1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Bir Kimlik Erozyonu Sembolü: Yılbaşı
Bir Kimlik Erozyonu Sembolü: Yılbaşı

Bir Kimlik Erozyonu Sembolü: Yılbaşı

Biz muharremlerle martlarla başlayan yıllar da biliriz ki, hiçbiri böyle şımarıklıkla böyle ayyaşlıkla böyle kumarbazlıkla açılmazdı. Memleketimizi bir baştan bir başa gezen bu bunak neyimiz olur: Babamız mı dedemiz mi amcamız mı yoksa Avrupalılıktan piri

A+A-

'Yılbaşı neyimiz olur?'

Faruk BEŞER

Bize bir nazar oldu / Cumamız Pazar oldu Bize ne oldu ise / Hep azar azar oldu. Bu başlık ve dizeler Arif Nihat Asya'nın. Önce onun yazısından birkaç cümle alalım:

'Yılbaşı neyimiz olur diye soruyorum…

Biz muharremlerle martlarla başlayan yıllar da biliriz ki, hiçbiri böyle şımarıklıkla böyle ayyaşlıkla böyle kumarbazlıkla açılmazdı. Hepsi efendi yıllardı.

Memleketimizi bir baştan bir başa gezen bu bunak neyimiz olur: Babamız mı dedemiz mi amcamız mı yoksa Avrupalılıktan pirimiz mi?

İstanbul'dan Adana'ya her yeri bilen, her yere uğrayan bu moruk kimdir necidir?

Siz bırakın da ben söyleyeyim onun kim olduğunu: O Haçlı Seferlerinden kalma bir kılınç artığıdır. O zaman silahla giremediği yerlere şimdi beyaz sakalıyla saygılar ve sevgiler toplayarak girebiliyor.

O evimize girerken eşeğini kapımızın halkasına bağlayan bir Piyer Lermit'tir. Kardeşlerini Mukaddes savaşa hazırlamaktan geliyor. (Haçlı Seferleri çığırtkanı bir vaiz)

O adıyla sanıyla bir misyonerdir ki şu memlekette ocağına incir dikildikten sonra kılığını değiştirmiş ve bizi avlamaya kucağında getirdiği oyuncaklarla en can alıcı noktamızdan; çocuklarımızdan başlamıştır.

Bu cömertliğinin karşılığını istemeyecek mi sanıyorsunuz fedakârlığının sebebini düşünmediniz mi?

Bırakın onun hakkından ben gelirim: İşte sakalını çekince gördünüz. Sakalı elimde kaldı ve altından Lüsifer çıktı. (Hıristiyan şeytanı)

Bilirsiniz ki casuslar da kıyafetlerini ekseriya böyle değiştirirler.

Tehlikeyi sezer de kendiliğinden gitmeye kalkarsa çıkarken ceplerini yoklamayı unutmayınız: Muhakkak bir şeyimizi çalmıştır…'

Alıntı biraz uzun oldu ama ben anlatsaydım bu kadar güzel anlatamazdım. Kültür emperyalizmi denen şey budur işte.

Kültür, bilginin hayat tarzı haline gelen görüntüsüdür. Yeme, içme, giyme ve selamlaşmanızdır. Dünyaya bakışınız, sonra sanatınız, mimariniz, şiiriniz ve nihayet bütün bunlarla kurulan medeniyetinizdir. Kültür ögeleri sokağınızdan yatak odanıza kadar hayatınızı gergef gergef işleyen mozaiktir. Bu mozaikten bir iki taşın çıkması hissedilir bir renk değişikliği yapmayabilir. Ama hayat boşluk kabul etmediği için çıkan bu öğelerin yerini hemen başka kültür öğeleri doldurur. Nihayet kültür tabanınız kayar ve bu alt yapıdan doğan dünya görüşünüz, düşünce ve inancınız, hukuk ve siyaset bilinciniz, ekonomi anlayışınız, hatta uluslararası ilişkilere bakışınız değişir. Bir söz vardır; kalıp kalıba benzeşince kalp de kalbe benzeşir. Şu şerefli sözü duymayanınız yoktur: 'Kim hangi millete benzemeye çalışırsa ondandır'. Ama biz bunun derin anlamı konusunda fazla düşünme külfetine katlanmak istemeyiz. Oysa bu söz, hem sosyolojik hem de psikolojik bir gerçeğe işaret eder.

Sözünü ettiğimiz kültürel etkileşimi küçümseyenler bir gün sosyal hayatlarında da taklit ettikleri milletler gibi yaşamaya başlarlar. Ardından onlar gibi düşünme gelir. İnançları değişir. O halde bu hadisin anlamı şudur: Kim kendi isteğiyle başka inançta olanlar gibi görünmeye çalışırsa ya zaten onlardan olduğu için bunu yapmaktadır, ya da bu benzeşmenin sonucu onu, onlar gibi olmaya götürür. Örnek mi istiyorsunuz, işte büyük çoğunluğuyla Türk halkı.

Yıllar önce bir sempozyumda Çapa Tıp Fakültesi öğretim üyesi bir tabipten dinlemiştim, desibeli yüksek Rock Müziği dinleyen gençlerimizin Amerikan gençleri gibi boylarının uzadığını ve kafalarının küçüldüğünü anlatmıştı. Belki de bu yüzden Cumhuriyetin ilk yıllarında radyolarımızdan Türk musikisi yasaklanmıştı, benzeşme çabuk olsun diye.

Yetkili bir isim olarak Sayın Mehmet Görmez'in anlamlı yılbaşı beyanatından bir paragrafla bitirelim:

'Benim Diyanet İşleri Başkanı olarak en çok itiraz edeceğim husus, bu Noel tüketim ekonomisi üzerinden hem de çocuklar üzerinden bir kültür ve kimlik erozyonunun oluşmasıdır. Buna millet olarak, buna bilim adamları, fikir adamları, düşünce adamları, öğretmenler, üniversitelerin üzerinde kafa yorması lazım. Bu sıradan bir hadise değildir. Özellikle Noel tüketim ekonomisi üzerinden, çocuklar üzerinde bir kültür ve kimlik erozyonu oluşturmak doğru değildir.'

Ve soralım:

Bizim kaybetmekten korktuğumuz bir kimliğimiz var mı? Ve gerçekten Yılbaşı bizim neyimiz olur?

YENİ ŞAFAK 

HABERE YORUM KAT