Bir İnkılâptır Tevbe

28.04.2010 17:27

Sümeyye Demir

“Tevbe, insan ruhunun yüce, ulu ve mukaddes makamlarının, insanın hayvani ve alçak makamlarına karşı tepkisidir. Tevbe, insanın melek sıfatlı güçlerinin, şeytanî ve yırtıcı sıfatlı güçlerine karşı mukaddes inkılâbıdır.”

İnsanoğlu yaşamı boyunca inişler ve çıkışlar yaşayan, ruh hali sürekli dalgalanmalar gösteren bir varlıktır. Yüce Mevla âdemoğlunu akıl, vicdan, irade gibi özelliklerle donatarak, yaptıklarını karşılaştırma, doğruyu yanlışı anlama, gerçekleri görebilme veya yanlışlarından dönerek doğruya yönelebilme ayrıcalıkları tanımıştır. Bu ayrıcalıkların en başında ‘Tevbe etmek’ gelmektedir ki, ‘eli kanlı bir katil’i, ‘tevbe’ kapısından geçmesi şartıyla ‘en sevdiği kulu’ mertebesine yüceltebilmektedir.

Tevbe öyle bir şeydir ki, yüzeysellikten, sadece lafızdan söylemekten anlamaz. O yüreklerin en derinliklerinden, gönüllerin en hassas noktalarında, gözyaşları, pişmanlık ve acizlikle harmanlandıktan sonra hayata geçmek ve kurumuş dudaklara can suyu olmak ister. Tek şartı budur. Samimiyet ve ciddiyettir özü. Yapılan fenalıklardan, kötülüklerden pişmanlık duymak, geri dönmemek, bir daha işlememek üzere Allah’a acziyetini bildirmek, af dilemek ve kulluğu hatırlamaktır.

Tevbe, yenilenmektir, arınmak, kurumuş kabuklardan sıyrılıp taptaze bir filiz gibi yeşermektir yeniden. Umuda kulaç atmak, umutsuzluğu elin tersiyle ötelemektir. Öze dönmek, asıl olanı keşfetmek ve vicdanın sesine kulak verebilmektir.

Üstad Mutahhari çok güzel açıklıyor. Onun sözlerine kulak vererek keşfe çıkalım Tevbeyi.

“… Tevbe, İnsanın yön değiştirmesidir:

Ama bitki gibi sade bir yön değiştirmek değil veya hayvanın yön değiş­tirmesi gibi değil. Bu sadece ve sadece insana özel bir yön değiştirmedir.

Tevbe, bir nevi iç inkılâptır, bir çeşit kıyamdır:

İnsanın kendisinden kendisine karşı yapılan bir kıyam. Kendi içinde, kendisine karşı ayaklanıyor. Gerçekten ayaklanıyor. Kendisine karşı inkılâp ediyor. İnsan vücudu tek ve basit değil. O bir oluşum. Mesela şeytani ve meleki sıfatlar birbirine girmiş. Şeytani makamlar, meleki makamlara galebe çalmakta. Her şey alt üst oluyor ve insan vü­cudunda yeni bir yönetim ortaya çıkıyor. Günahkâr insan, vücudundaki aşağılık sıfatlar (hayvan veya şeytanın) kendisine musallat olandır. Burada bir takım melekler de mahpustur, burada bütün bir güç tutukludur. Tövbe, yani iç ayaklanma; İnsan vücudunun yüce ve ulu makamları, insan vücuduna hükmeden alçak ve kötü makamlara karşı inkılâp yapıyor ve vücut iç yönetimini ele geçiriyor. Onları hapsediyor, kendi güçleri ile kendi orduları ile kontrolü ele geçiriyorlar. Bu bir halet (durum) dir; Hayvanlarda ve bitkilerde yoktur. Aynı şekilde akside mümkündür.

Tevbe, İnsan ruhunun yüce, ulu ve mukaddes makamlarının, insanın hayvani ve alçak makamlarına karşı tepkisidir. Tevbe; insanın melek sıfatlı güçlerinin, şeytanî ve yırtıcı sıfatlı güçlerine karşı mukaddes inkılâbıdır…

İnsan ruhunun günahlara karşı tepkisi iki şeye bağlıdır: Birincisi fiilin şiddetine, yani günahın şiddetine ruhumuzun alçak sıfatlarının, ruhumuzun ulvi makamlarına indirdiği darbenin şiddetine bağlıdır. Eğer insanın işlediği günah daha az ve küçük olursa, insan ruhunda daha az tepki meydana gelir, günah büyüdükçe tepki de büyür…

İnsan ruhunun tepki göstermesinin ikinci unsuru da, darbe inen yüzeyin, düz ve sert olmasıdır. Yani insanın vicdan, iman ve fıtratının güçlü ve sağlam olmasıdır. Bu durumda darbe zayıf olsa bile tepkisi fazla olacaktır. Bunun içindir ki, güçlü ve sağlam imana sahip olan kişiler, çok küçük günahlar, hatta günah sayılmayan mekruhları bile işlediğinde ruhu tepki gösterir. O ameller ki, ben ve siz günde yüzlercesini işliyor ve bir günah işlediğimizin farkına bile varmıyoruz. Ama temiz insanlar, bir mekruh davranışta bulunduklarında peş peşe tevbe ediyorlar.

…Tevbe mukaddes bir haldir.» Siz de tövbe ediniz, kendinizi mukaddes bir ortamda bulursunuz. Allah'ın inayet ve lütfü ruhunuza serinlik kazandırır. Sanki bir grup meleğin sizi sardığını hissedersiniz, temizlenmiş olursunuz. Çünkü insan tevbe halinde, egoistlikten uzak olur, kendini kontrol eder, günahlarını dikkate alır.

“Ey benim israfçı kullarım (günahkâr kullarım) benim rahmetimden ümidinizi kesmeyin, gelin bana doğru (tevbe kanalıyla, tevbe fezasına girin) ben sizi affederim.” (Zümer/53)

…Gidin, Allah'ın dergâhına nâle edin, bu gece, yarın gece, her gece günahlarınızı hatırlayın, günahlarınızı kimseye söylemeyin zira günahı başkasına söylemekte günahtır. İçinizde kalsın kendiniz biliyorsunuz ya, siz kendiniz yargıç olun, kendinizi, kendiniz cezalandırın. Günahlarınızı göz önüne alın, Allah'ın huzuruna götürün, suçlarınızı söyleyin O'na, inleyin, bağışlanma dileyin. Allah sizi bağışlar, ruhunuzu tertemiz eder. Gönlünüze sefa inayet eder, kendi lütfundan size bahşeder. İşte o zaman vücudumuzda bir zevk, bir lezzet icat olur. İbadetin tatlılığını tadarsınız. İşte o zaman günahlar nazarınızda küçülür, küçülür ve bir daha günah işleme isteğiniz olmaz.

Tevbe, ibadet ehlinin ilk durağıdır. Eğer, bir kimse Allah'a yakınlaşmak istiyorsa, önce karanlık geçmişinden sıyrılıp tevbe etmelidir. İnsan, hayatta olduğu sürece, ölüm kendisini yakalayıncaya kadar tevbe edebilir. Ancak, insan ölümün pençesinde kıvranırken ve artık hiç bir ümidi kalmamışken yaptığı tevbe kabul edilmez.

“Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bize rahmet edip günahlarımızı bağışlamazsan, muhakkak ki, hüsrana uğrayanlardan oluruz.” (A’raf: 23)

…İnsan, tabiat ağacının, dünya ağacının meyvesidir. Bizim için mevcut olan tüm imkânlar, bu dünyada mevcuttur. İyi olmamız bu dünyada mümkündür. Kötü ve daha kötü olmakta bu dünyada mümkündür. Biz bu dünyada olduğumuz müddetçe tabiat ağacının meyvesiyiz. Bu tabiat ağacının üzerinde olduğumuz sürece tüm imkânlara sahibiz. Eğer ibadet edersek, yetişmekte olan bir meyve gibi olgunlaşırız. Eğer günah işlersek, afete uğramış, koparılmış bir meyve gibi bedbaht oluruz. Tevbe de bu imkânlardan biridir. Tabiat ağacı yoluyla bize ulaşması gereken su ve gıda gibidir. Bu nedenledir ki, öldüğümüz zaman artık bize ulaşmıyor. Çünkü tevbe mukaddes bir inkılaptır. Bütün değişiklikler, inkılâplar, yön değiştirmeler, hareketler bu dünyada olur. Yükselmek, düşmek, inmek bu dünyada olur. Öbür dünyaya ayak attığımız zaman her neredeysek, hangi yöndeysek, nereye doğru isek orada dururuz. Artık fiiliyat sona ermiştir…

Henüz erkendir deyip tevbeyi erteleyenlerden olmayalım. Henüz ömrümüz var, ‘yüz gülden bir gül açmamış’ vaatleri şeytanın vaatlerindendir. İnsan hiç bir zaman tevbeyi tehir etmemelidir.”

Tevbe, özgürken geri dönmektir, ıslah olmaktır, aydınlanmaktır. Sarmışsa zincirler elleri, takılmışsa prangalar ayaklara, sıkışmışsa kuyruklar inadına çaresiz, ‘pişmanım’ demek inkılap değildir. Kandırmaktır esasında kendini ve kandırmaya çalışmaktır Allah’ı.

“O, boğulacağını anladığı vakit; Beni İsrail’in iman ettiği Allah’tan başka Allah olmadığına iman ettim, dedi” (Yunus: 90)

Hz Ali tevbenin altı şartının olduğunu söylemiştir:

Birincisi, geçmişe pişmanlık duymak, içten rahatsız olmaktır.

İkincisi, Geri dönmemeğe azmetmek, bir daha kötü bir iş yapmayacağına dair ciddi ve erkekçe bir karar almaktır.

Üçüncüsü, halkın hakkını geri vermektir. Allah adildir, kullarının hakkından vazgeçmez. Eğer halkın malı gasp edilmişse, geri vermeli, en azından mal sahibinin rızası alınmalıdır.

Dördüncüsü, eğer başkasının gıybeti yapılmışsa, o şahsı bulup falanca, ben senin gıybetini yaptım deyip razılık almalıdır.

Beşincisi, kişi, vücudunda kendisine ait olmayan fazlalıklardan (kilolarından, zevk ve sefa içinde yediklerinden) kurtulmalıdır.

Altıncısı, zor da gelse, ibadet edilmeli, Allah’ı anılmalı ve O’nu tesbih etmelidir. Ve bunu bir kez değil, fırsat bulduğu her an, her zaman, her gece yapabilmeli, istiğfar etmenin, temiz suda yıkanmanın hazzını yaşayabilmelidir

“Allah tevbe edenleri sever ve temizlenenleri de sever” (Bakara: 222).

“Her kim günahtan sonra tevbe eder, kendini ıslah ederse, Allah'ta onun tevbesini kabul eder, Allah bağışlayan ve affedendir.” (Maide: 39)

Ey güçlü Rabbim! Senin ayetlerine küfredenler, senin peygamberlerini yalanlayıp dinine dil uzatanlar, Müslümanları aşağılayıp onlara zulmedenler, hala yeryüzünde egemendirler. Müjdelediğin azabı onlara ulaştır. (Âmin)

Selam ve dua ile.

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim