‘Bir’ Masal Diyarı

16.03.2009 06:37

Ersen Akyıldız

Bir varmış, iki yokmuş. Çağdaş zaman içinde, muasır medeniyetler seviyesinde mutlu mu mutlu, huzurlu mu huzurlu ama biraz da muzırlı bir ülkecik varmış. Aman ha ‘cik’ dediğime bakmayasınız! Bu ülkeciğin öyle 1400 falan değil; tam tamına 7000 yıllık şanlı mı şanlı, namlı mı namlı bir tarihi varmış; dili dillere destanmış, tüm diller ondan çıkmış da ‘Güneş’ gibi parlarmış. Yedi düvele korku salarmış da bu yüzden her tarafı düşmanlarla çevriliymiş. E hal böyle olunca da ‘bir’ olmak lazımmış; dilde bir, renkte bir, ırkta bir, giyinişte bir, düşünüşte bir, çağdaşlıkta bir… Birdirbir. Din de uslu durup ülkeciğe ‘laik’ olursa makbulmüş. Yoksa ne lüzumu varmış dine; zaten kontrolsüz din, din değilmiş.

Ama gel gör ki ülkecikteki muzırlar hep ikilik çıkarırlarmış. Oysa ne de güzelmiş o ülkecik, ne mutluymuş ‘bir’im diyenler. Her yere konmuş ülkeciğin asıl sahibi birler ki vatandaşlar mutlu olabilsinmiş de halk onlara dokunamasınmış. E kolay değilmiş tabii bir olup muasır kalmak da mutlu olmak. Çok çalışmak lazımmış çook. Önceleri en başa ‘bir’i geçmiş de tüm ikileri bir güzel birlemiş. Bu dönemde her şey tozpembece birmiş: Adil mahkemeleri varmış ülkeciğin, en çağdaşından kıyafetler ile müzikleri, ulu Tanrı’ya çağıran özgün ibadethaneleri, en aydın harfleri ve en pozitif eğitimi ve benzerleri. Gerçi biraz dar gelmiş bu çağdaşlık bizim muzırlara ama olsun; denemeye değermiş. Sonraları sadece akıllıların görebildiği bolca bir elbise biçilmiş ülkeciğe de biraz hava lütfedilsin şu bizim muzırlara diye. Ama bu bizim ikilik muzırlar da akılsız çıkmış da ülkeciğe ‘Çıplak!’ deyivermiş! E boş mu duracakmış ülkeciğin asıl sahipçikleri birler? Her ‘Çıplak!’ deyişlerinde bu muzırlara bir şaplak indirmişler de tıpkı ‘bir’ zamanlardaki gibi muzırlar şaşakalmış. E hak da etmişler tabii. Onlara mı kalmış çıplak demek de ikilik çıkarmak?! Bu ülkecikte çıplak denilecekse de birler dermiş, ikilik çıkarılacaksa da birler çıkarırmış! Bu böyle bilineymiş!..

Gel zaman git zaman, bu birler ‘Höt!’ demişler öttürmüşler, ‘Sus!’ demişler pusturmuşlar, koymuşlar da oturtturmuşlar şu bizim ikilik muzırları...

Zaten çok da zor olmamış bir müddet birlemek ikileri; zira ülkeciğin şimdilerde üniversite denilen o zamanlardaki derebeyliklerinde aydın mı aydın, çağdaş mı çağdaş, buram buram bilimsellik kokan ‘bir’ileri varmış. Bunlar yemezlermiş içmezlermiş bir-i tedrisattan geçen kölelerinden hala muzır olabilenleri önce kalpleri kadar temiz sayfalara iliştirirler, sonra da ellerinden geleni notlarına koymayıp bunları birer birer birlerlermiş. Arada çıbanbaşıları da eksik olmazmış gerçi ama şaplakların seslerinin ta buralara kadar gelmesi yetermiş…

Zaten çok da zor olmamış bir müddet birlemek ikileri; zira bu birlerin arkasında adil mi adil, güvenilir mi güvenilir, buram buram bağımsızlık kokan başka ‘bir’ileri varmış. Bunlar da yemezlermiş, içmezlermiş baklava çalanından tut, birinci dilini unutup ikinci dilini konuşmak isteyen edepsizine; başını hadsizce örtmek isteyeninden tut, halkla vatandaşı birlemek isteyene her muzırı, her ikiliği bir güzel birlerlermiş. Arada zıpçıktıları da yok değilmiş hani ama balans ayarı dozunda alınan ‘bir’ifingler yetermiş…

Zaten çok da zor olmamış bir müddet birlemek ikileri; zira bu ülkeciğin bir de müreffeh mi müreffeh, cömert mi cömert, buram buram asalet kokan bambaşka ‘bir’leri varmış. Bunlar hem yerler hem içerler hem de şaplakçıları şakşaklarlarmış. İşçilerini ‘Bakalım ölecekler mii?’ diye tabutlara korlar, öldüklerinde de ‘Hay aksi, iş kazası oldu!’ derlermiş. İşyerlerini bir güzel birlerler; sakallı, bıyıklı, örtülü her ikiliğe maazallah derlermiş. Yollu yollu çalışırlar, allı pullu kazanırlarmış. Azlarmış ama özlermiş, şaplakları gözlerlermiş…

İşte tüm bu ‘bir’ler birleşince,  tüm ikiler bir müddet ikilemişler. Sonra gelmiş zaman gitmiş zaman, devran yavaş yavaş dönmeye başlamış. İkiler üç olmuş, üçler dört; muzırlar yaramaz olmuş, yaramazlar afacan. Gericisi yobazı, kartı kurtu, liboşu goministi de efendim envai çeşidi daha fazla dayanamayıp dikiş tutmaz ülkeciğe başlamışlar hep birlikte ‘Çıplak!’ demeye. Bizim ‘bir’lerin artık şaplak atacak ne mecali kalmış ne de birlikleri. Zaten ülkeciğin çıplak hali midelerini de az bulandırmamış hani; bir kusmuşlar pir kusmuşlar, ‘her yere kon’muş kusmukcukları.

İş başa düşmüş. Allah’tan baş ayaklarmış da kusmukcukları temizlemek onlara yaraşırmış, uğraşsınlarmış da dursunlarmış. Göz varmış, nizam varmış; çark böyle dönmez, ülkecik böyle yol alamazmış. Etraf temizlenedursun, ‘ak’lanan ve bir o kadar da akıllanan bizim eski muzırlar başlamışlar ‘bir’ olmaya. Ülkecik önceleri hazmedememiş; yutkunmuş yutamamış, aksırmış atamamış. Ah bu akılsız muzırlar da afacanlar, ülkeciğin başına ne işler açmış! Sonraları ülkecik bakmış başka çaresi yok, akıllı muzırları vatandaşlığa kabul etmiş, üzerine de bir bardak su içmiş. Bundan böyle halka tenezzül etmek çiçekleri burunlarında vatandaşların işiymiş.

Allah için bu yeni vatandaşlar daha bir halden anlar, 40 da 1 de olsa halkı hatırlarlarmış. Ama ne var ki onlar artık akıllıymış, paraları da varmış, e daha ne olsunmuş?! Diktirmişler yepyeni bir elbise ülkeciğe de hala aklanmayan da akıllanmayan muzırlar bir güzel ‘bir’leşsinmiş. Aklananlar aklanmış, pullananlar pullanmış etraf akıllılardan geçilmez olmuş. Muzırlar demode, ülkecik bahane, cepler şahane olmuş. Gerçi akılsız muzırlar için pek bir şey değişmemiş ama olsunmuş. Azıcık beklemek gerekmiş, her şeyin bir zamanı varmış. 

Gelmiş zaman gitmiş zaman şu bizim akılsız muzırlar durmamış, duramamış, aman da neymiş duramazlarmış. İkilik çıkarmaya, ‘Çıplak!’ demeye devam etmiş; seslerini kesmemiş, dillerini eğip bükmemişlermiş. Ülkecik bundan çok rahatsız olmuş. Akılsız muzırlara mı kalmış düşünmek de konuşmakmış! Yok artık daha nelermiş! Hemen akıllı muzırlara bir kaş çatıvermiş, mesajı alan akıllılar da akılsızlara bir ‘Hieyt!’ çekivermiş. O da neymiş?! Şu bizim akılsız muzırlardan vız gelmiş de tırıs geçmiş! ‘Höt!’ demişler öttürememişler, ‘Sus!’ demişler pusturamamışlar, koymaya çalışmışlar koyamamışlar. Çok kızmış ülkecik, çok kızmış akıllı muzırlar! Sonra bir bakmışlar ‘bir’mişler artık, farkları kalmamış, elbiseleri de pek yakışmış…

Olan bizim muzırlara olmuş;  paylarına ülkeciğin nefreti, akıllıların şiddeti, izleyenlerin hayreti düşmüş. Düşmüş, düşmüş de bu azimlerini daha bir bilemiş; çünkü şaplaklara ram olmak, ihalelere tav olmak onlara göre harammış. Anlayacağınız bizim bu fitne fücur, demode muzırların ne aklanmaya ne akıllanmaya niyeti varmış. Azlarmış ama özlermiş, ‘Çıplak!’ diye diye Hesap Günü’nü beklerlermiş de bu masal böyle gidermiş…

Az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim, altı ay bir gün gittim, bir de baktım ki bir arpa boyu yol gitmişim de masalın sonunu getirememişim. Bundan gayrı söze ne hacet,  çark döner devran döner her ülkeciğin başına bela, gönlüne eza muzırları; muzırların da türlü türlü yolları, inatçı mı inatçı yanları olurmuş. Zulüm ile abad,  küfür ile saltanat olunmaz; mazlumun adı, zalimin namı sual olunmazmış…

Gökten üç elma düşermiş; biri şu fakir anlatana, biri siz değerli dinleyenlere, ‘öteki’ de ülkeciklerin başlarına başlarına…

  • Yorumlar 21
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim