1. YAZARLAR

  2. Fatma K. Barbarosoğlu

  3. Bir kroki/ bir kepçe/ böyle açıldı yeni perde!
Fatma K. Barbarosoğlu

Fatma K. Barbarosoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir kroki/ bir kepçe/ böyle açıldı yeni perde!

A+A-

Dünkü Radikal'de Hakkı Devrim, Tuncay Güney'in kendisini fazlasıyla yukarıdan konumlandırdığı, kurduğu her cümlenin inandırıcılığını artırmak için canhıraş bir şekilde teferruatlar eşliğinde "hikayeleştirdiği" kasetiyle ilgili olarak soruyordu : " Dün neydi o başımıza gelen?"

Ben de bir kroki ve bir kepçe işte böyle başladı bütün hikaye cümlesini kurduktan sonra; ama ne olduğunu ve ne olacağını onca "gösteren" e rağmen anlayamadığımız günlerdi diye sayıkladım geçen cumadan bu cumaya. Evet sayıkladım. Sonra ateşli bir hastalıktan kalkınca, ateşin verdiği kabus ile gerçek hayatın birbirinden ayrılamayan karelerini bir tasnife tabi tutar gibi ayırmaya çalıştım. Ama olmadı. Ayırmakta zorlanmamın sebebi Akif Emre'nin dün köşesinde yazmış olduğu endişeleri taşıyor olmamdandı. Ne her şey daha iyi olacak diyenler kadar pembe bakanlar, ne de "Ergenekon mu yok böyle bir şey diyenler" kadar gözünü ve kulağını tıkamışlar gurubuna dahilim.

İki guruba da dahil olamayınca; soruların rengi, şüphenin nehrinden alıyor bütün tonunu.

Geçen haftayı sahiden yaşadık mı? Hepimiz aynı görüntüleri aynı haberleri duyduk mu?

Yerin altından çıkan bombaları, adı bilinmedik silahları (lav?) sahiden her birimizin gözü gördü mü? Tuncay Güney kasetlerinin manipulatif rolünü idrak etmekte sahiden zorlandık mı?Yoksa adam anlatıyor ya işte diyerek fındık fıstık eşliğinde kurtlar vadisi heyecanıyla izlemeye devam mı ettik?

Hiçbiri.Sanki biz geçen cumadan bu cumaya yaşamadık.

Sanki Türkiye'de insanlar üç gruba ayrıldı. Her gurubun beynine farklı iplantlar yerleştirildi.

Her birimiz zihnimizdeki programın kodlarıyla gördük ekrandakini.

Aynı evin içinde, aynı ekrandan aynı haberi seyreden bireyler olarak bile, her birimiz "farklı" şeyler gördüğümüze göre.

Biz geçen haftayı sahiden yaşamış olsa idik şu cümleleri kuruyor olmamız çok kolay değil miydi?

Elbette hukuk devleti istiyoruz!

Elbette askeriyenin askeri güç olarak kalmasını istiyoruz!

Elbette askeriyenin siyasete müdahil olmasını istemiyoruz!

Elbette masumların polisten korkmadığı; katillerin, hırsızların, çetecilerin korktuğu bir ülke olmak istiyoruz!

Elbette bireyin "devlet" adına harcanmadığı bir ülke olmak istiyoruz!

Ve en önemlisi hakikat neyse elbette sadece ve sadece hakikati istiyoruz!

Bu cümleleri çoğunluk olarak kuramadığımıza göre biz geçen haftayı yaşamadık.

Geçen haftayı yaşamış olsa idik hem somunum bütün olacak hem karnım tok ısrarında direnenlerin tartışmalarına raiting rekorları kırdırmazdık.

Biz geçen haftayı yaşamış olsaydık…

Akif Emre'nin dün köşesinde dile getirmiş olduğu şu tespiti çoktan içselleştirmiş olurduk: Başbakanın başörtülü eşinin ordu evine giremediği bir "demokratik ülke"de, tüm bu operasyonların arkasında sivil iradenin yani hükümetin olduğunu düşünmek çok safça yaklaşım olur. Askeri ve sivil bürokrasi ile devlet içinde bir mutabakata varmadan bu operasyonları tek başına bir savcının omuzlayacak kadar ne adalet sisteminin ne de sivil siyasetin güçlü olmadığını söylemeye gerek yok".

Yani tanıklığımızın bir değeri olabilseydi hiçbir şey olmadı gördükleriniz bir halüsinasyondan ibaret diyenlerin sesi bu kadar yüksek perdeden çıkamazdı.

Biz geçen haftayı yaşamadık.

Her birimiz kendi "güzellik" uykusunu uyudu.

Ne uyuduğumuzu fark ettik ne de uyandırıldığımızı.

Resmi tam görebilmemiz için belki de zihinlerimize takılmış implantları değiş-tokuş etmemiz gerekiyor.

Biz geçen haftayı yaşamadık.

Geçen hafta ölenlerimiz oldu. Cinayete kurban gidenlerimiz. Ölümlere ağlayanlarımız.

Ama yaşayanların, yani görenlerin, yani idrak edenlerin sayısı, ülkenin nüfusu ile orantılandırıldığında o kadar azdı ki!

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT