1. YAZARLAR

  2. CENGİZ DUMAN

  3. Bir Mahya Var Mahya'dan İçeru!...
CENGİZ DUMAN

CENGİZ DUMAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Mahya Var Mahya'dan İçeru!...

A+A-

D. Mehmet Doğan'ın Büyük Türkçe sözlüğünde Mahya kelimesi şöyle açıklanmaktadır. "Ramazan ayında cami minareleri arasına gerilen ışıklı şekil veya yazı."

Türkiye gazetesinin yeni Rehber Ansiklopedisinde ise Mahya ve kelime anlamı hakkında şunlar kaydedilmektedir: "Ramazan ayına mahsus olmak üzere, çifte minareli camilerde, iki minare arasına gerilen iplere kandiller veya elektrik ampulleri asılması suretiyle yazılan yazı veya çeşitli motifler. Mahya Farsça bir kelimedir. Lügatte, yalnız Ramazan ayına mahsus olmak itibariyle buna "aylık" manasına "Mahya" denilmiştir" Aslı "Mahiye"dir."

Osmanlı'dan beri gelen Mahya geleneği, Farsça adının etimolojisinden anlaşılacağı gibi sadece Ramazan'da, bir ay süreyle; "Selâtin" camii de denen çift minareli camilerde gerçekleştirilen ve yalnızca bu aya mahsus değişik bir etkinliktir.

Cumhuriyetin kuruluşundan beri devam ettirilen bu Osmanlı Mahya geleneğinde, İstanbul'un 86. kurtuluş yılı törenlerine denk gelen 6 Ekim 2009 günü, İstanbul'daki Selâtin camilerindeki Mahya'lara; Eyüp Sultan'a "Önce vatan", Sultanahmet'e "Ordumuza şükran borçluyuz",  Süleymaniye'ye "Ne mutlu Türküm diyene", Eminönü'ndeki Yeni Cami'ye "Milli birlik esastır" sözleri asılmıştır.

İstanbul valiliğinin eşgüdümünde, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve İstanbul müftülüğünün ortak çalışması ile kararlaştırılıp, Mahya'laştırılan bu sözler bir anda Türkiye gündemine oturmuştur.

Kimilerinin ne var bunda, kimilerinin olur mu böyle densizlik dedikleri bu aktüel olayı enine boyuna değerlendirmeye çalışalım.

Öncelikle girişte değindiğimiz gibi Mahya geleneğinin Osmanlı'dan beri devam eden bir gelenek olduğunun altını özellikle çizelim.

Bu bir gelenek ancak geçmişten gelen bu geleneğin vasfı, özü nedir bir de onun tespitini yapalım. Osmanlı'da, Ramazan aylarının girmesi ile birlikte; Padişahların yaptırdığı veya namaz kıldığı için "Selâtin" adı verilen büyük ve merkezi camilerine asılmaya başlanan Mahya'ların amacı, gelen Ramazan ayının sevincini ve coşkusunu halka yansıtmaktı.

Ramazan ayının diğer aylara göre cazibesi, mistik havası, insanlarda oluşturduğu deruni etkiler Mahya'lar vasıtası ile yansıtılmaya çalışılmaktaydı. Asılan bu Mahya'lardan amaç, Ramazan ayı coşkusu anlam ve öneminin dışa vurumudur.

Bu yüzden Minarelerin Mahya'larındaki sözler Ramazan ayına mahsus; "Hoş geldin Ramazan", "On bir ayın sultanı", "Leyle-i Kadir", "Maşallah", "Bismillah", "El-Firak", "Elveda", gibi dini mahiyette ifadelerdi.

O halde geçmişteki geleneksel Mahya olgusu doğrultusunda devam ettirilen günümüzdeki Mahya geleneğinin aslını yansıtması ve yaşatması için; 1- Ramazan ayında gerçekleşmesi. 2- Asılan mahyaların Ramazan ayı ve dini muhtevalı olması. 3- Mahya olayının Ramazan coşkusunu yansıtması gerekmektedir. Şayet çağın ve günün gerekleri açısından Mahya olgusunu geliştirilmesi düşünülse bile; dini bayramlarda ve yine dini muhtevayı yansıtan söz ve şekillerin asılması ile bu gelenek aslına uygun korunabilecek ve amacını yansıtmış olacaktır, kanaatindeyiz.

Türkiye'nin aktüel konusu olan İstanbul'un 86. kurtuluş yıldönümü dolayısıyla Selâtin camilere asılan Mahyalar, bu geleneksel olguyu resmetmekte midir onu irdeleyelim.

İstanbul'daki Selâtin camilerine asılan Mahyalardaki sözler şöyledir: "Milli birlik esastır", "Ordumuza şükran borçluyuz", "Ne mutlu Türküm diyene", "Önce vatan". Bu asılan Mahya'lardaki sözleri genel olarak değerlendirdiğimizde, dini muhtevadan hele de Ramazan ayı içeriğinden mahrum olduğu gözlemlenmektedir. Yani Osmanlı'nın Mahya geleneğine tamamen aykırıdır.

Bu sözlerle ilgili Mahya'ların asılı olduğu bir cami'de namaz kılan diğer ırklardan ve etnik guruplardan bir Müslüman "Ne mutlu Türküm diyene " yazısına nasıl anlam verecektir. Cami içerisinde imamın kıldırmış olduğu namazda okunan Hucurat suresi on üçüncü ayetindeki "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkan(Takva sahibi) olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır." ile Mahya'larda asılı bulunan ırkçı sözlerin nasıl çeliştiğini düşünmeyecek midir?

İçinde kılınan namaz ibadetinde başka, dışındaki minarede başka bir ilkeyi sunan bu müessesenin çelişkilerle dolu bu durumu ne olacaktır? Mevcut bu olgu, teşbihte hata olmaz, derler ya… "üstü kaval altı şişhane"!… bir durum arz etmekte değil midir?

Bu Mahya'ların asılı olduğu resimleri gazete veya televizyonlarda gören tüm dünya Müslümanlarının kendi ırk veya etnisitelerinin durumu ne olacaktır? Onlar da kendi ırkları veya coğrafyalarını mı savunmaya geçeceklerdir?  "Ne mutlu Libyalıyım diyene…." "Ne Mutlu Tanzanyalıyım diyene…"

Bu durum İslam'ın, insanları birleştiriciliği ilkesine bir darbe değil midir? "Benim ırkım senin ırkını döğer!.." "Benim vatanım seninkini döğer!..."

İçinde okunan ayetlerde birlik, dışındaki minarede ayrılık… Birleştirici bütünleştirici bir müessese olması gereken caminin düştüğü/düşürüldüğü bu acı tablo, bu müessesenin amacına zıt; insanları farklılaştırıcı, "ötekileştirici" bir fonksiyon değil midir?

Mahya olarak asılan diğer sözler de bu mahiyette yani ayrımcılık "ötekileştiricilik" ihsas eden sözlerdir. İslam'ın kapsayıcı, kuşatıcı, birleştirici "vahdet" şemsiyesini değil, bilakis beşerî, heva ve hevese dayanan ayrımcılığı körüklemektedir.

Oysa camiler ibadet etmek için tüm Müslümanları; renk, ırk, cinsiyet, vatan, coğrafya ayrımı gözetmeden kucaklayan/kucaklaması gereken müesseselerdir.

Resulullah'ın mescidinde Kureyşli de, Habeşli de, İsrailoğlu da, Yemenli de, Farslı da, Rum da, Kıbtî de namaz kıldı. Hiçbiri beşeri vasıflar açısından diğerine tercih edilmedi. Allah ve resulü nezdinde hiç biri bir diğerine; ırk, kabile, aşiret, vatan, renk, maddiyat olarak üstünlüğe sahip değildi.

Bu gün nasıl oluyor da böyle bir resul ve dininin müntesipleri, Resul'lerinin kurduğu mescidin günümüz versiyonları olan camilerde, onun nebevî yaşantısı ve getirdiği vahyin gereğince davranmıyor/davranamıyorlar? Ya da nasıl fikri ve zihni kuşatılmışlık ki, ibadetlerini yaptıkları müesseselerde, inançlarına aykırı taciz, tecavüz ve hakaretlere maruz bırakılabiliyorlar?

Asılan mahya'lardaki sözler amaç ve mesaj olarak; ne kökten gelen geleneğe ne Mahya asılan müessenin kuruluş ve hayatiyetinin amacına ne de memleketin; içinden ne çıkacağı belli olmayan "açılım" beklentisinin ruhuna uymaktadır. Bir Mahya var Mahya'dan içeru!...

YAZIYA YORUM KAT

4 Yorum