Bir Günde 4 Ülke ve Alpler’in Eteklerinde 4 Gün –5

02.06.2008 02:00

İbrahim Sediyani

15 MART: ALMANYA

Unterneukirchen Yavuz Sultan Selim Camiî’nde, din görevlisine ait lojmanda aynı odada, karanlıkta sohbet ede ede uyuduğumuz Nail Coşkun Hocam’la sabah uyandığımızda ilk işimiz, birlikte çay demleyip güzel bir kahvaltı hazırlamak oldu. Dolapları karıştırıp ne bulduysak sofraya koyuyorduk. Daha çay suyu bile kaynamamışken kapının zili çaldı. Açtık kapıyı. Elleriyle tutmayı beceremediği için kucağına aldığı ve mis gibi kokan taze ekmekler ve bir sürü kahvaltılık malzemeyle başkanımız Beydullah Şahin, oldukça neşeli ve “uzun hava”ya benzeyen bir “Selamun aleyküüüüüüüm” çektikten sonra girdi içeri:

- Selamun aleyküm yoldan geçen hoca, selamun aleyküm yoldan geçen gazeteci!

- Ve aleyküm selam yoldan geçen başkan! (Bu espiri, dün gecenin neşe kaynağı olan, Ahu Tuğba’nın başrolde olduğu bir filmde karakter oyuncusu olarak “yoldan geçen adam” rolünde oynadığını söyleyen ve bu sözüyle herkesi gülmekten kırıp geçiren Ayhan Korkmaz kardeşimize gönderme yapıyordu. Düşünsenize, ne derece önemli bir rol veriyorlar size! Öylesine yolda yürüyorsunuz ve kamera sizi çekiyor. Bu rolü öyle her artist yapamaz, büyük ustalık gerektiriyor!?? Hem, memleketimizde yolda yürümesini bile bilmeyen bunca insan varken!)

Bu sabah, her zamankinden daha heyecanlı bir şekilde kalkmıştım yataktan. Çünkü gezideki son günümdü ve akşama kadar gezdikten sonra 400 km’den daha fazla uzağında bulunduğum evime geri dönecek, dört gündür kendilerinden ayrı olduğum ve çok özlediğim âîleme kavuşacaktım.

Kahvaltıdan sonra kendileriyle helâlleştim ve vedâlaştım. Başkanım ve hocam biraz da aramızdaki yaş farkını hesaba katarak sadece ellerimi sıkmakla yetinmeyip yanaklarımdan da öptüler ancak Doğulu olmadıkları için beni öperken başımı iki elinin arasına almadılar. Balık havuzlarındaki alabalıklara biraz yem attıktan sonra ayrıldım oradan.

Arabamı batıya doğru sürdüm ve 21 km ötedeki Waldkraiburg köyüne gittim. Chiemgau bölgesinde bulunan Waldkraiburg, Avusturya sınırına 49 km, eyalet başkenti Münih’e ise 70 km mesafede bulunuyor. Bavyera (Bayern) eyaletinin,  merkezi eyalet başkenti Münih (München) olan Yukarı Bavyera (Oberbayern) ilinin Mühldorf am Inn ilçesinin bir köyü durumundadır. Waldkraiburg, 24 bin 263 kişilik bir nüfûsa sahip ve 21, 53 km²’lik bir alanı kapsıyor. Deniz seviyesinin 436 m üzerinde bulunan köyün güneyinde Chiem Gölü, doğusunda ise Almanya – Avusturya sınırı vardır. Köy, II. Dünya Savaşı’ndan sonra (1950) kurulmuş bir yerleşim birimidir.

Reichenberg Caddesi 15 adresinde bulunan ve DİTİB’e bağlı olan Sultan Ahmed Camiî’ne gittim. Camiîde Qûr’ân kursu talebeleri vardı, din görevlisi Tahsin Ağca onlara ders veriyordu. 240 kayıtlı üyesi bulunan Waldkraiburg Sultan Ahmed Camiî’nin 40 yaşındaki din görevlisi Tahsin Ağca, Muş ilimizin Bulanık ilçesinden.

Waldkraiburg cemiyeti Temmuz 1979’da kuruldu. 1992’nin başında şimdiki bina satın alınarak camiî yapıldı. 900 m²’lik bir alan üzerinde bulunan camiînin kullanım alanı 300 m². Camiî bünyesinde Qûr’ân kursu, kütüphane, lojman, yönetim bürosu, dernek odası, berber salonu, hizmet odası ve 10 araç kapasiteli park yeri bulunuyor. Waldkraiburg Sultan Ahmed Camiî, Avusturya sınırına 49 km, Chiem Gölü’ne 31 km ve Bavyera’nın başkenti Münih’e ise 70 km mesafede bulunuyor.

Bavyera’da yaptığım bu unutulmaz / “unutulması teklif dahi edilemez” seyahatimi öyle usta bir şekilde planlamışım ki, sormayın (çünkü siz sormasanız bile ben yine de anlatırım nasıl olsa). Gezi, gezdiğim eyaletin başkentinde, merkezinde bitecekti. Yani, Münih (München) kentinde.

Waldkraiburg’dan ayrıldıktan sonra arabayı yine batıya doğru, 70 km ötedeki başkent Münih’e sürdüm. Fakat yolda hangi müzikleri dinlediğimi açıklamayacağım. (Gittiğim her yere benimle birlikte gelen, paylaştığım her şeyi öğütüp ürün olarak bana geri sunan güzel insanlar henüz buna hazır değil)

Bavyera’nın kalbi ve merkezi olan Münih kentine “denizden” değil, tıpkı Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’a girdiği gibi “karadan” girdim. Büyük bir vakurla girdim Münih’e, kendimden emin bir şekilde, “iman gücüyle”.

İşte Münih’teyim kardeşlerim, Münih’te. Bavyera’nın en büyük, Almanya’nın 3. büyük ve Avrupa Birliği (AB)’nin 12. büyük kenti durumunda olan Münih, ayaklarımın altındaydı. 1 milyon 351 bin 445 kişilik nüfûsa sahip metropolü fethetmiştim.

Kutlu olsun, fethimiz emek verdiğimiz bütün yayın organlarına kutlu olsun. Hem Haksöz’e, hem de aynı kalemle yazı yazdığımız diğer internet sitesi, gazete, dergi ve televizyon kanallarına, 5 tanesinin 5’ine de kutlu olsun. Tek kalemle yazı yazdığımız beş yayın organına hayırlı ve uğurlu olsun.

Eyaletin pay-i tahtı olan ve Isar Nehri üzerinde bulunan Münih, 310, 43 km²’lik bir alanı kapsıyor. 1 milyon 351 bin 445 kişilik bir nüfûsa sahip olan kette km²’ye 4 bin 170 kişi düşüyor. Bu yönüyle Münih, Almanya’daki tüm büyük kentler arasında en fazla nüfûs yoğunluğuna sahip olan kenttir. Bavyera eyaletinin en büyük kenti olan Münih, ülke genelinde ise Berlin ve Hansestadt Hamburg’dan sonra Almanya’nın 3. büyük şehridir. Aynı zamanda Avrupa Birliği (AB)’nin 12. büyük kenti konumundadır. Avrupa’nın ciddî bir ekonomi, ulaşım ve kültür merkezidir. Deniz seviyesinin 519 m üzerinde bulunan ve trafik remzi “M” olan Münih, aynı zamanda Yukarı Bavyera (Oberbayern) il merkezi durumundadır ve 25 adet semti vardır. Güneyinde Starnberg Gölü ve güneydoğusunda Ammer Gölü bulunan Münih, Konstanz Gölü’ne 180 km, Avusturya sınırına 70 km ve Çek sınırına 180 km mesafededir. 14 Haziran 1158 tarihinde kurulan München’in adı Bavyera lehçesinde “Minga”, İngilizce “Munich” ve Türkçe “Münih”tir.

Şehir nüfûsu içinde Katolik ve Protestan olanların toplam oranı sadece yüzde 53, 7’dir. Halkın yüzde 46, 3’ü diğer mezheplere veya dinlere (Müslüman, Yahudî, Budist vs.) mensuptur.

1158 yılında kurulan bu yerleşim biriminin nüfûsunun 1852 tarihinde 100.000 (yüz bin) barajını aşmasıyla “büyükşehir” (Großstadt) sıfatını kazanması ardından inanılmaz hızlı bir artış gösterdi ve sürekli katlanarak çoğaldı. Öyle ki, “büyükşehir” olduktan 31 yıl sonra, 1883’te nüfûsu 250 bine ulaştı. Bu tarihten 18 yıl sonra ise (1991), bu kadar kısa bir zaman içinde iki katına ulaştı ve 500 bin oldu. Daha sonraki yıllarda yapılan sayımlarda şehrin nüfûsu 1933’te 840 bin, 1957’de 1 milyon ve “Yaz Olimpiyatları”nın bu kentte yapıldığı 1972 senesinde ise 1 milyon 338 bin 924 olarak tesbit edildi.

Münih kentinde yaşayan en büyük “yabancı” (Ausländer) topluluğu, Türkiye’den gelen göçmenler teşkil ediyor. Türkiye kökenlilerin kentteki toplam nüfûsu 43 bin 26. Hırvatistan’dan gelenler 24 bin 697 kişi ile ikinci, Yunanistan’dan gelenler 22 bin 101 kişiyle üçüncü, Avusturya’dan gelenler 21 bin 466 kişiyle dördüncü, İtalya’dan gelenler 20 bin 871 kişiyle beşinci, Sırbistan’dan gelenler 20 bin 169 kişiyle altıncı, Bosna – Hersek’ten gelenler 16 bin 485 kişiyle yedinci, Polonya’dan gelenler 14 bin 144 kişiyle sekizinci, Iraq’tan gelenler 8 bin 324 kişiyle dokuzuncu, Fransa’dan gelenler 7 bin 203 kişiyle onuncu, Rusya Federasyonu’ndan gelenler 5 bin 484 kişiyle onbirinci, Ukrayna’dan gelenler 5 bin 325 kişiyle onikinci ve ABD’den gelenler 5 bin 225 kişiyle onüçüncü sıradadırlar.

Münih’e girer girmez Schanzen Deresi Caddesi 1 adresinde bulunan ve Diyanet İşleri Türk – İslam Merkezi (DİTİM)’ne bağlı olan Münih Merkez Camiî’ne doğru sürdüm arabayı. Camiîde “kitap fuarı” vardı, amacım bu fuarı ziyaret etmekti. Orada camiî başkanı 52 yaşındaki Mehmet Emin Curuk ve din görevlisi 35 yaşındaki Metin Avcı karşıladılar beni. Kardeşlerimizin ikisi de Zonguldak ilimizdendiler. Başkan Devrek, hoca ise Karadeniz Ereğlisi ilçesinden. Hocamız, 78 kayıtlı üyesi bulunan bu camiîde 1, 5 yıldır görev yapıyor.

Cemiyetin kuruluşu 1987’de aynı binada gerçekleşti. Binanın mülkiyeti DİTİM’e ait. 3000 m²’lik bir alan üzerinde bulunan camiînin kullanım alanı 1200 m². Camiî bünyesinde Qûr’ân kursu, kütüphane, imam lojmanı, yönetim bürosu, dernek odası, şadırvan şeklinde abdesthane, kadınlar için ekstra şadırvan, restoran, çay ocağı, misafirhane, Hacc bürosu, konferans salonu, gençlik salonu, cenaze işleri bürosu, dershane, 250 kişilik mutfak ve 15 araç kapasiteli park yeri bulunuyor.

Münih Merkez Camiî’nin hutbeleri Cuma namazlarında hem Türkçe, hem de Almanca okunuyor. DİTİM, Katolik St. Korbinian Kilisesi ve Protestan Himmelsfahrt Kilisesi arasında Mayıs 2005 tarihinden bu yana ayda bir düzenlenen “diyalog toplantıları” halen devam ettiriliyor. Bu üç kuruluşun kurduğu bir de ortak web sitesi bulunuyor: (www.gotzingerplatz.de)

Türkiye Cumhuriyeti Münih Başkonsolosluğu ve diğer ataşelikler önemli toplantılarını burada düzenliyorlar. Ramazan, düğün, sünnet gibi özel günlerde camiî mutfağında 250 işilik yemek hazırlanabiliyor. Ayrıca Münih bölgesinin tüm Hacc işleri buradan yapılıyor. Bununla birlikte her yıl düzenlenen Kitap Fuarı’nın yapıldığı mekan da Münih Merkez Camiî.

Bavyera’nın kalbinde her yıl geleneksel olarak düzenlenen fuarların beşincisinde ben de hazır bulundum. DİTİM’in, merkezi Baden – Württemberg eyaletinin başkenti Stuttgart’ta bulunan Sosyal Kuruluşlar İçin Merkezî Rezervasyon Yeri (ZSU GmbH) ile ortaklaşa düzenlediği 5. Kitap Fuarı’na yoğun bir ilgi vardı.

Başkanımız ve hocamız, kalabalığın içinde kaybolmamdan korktukları için fuarı benimle birlikte gezdiler. Bir yandan dolaşırken, bir yandan da bana bilgi veriyorlardı. Geleneksel kitap fuarlarının ilk 4 tanesini DİTİM’in kendi imkânlarıyla organize ettiğini belirten Başkan Curuk ve din görevlisi Avcı, ilk kez bu yıl bunu ZSU ile ortaklaşa tertip etme kararı aldıklarını dile getirdiler. Fuarda Türkçe, Almanca ve İngilizce ağırlıklı olmak üzere İslam akidesine ait 2 bin farklı kitap türü sergileniyor. Zengin kitap çeşitlerinin yanı sıra CD, VCD, kaset, hediyelik ve süs eşyaları ile Anadolu mutfağının lezzetli ürünlerinin sergilendiği fuarı günlük 250 kişi ziyaret ediyor. Her gün saat 09:00 – 20.00 arası açık olacak olan 5. Kitap Fuarı, 30 Mart Pazar gününe kadar devam edecekmiş ama benim o tarihe kadar burada kalmaya niyetim yoktu.

Kitap Fuarı’nda dolaşırken canım hiç sıkılmadı. Çünkü her ne kadar ismi “kitap fuarı” idiyse de, burada sadece kitap sergilenmiyordu. Fuarda benim ilgi alanıma hitab eden şeyler de vardı: İşte, çeşit çeşit tatlılar, yaş pastalar, kurabiyeler, zengin hamur çeşitleri…

Hazır kitap fuarına gelmişken evi arayayım dedim, belki eşim kitap siparişi verebilirdi. Hânımımı arayıp, “şu anda Münih’te kitap fuarındayım, kitap ister misin?” diye sordum. İstedi, “evet, güzel bir şeyler bulursan al, okuyalım” dedi. Bunun üzerine kitapları incelemeye başladım. Pek tatmin edici bir şey bulamamıştım. Gidip satıcılara danıştım. Onlara, “Kardeşler, sizde Ekin Yayınları arasında çıkan ‘Haksöz Yazıları” adlı kitap var mı?” diye sordum. Ancak onlar bana, Ekin Yayınları’nın böyle bir kitap basmayacağını, bunu yapmaya yanaşmayacağını söylediler. Üzüldüm, hem de çok üzüldüm. Bunun üzerine, “Peki Ceylan Pınarı Yayınları arasında çıkan ‘Çeşm-i Gazel” adlı kitap var mı?” diye sordum. Bu kez onlardan, “Evet, Ceylan Pınarı böyle bir kitap basmaya niyetli fakat henüz yazılar tamamlanmadığı için bekliyorlar. Tamamlandığında mutlaka basacaklardır” cevabını aldım. Bu olay üzüntümü biraz olsun hafifletti, yüreğime su serpti.

Kitap Fuarı’ndaki işlerimi (yemek, içmek, arayıp da bulamamak vb.) bitirdikten sonra Moosach Caddesi 22 adresinde bulunan ve DİTİB’e ait olan Mehmet Akif Camiî’ne gittim. Bu camiî, Münih’teki dünyaca ünlü ve çok büyük olan Bayerische Motorwerk (Bavyera Motor Fabrikası)’nın hemen yanındaydı. Sözünü ettiğimiz fabrikanın kısa adını yazarsak, sanırım hepiniz tanırsınız: BMW.

70 kayıtlı üyesi bulunan camiîde başkan Sezai Toka, din görevlisi Hüdaverdi Öğüt, başkan yardımcısı Mehmet Özsoy ve yönetim kurulu üyesi Mustafa Kılıç tarafından karşılandım. Önce çay ikrâm ettiler. Daha sonra bana camiîyi gezdirerek tanıttılar ve cemiyetin “cemaziy’el- evveli” hakkında bilgi verdiler.

Cemiyetin kuruluşu 1966. Şimdiki binanın yapımı ise Haziran 2004. 3200 m²’lik bir alan üzerinde bulunan camiînin kullanım alanı 800 m². Camiî bünyesinde Qûr’ân kursu, yönetim bürosu, dernek odası, çay ocağı, konferans salonu, dershane, mutfak, berber, lokal, depo, iki ayrı kiracısı, lojman ve 12 araç kapasiteli park yeri bulunuyor.

İlk kurulduğu zamandaki orijinal adı “Motorstrasse Müslümanlar Cemiyeti” (Motor Caddesi Müslümanlar Cemiyeti) olan Münih Mehmet Akif Camiî, Almanya’da kurulan ilk 3 camiîden biridir. DİTİB camiîleri teşkilatlanma haline geçmeden önce “Almanya Merkez” görevini üstleniyordu. Tüm Almanya’nın kitap, din görevlisi ve diğer hizmet dağılımları buradan yapılıyordu.

Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı ve başbakanlarının ziyaret ettiği bir camiîdir. 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal (1927 – 1993) bu camiîde Cuma namazı kılmıştır. Dünyaca ünlü ABD’li boksör Muhammed Ali Clay da bu camiîyi ziyaret etmiş ve namaz kılmıştır. Türkiye’nin Konya vilayetinden Kültür Bakanlığı’nın talimatıyla tasavvuf ve semazenler gelip camiîde gösteri sunmuşlardır.

Mehmet Akif Camiî, kuruluşundan bu yana Türkiye’ye ambulans, tekerlekli sandalye, tıbbî malzeme ve çok sayıda hastanenin teknik donanımını temin etmiş ve hediye olarak göndermiştir. Almanya genelinde yürütülen din hizmetlerinde, sosyal ve kültürel faaliyetlerde daima öncülük etmiş, bütün Avrupa genelinde yapılan kubbeli ve minareli camiîlerde maddî ve manevî yardımda bulunmuştur. 15 yıldan beri Alman yetkililerle, kiliselerle karşılıklı iletişim başlatılmasına rehberlik etmiştir. Münih Ataşeliği’nin “protokol camiî”dir.

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından kendisine 1983 yılında “resmî kadro” verilen Mehmet Akif Camiî, Münih Başkonsolosluğu bünyesinde cemaati en kalabalık olan mescid konumundadır. “BMW firmasında çalışan Müslümanlar’ın camiî” olarak da tabir edilen bu mescidde Cuma namazlarında yaklaşık olarak 700 kişi, bayram namazlarında ise 5 bin kişi birlikte namaz kılarlar.

Ramazan aylarında her akşam 200 kişiyle iftar yemeği yenir. Her çeşit yemeğin rahatlıkla pişirilebileceği mutfağı vardır. Haftada en az 3 değişik okulun öğrencilerinin (Alman) ziyaret ettiği ve İslam dini ile ilgili bilgi aldıkları bir camiîdir. Çevresindeki kilise, hastane ve hapishanelerle haftada bir ziyaret ve diyalog toplantıları yapılır. Haftalık hastane ziyaretleri düzenlenir ve bu ziyaretlerde hastalara moral verilir.

Camiîde her çeşit teknik donanım, internet ve güvenlik kamerası mevcuttur. Tüm katlar arasında namaz kılarken görüntü alma özelliğine sahip yegane camiîdir. Değişik noktalarında 8 adet güvenlik kamerası vardır.

Mescid duvarlarındaki hat sanatında bulunan sarı çizgiler altın kaplamadır, Osmanlı hat sanatı üzerine işlenmiştir. Camiînin gerek içi ve gerekse dışı tertemizdir ve temizlik konusunda örnek teşkil eder.

Münih Mehmet Akif Camiî’nin başkanı Sezai Toka, 66 yaşında ve Erzurum vilayetimizden. 42 yaşındaki din görevlisi Hüdaverdi Öğüt ise Erzincan ilimizin Kemaliye ilçesinden ve 4 yıldır burada görev yapıyor.

Başkan Sezai amca, ufak tefek, sevimli mi sevimli bir adam. Ömrünü bu camiîye vermiş. Anlattıkça anlatıyordu. Cemiyetin kuruluşundan bugüne yaşananları o kadar heyecanlı anlatıyordu ki, can kulağıyla ve gıpta ederek dinliyordum. Turgut Özal’ın burada Cuma namazını kılmasını, Muhammed Ali Clay’ın camiîyi ziyaretini ve namaz kılışını yaşamış. Yaşadığı ve kendisi için “unutulmaz anılar” olan bu olayları anlatırken zaten çocuksu olan tatlı yüzüne bir de çocukça bir heyecan ekleniyordu. Gerçi Sezai amcam, “8. cumhurbaşkanımız Turgut Özal Cuma namazı kılarak camiîmizi şereflendirmiştir” deyince, ben söylediklerini tashih etmeye çalışıp, “aman başkanım, ne diyorsunuz, burası Allâh’ın evi, Turgut Özal burada namaz kılarak camiîmizle şereflenmiştir” dediğimde biraz mahcup olmuştu ama hatasını kabul etmişti. Hatta yaptığım düzeltme için tebrik bile edip teşekkürlerini sundu. Çünkü başkan, bilgili ve ahlaklı bir insandı. Hata yaptığında bunu kabul edecek ve özür dilemesini bilecek denli şahsiyetli bir insandı. Hatada ısrar etmenin İslâm ahlakına sığmadığını ve cahillerin özelliklerinden olduğunu bilecek kadar bilinçliydi.

Sohbet ilerledikçe ve neş’emize neş’e katıldıkça din görevlisi Hüdaverdi Öğüt’ün ilginç özelliklerini de öğrenmiş oldum. Hüdaverdi hocam, sanatçı bir insanmış aynı zamanda. Türkiye’de Türk Sanat Müziği’ne hizmet etmiş, konservatuar eğitimi almış bir insan. Başkan bunları anlatınca, ben de “o zaman kendisinden güzel bir şarkı dinleriz herhalde” dedim. Güldüler.

Hüdaverdi Hoca, “hangi şarkıyı okumamı istersin?” diye sordu. Ben, Müzeyyen Senar’ın  “Benzemez Kimse Sana” adlı şarkısını okumasını istedim. Bu şarkıyı özellikle istememin bir sebebi vardı. Zira bu şarkıyı okuyabilmek herkesin harcı değildi. Şarkıyı hatasız okumak, makamını doğru çıkarabilmek hakikaten çok çok zordu. Bunu bildiğimden, kasıtlı olarak bu şarkıyı istedim, sırf “gıcıklık” olsun diye. (Sevdiğim insanları zor durumda bırakmaktan anlamsız bir keyif alıyorum. Mesela, Haksöz’deki büyüklerimiz, ne zaman ki kendilerine “bir sonraki yazımı” göndersem, yüreklerine mutlaka bir korku düşer. Benim gönderdiğim her yeni yazıyı büyük bir tedirginlik içinde okurlar)

Ancak Hüdaverdi Hoca, çok zor bir makamı olmasına rağmen şarkıyı ustaca ve hatasız bir şekilde okudu. Konservatuar eğitimi aldığı gerçekten belli oluyordu:

“Benzemez kiiiiiiiiiiiiiiiiimse saaana,
Taaavrına hayraaaaaaaaaaaan olayım,
Bakışındaaaaaaaaaaaaaaaan süzülen,
İşvene kuuurbaaaaaaaaaan olaaayııım.

Lütfuuuna eeeeeeeeeeeeeeeeeeermek için,
Söööyle perişaaaaaaaaaaaaaaaaaan olayım,
Bakışındaaaaaaaaaaaaaaaan süzülen,
İşvene kuuurbaaaaaaaaaan olaaayııım.”

Şarkı bittikten sonra Sezai başkan, “hadi yemeğe gidiyoruz” dedi. Ben itiraz ettim ilk önce, “sağol başkanım ama ben gelmeyeyim, ziyaret etmem gereken yerler var, sağolun, gerçekten” dedim. Fakat başkan “kesinlikle olmaz “dedi. Sonra oturup düşündüm, dört gündür sabahtan gece karanlığına kadar çalışıyordum, yorulmuştum. Bir yere kadar artık gına da gelmişti hani. Kendi kendime, “yeter oğlum ya, sana da yazık! Burada nokta koyayım. İki adres eksik veya fazla ne fark eder? Bir hafta sonraki gezide zaten kaldığım yerden devam edeceğim. İyisi mi şu güzel insanlarla yemeğe gideyim de biraz yorgunluğumu atayım. Yemekten sonra arabaya atladığım gibi evime döneyim” diye düşündüm. Tekliflerini kabul ettim. Hep beraber çıktık.

Şehir merkezinde güzel bir alışveriş merkezinin içinde bulunan bir döner büfesinde yemek yedikten sonra bu kez güzel bir café’ye geçip oturduk. Benim niyetimde kahve içmek vardı ama herkes “ballı süt” (veya “sütlü bal”, nasıl hoşunuza giderse) ısmarlayınca “vardır bu işte bir hikmet” diye düşünerek ben de aynı şeyi istedim. Evet, hikmet varmış! Nefis bir şey bu…

Benim ayrılma vaktim gelmişti. Yalnızca Münih’ten değil, gezinin tamamından. Hep beraber kalktık. Dışarıda vedâlaştık. Onlar camiîye geri dönerken ben de arabama binip evime doğru yol aldım.

Arabayı çalıştırıp trafiğe girdikten sonra elime cep telefonumu aldım ve kayınbabamı aradım. Ona, şu anda Münih’te olduğumu, işimin bittiğini, eve doğru yol aldığımı ve tam olarak 357 km’lik bir yolumun olduğunu söyledim. Kayınbabam ise, hızlı gitmememi, acele etmememi ve dikkatli olmamı, yorgun olduğumu hissettiğim an en yakın benzinliğe çekip bir fincan kahve içmemi tembihledikten sonra, “Doğru bize geliyorsun, damat! Hepimiz burada seni bekliyoruz. Gördüklerini yazmadan önce bize anlatırsın. Önce ben dinlemek istiyorum senden” dedi.

Bu dört günlük gezim hakikaten çok bereketli geçmişti. Belki de asla unutamayacağım anılarla eve geri dönüyordum. 12 – 15 Mart 2008 günlerini kapsayan dört günlük gezinin toplam bilançosu şöyle: 4 ülke (Almanya, Avusturya, Liechtenstein, İsviçre), 4 eyalet (Baden – Württemberg, Bavyera, Vorarlberg, Tirol), 1 kanton (St. Gallon), 1 başkent (Vaduz), 2 eyalet başkenti (Bregenz, Münih), 1 sıradağ (Alpler), 2 göl (Konstanz Gölü, Büyük Alp Gölü, Forggen Gölü, Bann Orman Gölü, Starnberg Gölü, Chiem Gölü ), 3 ada (Inselstadt Lindau im Bodensee, Erkekler Adası, Kadınlar Adası), 9 nehir (Tuna, Iller, Ren, Mindel, Werta, Lech, Inn, Alz, Isar) ve 1 şelâle (Scheidegg Şelâleleri).

Karanlık çökmüştü. Artık gece olmuştu. Bir yandan da müthiş bir yağmur bastırdı. Yağmur öyle sert vuruyordu ki, sanki arabanın camını kırıp içeri girecekmiş gibi geldi bana. Otoyoldaki bütün araçlar hızını düşürdü. Bakış açım çok kötüleşmişti, fazla uzağı göremiyordum. Bu durumda yol almak çok güçtü. Önümü göremiyordum, en fazla 20 – 30 metre ötesini görebiliyordum.

Derken, her nasıl olduysa, birden bugünün benim “doğum günüm” olduğunu hatırladım. Tabiî ya, bugün Mart’ın 15’iydi. Bunu tamamen unutmuştum, “Dante gibi ömrün ortasında olduğum” öyle aniden aklıma geldi. Çocuklarımın annesi bana “doğum günü hediyesi” olarak bir kamera almış, ama ben bilmiyorum henüz, eve döndüğümde bunu öğreneceğim. Seyrek gördükleri için çocuklarının bile neredeyse kendisine “amca” diye hitâb edeceği bir adama bundan daha ideal bir hediye olamazdı herhalde.

Yavaş yavaş yaşlanıyoruz galiba. “Olsun, her yaşın kendine göre bir güzelliği vardır” diye düşünerek kendimi teselli etmeye çalışıyordum. Araba kullanırken bir yandan dikkatimi yola vermiş, bardaktan boşalırcasına yağan yağmura karşı direnmeye çalışıyor, bir yandan da çocukluğumdan bu zamana kadar olan hayatımı gözümün önünde canlandırıyordum. Geçmişimi çok iyi hatırlıyordum, çok az şeyi unutmuştum. Fakat geleceğimi göremiyordum, iki gün sonra bile nerede olacağımı, kimlerle birlikte oturup kalkacağımı kestiremiyordum. Geçmişi çok iyi görebiliyordum ama geleceği hiç bilemiyordum. Çünkü yağmur çok şiddetli yağıyordu ve önümü göremiyordum. En fazla 24 saat sonrasına kadar bakabiliyordum, devamını göremiyordum. Bakış açım çok bozulmuştu.

Yağmur çok şiddetli yağıyordu.

Allâh’ın râhmeti dolu dolu yağıyordu üzerime.

 

BİTTİ

ibrahim.sediyani@hotmail.de 

 

FOTOĞRAFLAR

 

 

Unterneukirchen Yavuz Sultan Selim Camiî’nde balık havuzları (ALMANYA)

 

 

Münih Kitap Fuarı’nda dünya tatlısı bir teyze kitap bakıyor: “Evladım, sizde Ekin Yayınları arasında çıkan ‘Haksöz Yazıları’ adlı kitap var mı?” / “Yok teyzeciğim, taze bitti. Olsa, dükkân senin.” (ALMANYA)

 

 

Kitap Fuarı’nda dolaşırken canım hiç sıkılmadı. Çünkü her ne kadar ismi “kitap fuarı” idiyse de, burada sadece kitap sergilenmiyordu. Fuarda benim ilgi alanıma hitab eden şeyler de vardı: İşte, çeşit çeşit tatlılar, yaş pastalar, kurabiyeler, zengin hamur çeşitleri… (ALMANYA)

 

 

Bavyera’nın başkenti Münih, eyaletin en büyük, Almanya’nın 3. büyük ve AB’nin 12. büyük kentidir. Şehrin sembolü, (resimdeki en büyük yapı olan) çift kuleli ve yeşil kubbeli Kadınlar Kilisesi’dir. (ALMANYA)

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim