1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Bir İftiranın Öyküsü...
Bir İftiranın Öyküsü...

Bir İftiranın Öyküsü...

Zaman yazarı iktisatçı İbrahim Öztürk maruz kaldığı Alevi düşmanı etiketinden bir türlü kurtulamayışının öyküsünü anlatıyor. İbrahim Öztürk'ün yaşadıkları aslında Türkiye'de bazı kesimlerin fanatizminin ne boyutlarda seyrettiğinin bir göstergesi olarak ok

A+A-

Ergenekon'un Alevi sömürüsüne suç duyurusu / İbrahim ÖZTÜRK

Son günlerde Aleviler üzerinden üniversiteleri de işin içine çekerek ortam kızıştırılmaya çalışılıyor.

Seçime giderken, anamuhalefet partisinin halkı sokağa dökme çabalarını yargıçlar da seyrediyor. Varlığını sürdürmek için memleketi kana bulamayı ve darbeleri yöntem olarak seçenler, Aleviler üzerinden elini çekmiyor. Yeni Sivas, Çorum ve Maraş senaryoları tezgâhlanıyor.

Mart 2008'de, yani tam üç sene önce, benim üzerimden, yazarlık yaptığım gazeteme ve mensubu olduğum kesimlere bir komplo kuruldu. Üniversitede ders anlatırken Alevi kadınlara ağza alınmayacak hakaretler ettiğim iddia edildi. Üstelik bir de özrü kabahatinden büyük bir şekilde 'yani ben demiyorum, ailemin görüşleri böyledir' demişim. Tövbeler olsun!

Suçlar bireysel olmasına rağmen, bu iftirayı utanmadan 'Fethullahçı doçent' diye vermelerinden, amaçlarının ne olduğu da ortaya çıktı. Tabii bu komployu kuranların, benim eşimin Tuncelili ve bir Alevi olduğundan haberleri yoktu. Kısa süre sonra bu gerçeğin anlaşılması ve Alevi çevrelerden hısımlarımın bana sahip çıkmasıyla, bu ahlaksız Ergenekon tezgâhı açığa çıktı, olay ellerinde patladı. Ancak buna rağmen hakkımda mahkemeler açıldı. Ailem taciz edildi. Binlerce ölüm tehditleri ve galiz küfürler yöneltildi. Oysa ben derste 'ailemin görüşlerine göre Aleviler şöyledir-böyledir' dememiştim. Konu da sadece Aleviler değil, haksızlığa uğrayan herkesti. Demiştim ki; gençler toplumsal mutabakatı ve barışı kanlı varlıklarına tehdit görenler, her türlü ayrıştırma senaryosunu itinayla devreye sokuyorlar. Nitekim benim bile aile ve sosyal çevreme kadar sirayet eden birçok ayrımcı, yanlış ve ahlaksız gözlem ve kanaatler sebebiyle Alevi ve Kürtler de dahil, toplum ikiye ayrılıyor. Bu minvalde sürüp giden konuşmayı sınıfta gençlerin dile getirdiği ayrımcı görüşleri değiştirmek için yaptım.

43 kişilik sınıfta sadece bir kız öğrenci 'yanlış anladı'. Sadece o sınıftan çıktı. Şu tesadüfe bakın ki kızın dayısı Yol TV Genel Yayın Yönetmeni Necdet Saraç çıktı. CHP'den vekil olmak için ilginç yöntemlere başvuran bu adam, görüşlerine Su TV'yi alet etmeye kalkışınca, kanaldan uzaklaştırıldı. Kızın babasına ulaştım, 'Hocam sen yanlış değil, doğru bir şey söylemişsin, ancak maalesef kızımı dayılarının elinden kurtaramıyorum, dayılarına yalvar lütfen.' dedi. Fırsatı bulmuşken Rıza Zelyut, gazetesindeki köşesinden provokasyonlar yaptı. Ancak kimse bana bir şey sormadı. Olayı sütunlarına taşıyıp provoke eden Doğan Grubu gazeteleri ile evime kadar gelip çekim yapan NTV, olayın lehime olduğunu görünce, haberi kullanmadı.

Siz böyle korkunç bir suçlamaya maruz kalsanız ne yaparsınız? Açılan mahkemeler komployu ve iftirayı ortaya koydu ve lehime sonuçlandı. Ayrıca köşemde, TV'de defalarca olayın iç yüzünü anlattım. Ulaşabildiğim bütün Alevi derneklerini, kanaat önderlerini, TV ve radyolarını aradım. Örneğin daha sonra adı Ergenekon'un 'ölüm listesinde' çıkan Anadolu Bektaşi Derneklerinden Avukat Kazım Genç, "Hocam meğer sen bizim eniştemiz imişsin. Biz oyuna gelip hakkında çok ağır açıklamalar yaptık. Çünkü Almanya'dan yayın yapan Necdet bize bir şey sormadan dışarıdan benzin döküp kibrit çakıyor. Biz de bazen mecburen işin parçası haline geliyoruz. Elimden geldiğince artık uğradığın bu haksızlığı çevreme anlatacağım." dedi.

Kanlı katilleri zaman aşımından dışarı salan Danıştay Birinci Dairesi, üniversitedeki hukukçu ekibin hakkımda verdiği 'mahkeme açılmasına gerek bile yoktur' kararını, kendilerine giden bir şikâyet olmadığı halde, yani 'kendiliklerinden' müdahil olarak oybirliği ile bozdu. Yargılanıp beraat ettim.

Bütün bunlara rağmen hakkımdaki iftiralar sözde birtakım marjinal Alevi internet sitelerinde inatla tutuluyor. Nihayet Ergenekon'un başı sıkıştığından olacak, bu olayı sanki yeni olmuş gibi yeniden ısıtıp, üç sene sonra devreye soktular. Üniversitemin telefonları kilitlendi, ben bir kez daha işime gidemeyecek yeni linç kampanyası ile karşı karşıyayım. Anlaşılan birileri beni öldürecek, aynı birileri gidip Kazım Genç'i, Ali Balkız'ı öldürecek, sonra Sünni-Alevi kavgası çıkaracak.

Boyun eğmek benim karakterim değildir ve eğmeyeceğim. Ancak yazı, bu devletin yargısına son bir 'Hrant Dink feryadı' olarak kayıtlara geçsin. Çığlığımı duyun. Ergenekon katillerinin bu son kanlı senaryosunu durdurun! Sırf benim için, toplum için değil, sokağa çıkmayacak olan kendi çocuklarınız için aynı zamanda.

ZAMAN

HABERE YORUM KAT