dediler, halka fırsat verdiler. Halk da onları tasfiye etti. Millet gülmeye, devlet benim demeye başladı. Demokrasinin faziletinden bahsederek, milletin bir unsuru olduğunu düşünmeye başladı. Ama kurucuların bunu hazmetmesi imkânı yoktu. 1960’ta da ihtilâl yaparak halkı üstten indirdi, kendisi emirlerini vermeye başladı. Sonsuza kadar da bırakmayacaklarının emareleri görünmeye başladı. Silahlı Kuvvetlere emaneti teslim etti. Onlar da 1971-1980 ve 28 Şubat ihtilâli ve andıçlarla dizayn eder oldu.

Böylece halkla koruyucu arasında sürtüşmeler ve boy ölçüşmeler başladı. Onlar ihtilâl yaptıkça oy çokluğu ile temsilcilerini seçti. Gücün devleti de bunu kabul edemez oldu. Onların her dediğinin sapması ile dizayn yapılsa da halk-güç didişmesi hâlâ devam etmektedir. Anlayacağınız, demokrasi topunu bazen millet, bazen de güç almaktadır. Her ikisinin birleştiği tek nokta da demokrasi oyunudur. Adı demokrasi olduğu için güç vazgeçemiyor, oyunu kaidesine göre oynatsa diskalifiye oluyor. Böyle başladı, böyle gidiyor.

Demokrasi, dünya milletlerinin de tercihleridir. Bütün milletleri demokrasi içine alma oyunları da bunlardan birisidir. Amerika’nın Irak ve Afganistan’a zorla demokrasi ihraç etmesi, Doğu Türkistan’ın Çin’le mücadelesi, Rusya’nın Çeçen ve diğer devletçiklere dayatması demokrasi adınadır. Demokrasi revaçta olduğu için herkes demokrat, herkes cumhuriyetçi, arkasında yatan petrol, gaz, altın ve çıkardır. Yani menfaatlerinin paravanı demokrasi... Türkiye’de de kendi milletine kendini kabul ettirme, dayatmalarını meşru kılmak için demokrasi paravandır.

Dünyada nerede bir demokrasi varsa, orada güç var, güçlü vardır. Güçlülerin hegemonyası vardır. Böylece dünya menfaatlere göre parselleniyor, inançlar engelleniyor.

Türkiye de, örneği olmayan bir demokrasi ile idare ediliyor. Seçimle halk, güçle asker yönetiyor. Yani, bir milleti iki hükümet yönetiyor. Seçildiğinde halk, ihtilâl yapıldığında asker. Bu da böyle bir demokrasi. Bu demokrasiye inanılır mı?

VAKİT

  • Yorumlar 6
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim