’Bir Halk Kendi Halini Değiştirmedikçe..’

26.07.2014 23:03
’Bir Halk Kendi Halini Değiştirmedikçe..’
Selahaddin E. Çakırgil, gündemi yorumluyor:

Sosyal değişimin kanunu, Ra’d Sûresi- 11. âyet meâlinde çok çarpıcı şekilde şöyle açıklanır:Şübhesiz ki, bir kavim, bir halk, kendi halini değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez..’

Demek doluyor ki, bir halk kendi halini olumlu veya olumsuz yönde değiştirmezse,  Allah’u Tealâonların hallini kendiliğinden değiştirmiyor..

Necm Sûresi- 39. âyetinde de, Doğrusu, insan için kendi emek ve çalışmasından başkası yoktur..’  ifadesi, bu yolda başkalarının bizim üzerimize kol-kanat geriyor havasında davranmasının yolunu tıkayacak netlikte beyan olunmaktadır. Bu, ferdler için olduğu gibi, toplumlar için de böyledir. ’Filan lider, filan şeyh, filan yüce(ltilen) kişi, bizi kurtarır, bizi korur, varlığımızı filanın sayesinde koruruz..’ gibi teslimiyetçi anlayışlar yerine, her insan  ve ortak iradesiyle de her toplum, kendi emek ve çabasıyla, dikkatiyle hazırlayacaktır kendi geleceğini ve esasen de kader de, şer’an ve aklen alması gereken tedbirlerin herbirisine tevessül ettikten sonra, gerisini, hayırlısını nasib etmesi için, Allah’ın takdirine havale etmek sınırları içinde anlaşılmalıdır.

Bir hadîs-i nebevî rivayeti de, ’Nasılsanız, öyle idare edilirsiniz.. şeklindedir.

Bir halk, daha iyiye lâyık ve mustehak ise, bunun zeminini kendi çabasıyla oluşturur. Daha kötü bir duruma mustehak ise, o netice, yine kendi yönelişindeki sapmalarla da gerçekleşir.

Bu temel ölçüleri en başta gözönüne getirelim..

*

İslam Milletinin Anadolu coğrafyası üzerinde yaşayan kesimi, iki hafta kadar sonra son derece önemli, kader belirleyici bir seçimi gerekleştirecek.. Ama, bu seçim sadece Türkiye’de bugün yaşamakta olan 77 milyon insan için kader belirleyici değil, bütün müslümanlar ve hattâ insanlık tarihi için de önemli sonuçları olacak bir seçim mahiyetinde olacaktır.

Çünkü, bu coğrafya ve ümmetin bu kesiminin tarihî arka-planı, insan gücü ve tarihî hadiselerinmed-cezirleri karşısında geçtikten sonra tekrar ayağa kalkmak ve tecrübelerinden ders çıkarıp kendisini aslî hayat değerlerine göre yeniden şekillendirmek kabiliyeti sergilemesi ve ümmetin tamamına yönelik algılayış biçimi açısından, ümmetin bütünüyle kaynaşmaya en müsaid bir kültürel yapıya sahib gözükmekte.

Bu, yakınlaşmakta 10 Ağustos günü yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda da daha bir böyle.. Çünkü, bu cumhur / halk, ilk kez olarak doğrudan doğruya kendi iradesiyle, kendi reisini, başkanını seçecek ve bu seçilecek kişi, gelecek 5 yıl içinde, bu halkın sadece iç hukuk açısından kanûnî başkanı değil,   uluslararası hukuk açısından da dünya toplumları ve devletleri karşısında da hukukî temsilcisi olacaktır.

*

Hatırlayalım ki, İslam Milleti, 1400 sene öncesindeki ilk yarım asrı bile bulmayan uygulama dışında, yazık ki, kendisini yönetmekte, kendi inancının gereklerine göre bir yönetim mekanizması oluşturmak imkanını bulamamış; kimin kılıcı veya servet gücü egemen olduysa onun iradesine boyun eğmek zorunda kalarak yaşamaya mahkum olmuştur.

Halbuki, Şûrâ Sûresi, 38. âyette, müslümanların özellikleri anlatılırken,’(...) Onların işleri de kendi aralarında istişare iledir.  şeklinde, yönetimin nasıl olacağına dair genel kural gösterilmiştir.

Ama, bu kurala asırlarca riayet edilmedi.. Sultanlar, melikler, krallar, şefler, padişahlar, kendi çevrelerindeki kişilerle meşveret etmişledir, elbette, bu danışılanların ümmet’le ilgisi neydi? Ve daha da önemlisi, yönetim mekanizmasının başında bulunan sultanlar. Şefler, padisahlar o yönetme yetkisini kimden almışlardı? Geniş halk kitlelerinin görüşü sorulmuş, onların iradesinin ortaya çıkmasına imkan tanınmış mıydı?

Yazının Devamı...>>

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim