Bir ‘iç-savaş’ çıkarmak isteyen, sadece PKK mı?

15.12.2009 19:24

Selahaddin E. Çakırgil

secakirgil@yahoo.com

Bu satırları yazarken, Ankara’yı ziyaret etmekte olan Bosna Başbakanı (8 ayda bir değişen başbakanlardan Bosnalı sırb) Nikola Spiriç, Başbakan Tayyîb Erdoğan’la birlikte yaptığı açıklamada, Bosna içindeki siyasî gruplaşmalardan yakınıyor ve ‘Ben onlarla  görüşmek istiyorum, görüşmeye yaklaşmıyorlar.. Ama, çevreler, uluslararası bir takım çevrelerle görüşmelerinde, içeride kendi aramızda halledebileceğimiz konuları onlara şikayet edip, onlardan meded umuyorlar.’ diyordu, özetle..

Türkiye iç siyasetindeki durumdan şikayet ediyor sanılabilirdi..

İçeride de, bazıları aynı durumda değil mi..

Tayyîb Erdoğan aylardır, Baykal ve Bahçeli’ye görüşme talebinde bulunuyor, ‘geliniz, ülkenin içinde bulunduğu ve 25 yıldır atlatılamıyan bir büyük problemi, terör ve PKK mes’elesini görüşelim, tartışalım, kendi önerilerimizi size anlatalım, siz de önerilerinizi söyleyin, onlardan istifade edelim..’ diyordu.

Ama, onlar, ‘Projelerinizi açıklayın, neyi görüşeceğimizi bilmeden görüşmeye gelmeyiz.’ diyorlar ve dahası, Baykal, ‘bir görüşmenin ancak görüntülü olarak kaydedilmesi’ şartını ileri sürüyordu.

Erdoğan da bu şartlara itibar etmiyor ve görüşmeler kaydedilecekse, kameralar önünde çıkar, karşılıklı tartışırız..’ diyordu.. Sanırım, muhatablarına göre daha mantıklı idi..

14 Aralık günü, Meclis’te, Baykal ve Bahçeli tarafından dile getirilen ve içinde ‘hıyanet’ suçlamalarının bile bulunduğu ağır tartışmaları işitince, ‘Erdoğan, projesini iyi ki açmamış  bu kişilere..’ diye düşündüm..

Çünkü, bu siyasetçiler, yeni başlatılmış bir sürecin haberinden bile korktuklarına ve henüz muhtevası ortaya çıkmamış bir konuda bile bu kadar gürültü kopurdıklarına göre, bir de belirli bir çerçeve ile karşılaşsalardı, kimbilir ne yaparlardı..

*

PKK ve onun uzantısı olan DTP ve diğer cereyanlar veya kadrolar, kendilerinin ayakta kalmaları için, bu buhranın çözüme kavuşturulmaması gerektiği görüşündeydiler..  Onun için de Erdoğan tarafından geliştirilmeye çalışılan ve genel olarak TSK başta olmak üzere, bir çok temel kurumun da kabul ettiği anlaşılan çözüm yoluna taş koylmaya kendilerini mecbur hissediyorlardı.. Çünkü, kendilerini ayrık otu gibi açıkta hissedebilirlerdi.. 

MHP de, İttihadçı’lardan bu yana, yani 100 yılı bulan bir türkçülük ideolojisinin refleksiyle, türk lafının ve kavminin üstünlüğü üzerine kurulu bir hayalî değer üzerinde geliştirdiği siyasetini sürdürmeye çalışıyordu..

CHP ise, kendi 90 yıla yaklaşan oligarşik tahakkümünün temellerinini sarsılacağı ve kemalist-laik rejimin  ilkelerine zarar verilebileceği korkusuyla karşı çıkıyor, bu sürece.. Erdoğan, CHP’nin 20 sene öncelerde Kürd Mes’elesi üzerine hazırladığı raporlardan sözediyor ve Baykal bunların tahrif edildiği Başbakan tarafından Meclis kürsüsünde çarpıtılarak dile getirildiğini belirtip, ağır sataşmalarda bulunuyordu, grubuyla birlikte.. (Kapatılan DTP’nin m. vekillerinden Hasib Kaplan, geçenlerde, Baykal’ın o raporu hattâ okumamış bile olabileceğini söylüyor ve o raporu Erdal İnönü’nün talebi üzerine, aralarında kendisinin de bulunduğu bir ekip tarafından hazırlandığını belirtiyordu, dar bir çerçevede.. Dün, keşke Kaplan yine Meclis’te olaydı da, bu gerçeği oradan da beyan edeydi, Baykal’a karşı...)

*

25 yılı aşkın bir zamandır önlenemiyen bir iç-savaşın çarelerini ortak akılla düşünmek yerine, 90-100 yıllık İttihadçı-türkçü ideolojilerle ve kemalist/ laik reflekslerle çözebileceklerini sananlar karşısında, Erdoğan’ın konuya daha insanca yaklaşmak istediğini söylemek daha mümkün.. 

Nitekim, Erdoğan 14 Aralık günü Meclis’te bütçe görüşmeleri sırasında, bütçeyle hiç de ilgisi olmayan ve Hükûmet’in Tokat- Reşadiye kırsalında 7 askerin öldürülmesi ve 4‘ünün de yaralanmasıyla sonuçlanan saldırıyı PKK’ya mal etmemek için çırpındığını söyleyen Bahçeli ve Baykal’la girdiği sert tartışmalar üzerine,  “...Reşadiye saldırısı bir provakasyondur. Açılıma yönelik bir PKK provakasyonudur. Milli birlik ve kardeşlik sürecine yönelik terör örgütünün sabotajıdır. Bunu bile saptıran bir anlayış, yanlış muhalefet tarzının somut bir örneğidir.” dedikten sonra şöyle diyordu: ‘Her ölüm erken ölümdür. Hele gençlerin ölümü tahammül edilemeyecek, kendi haline bırakılamayacak, görmezden gelinemeyecek kadar acıdır, trajiktir. Bu statüko devam edemez. Gençler göz göre göre ölüme gönderilemez. Biz bu meydanı teröre, terör yandaşlarına, terörün akıtığı kandan beslenenlere, vampirlere teslim etmeyeceğiz. Ülkenin kaderini teröre teslim etmeyeceğiz, ülkenin kaderinin terör ekseninde çizilmesine müsaade etmeyeceğiz. Süreci sabote etmek, provoke etmek, tahrik etmek kime ne sağlar. Diyorlar ki ülkeyi geriyorsunuz, ülkeyi bölüyorsunuz. Peki üç aydır attığımız hangi adım, açılım sürecinin hangi başlığı ülkeyi geriyor, bölüyor? Attığımız hangi adıma alternatif ürettiniz? Millî birlik ve kardeşlik süreci? (...) Lügatınızda kardeşlik yok. (...) Bir zaman,  CHP ve MHP ruh ikizi demiştim de çok alındınız. Şimdi bakıyorum, DTP’nin uç eleştirilerinin benzerin MHP yapıyor. DTP, PKK’nın muhatap alınmamasını, müzakere yapılmamasını eleştiriyor. MHP; PKK’nın muhatap alındığını, müzakere edildiğini söylüyor. DTP, PKK’nın tasfiye edilmeye çalışıldığını, MHP, PKK’nın meşrulaştırılmaya çalışıldığını söylüyor. DTP; PKK ve DTP’nin taleplerine sırt dönüldüğünü, ciddiye alınmadığını, devre dışı bırakıldığını, MHP, PKK ve DTP’ye taviz verildiğin söylüyor. İki tarafın söylemleri bile hükümetin gerçekte ne yaptığını ve ne yapmadığını ortaya koyduğunu gösteriyor.’

Umarız ki, Erdoğan, bu konuda karşısına çıkan zorluklara rağmen, geri adım atmaz.. 

Ve hele hele, PKK tarafdarlarının yaygınlaştırmaya çalıştığı (ve Ahmet Türk’ün bile, geçen hafta, ‘bu hadiseler bizim kontrolümüzde  değil, biz de kontrol edemeyiz’  dediği) sosyal karışıklıklar  için ‘sıkıyönetim’ gibi bir uygulamaya başvurmaz..

Böyle bir durumdan CHP de, memnun olur, MHP de, ve hele  PKK daha bir..  Çünkü öyle bir durumda, ülkede askerlerin,  geçmişte örnekleri pek çok görüldüğü üzere, nasıl uygulamalar sergiledikleri ve yaraları daha bir kapanmaz hale getirdikleri ortadadır.. Hattâ, yaşanmakta olan düşük profilli iç-savaş eğilimini, daha bir azdırabilir..

Ve dahası, 'Danıştay Saldırısı'yla, 27 Nisan 2007 e-mail muhtırası ile, Ergenekon Yargılaması’nda ortaya çıkan yığınla entrikalarla,  Ayışığı, Sarıkız, Eldiven, İrtica İle Mücadele Planı ve Kafes Operasyonu Eylem Planı’na kadar uzanan yığınla askerî darbe çabalarının yapamadığı ve yapmak istediği de, ülkeyi daha bir karıştırıp, sahneye tekrar bir kurtarıcı gibi çıkmak isteyen 100 yıllık resmî ideolojinin yeni figuranlarının yolunu açmak olur.. 

*

Bu arada, PKK’nın, hemde DTP’nin kapatılması görüşmelerinin son demlerinde gerçekleştirilen Reşadiye Saldırısı’nın kim tarafından yapıldığı üzerinde, sadece PKK’nın kabulü esas alınmamalıdır.. Çünkü, o hadisede, tam da PKK tarafından üstlenilmesinden hemen sonra, Genelkurmay, saldırı yapılacağına dair tel. konuşmalarının metinlerini yayınladı.. O konuşmaları yayınlayan bir Genelkurmay, gereken tedbirleri niçin almadığı konusunda ise, tatmin edici bir izahta bulunamadı..

Bu arada, Reşadiye Saldırısı’nın  Ahmet Türk ve Osman Baydemir gibi DTP’li seçkinlerce lanetlendiğini ve ama, onların bu lanetlemelerinden iki gün sonra, PKK’nın bu saldırı ve  cinayeti üstlenmesinin onları nasıl açığa ve traji-komik bir duruma düşürdüğünü tekrar hatırlamakta fayda var.. (Onlar o traji-komikliğe rağmen, yine de görüşlerini açıklarken; Emine Ayna isimli DTP m. vekilinin, kameralar önünde, tıpkı Baykal ve Bahçeli gibi ‘açılım siyasetinin bittiğini’ anlatmak isterken, bununla yetinmeyip, ‘Bitti.. Bitti.. Açılım bitti...’ diye sevinç gösterileri sergilemesi de, oyunun ne kadar çok yönlü olduğunu düşündürmelidir..)

Keza,   DTP Diyarbakır İl Başkanı Av. Fırat Anlı, örgütün üstlenmesine rağmen Tokat Reşadiye'de 7 askerin öldürüldüğü saldırıyı PKK'nın yaptığına inanmadığını söylüyor..

“PKK'nın kapatma davası sürerken bu eylemi sahiblenmesi siyaseten de yanlış” diyen Anlı, “Eylemin yeri ve biçimi PKK eylemlerine benzemiyor. Orası PKK'nın eylem sahası değil, daha çok sol örgütler var. Üstelik bir operasyon veya saldırı da yok. Çarşı izninden dönen askerlere ateş açıldı. Saldırıdan 3 gün sonra üstlendiler ama bu açıklama pek tatmin edici değil.. (...) PKK'nın eylemi üstlenme nedenin ise kontrol dışına çıkma ihtimali olan grupları kontrol etmek ve kendi tabanına güven vermek olabilir.. Daha önce de benzer nedenlerle bazı eylemleri üstlenmişti. Dershane önüne konan bomba eyleminde olduğu gibi... Üstlenerek her şey kontrol altında mesajı vermek isteyebilir. Devlet de PKK dışında başka silahlı kürd gruplarıyla uğraşmaktansa sadece tek bir muhatabla uğraşmayı tercih ediyor.”

*

Hâşim Kılıç’ın vicdanı müsterih imiş..

Her şeye rağmen, Ahmet Türk, DTP’nin en makul ve en akl-ı selim sahibi bir ismi olarak temayüz etmişti..

DTP kapatılırken, onun 3 sene öncelerde söylediği sözler delil getirilerek, m. vekilliğinn düşürülmesi ve amma, son iki yıldır en ısırgan, en saldırgan beyanları dile getiren E. Ayna’ya dokunulmaması, ilginç değil mi?

Hangi güçlerin, en zıdd kutubda gösterilen kimlerle işbirliği halinde olduğunu göstermiyor mu, bu durum?  (10 yılı aşkın zamandır generallerin elinde bulunan ve nefes alışı bile gözetilen A. Öcalan’ın dışarıya, sokağı yönlendirmek için nasıl mesajlar verdiği de gözönüne alınmalıdır..)

Buna rağmen, Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Hâşim Kılıç, aldıkları kararı savunurken, ‘vicdanının rahat olduğunu’ söyleyebiliyor.. E. Ayna konusunda ise, iddianamede ismi bulunmadığı halde, hakkında öyle bir karar verilmesi halinde,  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden (AİHM) ihtar alabileceklerini düşünmüşler..

Halbuki, o Anayasa Mahkemesi, 12 yıl öncelerde Refah Partisi’ni kapatma davasını görüşürken, hiçbir taleb olmadığı halde, Siyasî Partiler Kanunu’nun 102’nci maddesinin önlerine engel çıkarabileceğini görünce, önce o maddeynin anayayasa aykırı olduğu gerekçesiyle ibtal kararı verip, sonra da RP’yi kapatmışlardı..

Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi üyeleri sanki ayrı bir gezeğende yaşıyorlarmış gibi, asıl suçlanmaları, durdurulmaları gerekenler hakkında iddianameye bakıyorlardı da, Başsavcı’dan ek iddianame istemeyi akledemiyorlardı.. Başsavcı ise, zaten  mûlum..

Hâşim Kılıç, ayrıca, sorumluluğun Meclis’e aid olduğunu, anayasa değiştirmek ve kanunları değiştirmek için çaba harcamadıklarını ileri sürüyordu..

Dışardan, uzaktan bakanlar, bu sözleri doğru da sanabilirlerdi..

Halbuki, o Anayasa Mahkemesi’nin, âdetâ CHP’nin bir icra makamı gibi çalıştığını ve cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde, CHP’nin müracaatı ve S. Kanadoğlu denilen  eski Başsavcının yolgöstericiliğinde, Meclis’in cumhurbaşkanını seçebilmesi için mutlaka 367 üyenin Meclis’te bulunması gerektiği gibi, aklı başında hiçbir hukukçunun kabul etmediği, edemiyeceği bir yorumla ülkeyi nasıl zora soktuğunu bilmeyen kalmamıştı..

Dahası, Meclis, üstelik de 411 m. vekilinin reyiyle, bir anayasa değişikliği yaptığı zaman, yine CHP’nin müracaatı üzerine, aynı Anayasa Mahkemesi, üstelik de anayasa değişiklikleri konusunda ancak şekil açısından yetkili ve amma, asıl değişiklik muhtevası üzerinde görüş belirtmek veya ibtal etmek yetkisi olmadığı halde, değişikliklerin, Anayasa’nın ilk üç maddesinde belirtilen ve değiştirilmelerinin teklif  dahi edilemiyeceği hükme bağlanmış olan ilkelere karşı ilerde bir tehlike teşkil edebileceği korkusuyla ve bir kemalist/ laik paranoid refleks ile, nasıl da ibtal ettiği unutuldu mu ki, Hâşim Kılıç, topu Meclis’e atıyor ve "Hukukun yükünü mahkemeler çeker. Siyasetin yükünü de siyasilerin çekmesi lazım. Kimse mahkemelerden siyasi bir görev şeklinde yardım beklememelidir. Çözüm yeri Meclis'tir. Öfke ve siyasi gelecek endişeleri bir kenara bırakılmalı. Milletimizin layık olduğu anayasal ve yasal değişiklikler bir an önce hayata geçirilmelidir. Kanunları değiştirin..’ diyor vesavaş kışkırtıcılarının, statükonun devamından yana olanların  ekmeğine yağ sürdüklerini’ görmezlikten geliyor ve sonra da aldıkları karardan dolayı vicdanen müstehih olduğundan sözedebiliyor..

*

Anayasa Mahkemesi’ni böylesine sahiblenen bir vicdan...

Sevsinler böyle vicdanı..

 

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim