1. YAZARLAR

  2. M. Naci Bostancı

  3. Bir iktidar oyunu olarak askeriye haberleri
M. Naci Bostancı

M. Naci Bostancı

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir iktidar oyunu olarak askeriye haberleri

A+A-

"Or'ların toplantısı... Generaller hep birlikte istifa edecekler... Genelkurmay kısa ama şiddetli bir açıklama yaptı, durumu ciddi olarak değerlendirdi. Akşam Genelkurmay'dan ayrıldılar fakat belli ki bu akşam yine Genelkurmay'ın ışıkları açık kalacak..."

Son dönemde gelişmelerin "asker cephesi" anlatılırken kullanılan kimi başlıklar bunlar. Düz okumayla farklı anlaşılacak bu ifadeleri bazı haber spikerleri jestleri, mimikleri, vurgularıyla heyecan katmayı seviyorlar. Doğrusu halkın çok naif olduğu, vurgudan, imadan, göndermeden hareketle kastedilen heyecana kendilerini teslim edecekleri varsayılamaz. Çünkü bunlar, basının sık sık kullandığı ilginç efektler. İlginçlik çabası ve sıklık insanları baymış vaziyette. Yine de bu haber stratejisine başvurmanın bir manası var. Söz konusu askerler olunca haberin gerektirdiği "beş N bir K" kuralını es geçip söz, jest, gönderme ile alacakaranlık bir âlem yaratma düşüncesi belli ki kimilerine işe yarar gibi görünüyor. "Genç subaylar rahatsız, bir üst düzey askerî yetkili," gibi haberler de verilirdi eskiden. Gazetelerde bir köşede küçük bir haber değil, sekiz sütuna manşet olarak sunulurdu. Herhangi bir gazeteciliğe giriş kitabını okumuş olanın düşmeyeceği bu "acemilikten" anlı şanlı gazeteciler niçin çok önemli bir görevi ifa ediyorlarmış havası çıkartırlar?

ARİFE TARİF GEREKMEZ İMALARI

Basın dünyasında bu tür haberciliğin ilgi görmesinin bir nedeni, açık olduğu kadar gizemli yanlara da sahip "iktidar ilişkileri". Her yerde her şekilde karşımıza çıkan iktidar ilişkilerinden elbette basın da vareste değil. Haber, resim, üslup, sekiz sütuna manşet, ima, bol bol kullanılan sıfatlar, hep iktidar ilişkilerini dönüştürmek için. Ancak basının, en azından meslek ilkeleriyle de uyumlu ahlaki görevi, "objektif bilgi" ile sürece katılmasıdır. Bu kurallı, işin kitabına uygun bir tutumdur. Objektif bilgi derken kasıt, ne olup bitiyorsa "objektif şekilde" yansıtılması değildir. Objektiflik bir ideolojidir ve kimse objektif değildir. Objektif olan, adı üstünde fotoğraf makinesinin objektifidir. O bile yaptığı çerçeveleme ile hakikatin kimi kısımlarını saklar, kimilerini çekim açısına göre öne çıkartır. İşin içine insan, onun görme biçimi, aklı, fikri, ideolojisi, çıkarları, bağları girdiğinde, "ne gördüğü" hususu da karışmaya başlar. Buradaki objektif bilgi "mukayese edilebilir bilgi"dir. Verdiğiniz haber başkaları tarafından da takip edildiğinde, en azından benzer bir bağlama oturmalıdır. O ölmez yitmez örnekteki gibi, müftünün keçisi çalındığında bunu müftü keçi çaldı diye vermemelisiniz. Evet, müftü, keçi ve çalmak fiilleri doğrudur fakat kompozisyon kasıtlıdır. Olmayanı olmuş gibi göstermek, dedikodu ve söylentiden "gerçek" hikâyeler çıkartmak, ya da ima ve dolayım ile kamuoyunu yönlendirmeye çalışmak kabul edilemez. Bunlar marifetiyle iktidar ilişkilerini biçimlendirmek isteyenler, bellidir ki, aleni süreçlerden, toplumun olağan akışından, iktidar güçlerinin toplumdaki şeffaf resminden umudunu kesmiş, buna dayalı bir habercilikten kendi muratlarını çıkartamayacak olanlardır. Gerçekliği ters yüz etmek, hususi bir okuma yapmak, kompozisyonu masa başı haberciliği esasında gerçekleştirmek, dil oyunlarından medet ummak zayıfların ve ümitsizlerin yöntemleridir. Bunlar işe yarar mı? Hayır, hiçbir zaman yaramamıştır. Sadece çaresiz stratejiler olarak sahiplerine bir süre yalancı, yanılsama dolu bir dünya hediye ederler. Sonrası ise acı gerçekliğe uyanmaktır.

Bu haberciliğin ikinci nedeni, "haberi verilen" çevrenin kendine has özellikleridir. Askeriye, üniforması, yapısı, örgütlenişi, bir kurum olarak iç aklı özel bir bürokratik çevredir. Üstlendiği görev, kendini var eden şartlar itibariyle sivil kesimlerden farklıdır. Çalışma mekânları izoledir, istediğiniz an giremezsiniz. Lojmanları, eğlence yerleri de tıpkı çalışma alanları gibi derin çizgilerle sivil kesimden ayrılmıştır. Bu çizgiler, "nelerin olup bittiği" konusunda istenilen her anda bilgi akışına imkân vermez. Hatta bilgi akışı arızi gizlilik saklılık ise prensip gereğidir. Gizlilik, sahipleri kendi adlarına konuşamadıklarında, birilerinin spekülasyonu için uygun bir vasat oluşturur. Öte yandan gelişmekte olan her ülkede en merkezî güç ordudur. Sivil toplumun gelişmediği, demokrasinin oturmadığı, halkın reşit sayılmadığı, her halükarda otoriter eğilimlerin öne çıktığı bu yerlerde askeriye, eğer iktidarda değilse bile onun yanında yöresindedir, her an da iktidarı devralmaya hazır ve nazırdır. Türkiye 1980 darbesine kadar böyle bir ülkeydi. Yarım doktor candan, yarım hoca imandan, yarım demokrasi de demokrasiden eder. Türkiye 12 Eylül'den sonra yeni bir yola girmiş, sivil toplumu geliştirme, ekonomiyi canlandırma, demokrasiyi kurumlaştırma konusunda adımlar atmıştır. Ancak hâlâ bizim toplumsal belleğimizde ordu "iktidarla" bağlantılı bir asabiyeyi hatırlatır, kimileri ise o toplumsal belleği çalıştırmak, artık görünür olmayan "manevi" vesayetini çağırmak için "gizemli" bir dille askeriyeden bahseder. Bu "lüzum" askeriyeden çok bu dilin sahiplerinin kendilerine "ortak" arayışından kaynaklanır. Demokrasinin aleni süreçleri çerçevesinde halkı temsil etme, onun beklentilerini dile getirme niteliğini, burada analizi uzun sürecek sebeplerle yitirenler, yine bir çaresiz strateji olarak askeriye üzerinden iktidar oyununa katılmak isterler. Askeriyenin kendi şartlarından kaynaklanan "mahrem" yapısı, kamuoyuyla sürekli iletişim kurma araçlarından mahrum oluşları, mevcut geçiş şartlarındaki konumları, onlar adına manipüle edilmiş bir temsilcilik üstlenme işini kolaylaştırır. Böylelikle olup bitenler, resim yeterince heyecan verici olmasa bile, ses tonu, vurgulama, imalar, "arife tarif gerekmez" babından bir heyecan ile "varsayılan eksiklik" telafi edilmeye, eski bir hatıra canlandırılmaya çalışılır.

"TİYATROYU ÖLDÜREN TİYATRODUR"

12 Eylül'den bu yana otuz yıl geçti. Arada 28 Şubat sürecini yaşadık. Sonrasında ise şimdi mahkemelere intikal etmiş birtakım darbe planları iddiaları var. İktidar ilişkilerinde egemen bir mevkide bulunma geleneğine sahip ordunun, değişen şartlar esasında yeniden yapılanması ve müesses demokrasinin askerî bir kurumuna dönüşmesi zaman işidir. Bazı alışkanlıklar, refleksler, akıl yürütme biçimleri gücünü, etkinliğini yitirerek de olsa bir süre daha varlığını sürdürür. 12 Eylül'den yaklaşık bir yıl önce komutanların cumhurbaşkanına vermiş olduğu mektubu hatırlayalım. O dönemin siyasi kadroları bu girişimi bırakın sorgulamayı, reddetmeyi, bunu siyasi iktidar üzerinde bir vesayet girişimi olarak görmeyi, mektup kime verildi, ordu kimi işaret etti, bunun tartışmasını yapmışlardı. O günlerden darbe planlarının yargılandığı bu günlere geldik. Genelkurmay başkanının da sık sık vurguladığı ve böyle yapma lüzumunu hissettiği gibi ordu, dünyanın mevcut şartlarının bütün kurumlara biçtiği roller çerçevesinde kendi yerini demokrasi esasında yeniden inşa ediyor. Fakat belli ki askeriyenin dışındaki kimi sivil çevreler bunu yeterince anlamış değiller. Onlar hâlâ orduya dayalı gizemlileştirilmiş bir güç göndermesinin iş göreceğini hayal ediyorlar. Fakat haberleri yapma biçimlerine, ses tonlarına, haberin genel bağlamına daha dikkatle bakınız. O zaman göreceksiniz ki onlar, aslında kendi yaptıkları haberin dahi kastı itibariyle imkânsız bir girişim olduğunun farkındalar. Yüzleri, gözleri, seçtikleri kelimeler, haberlerin kısalığı söylediklerini tekzip eden başka bir hikâyeyi anlatıyor. Zaten dil ve görüntü oyunları, bir amaca hizmet ederken aynı zamanda kendilerini ifşa ederler. Shakespeare "tiyatroyu öldüren tiyatrodur," der, etkiyi öldüren de bizatihi etki doğurmaya yönelik güçlendirmenin kendisidir. Sonuçta rol sahipleri ne kadar anlıyorlar bilmiyoruz ama bu "oyun" artık kendi üzerine katlanıyor.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT