1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Bir Günde 4 Ülke ve Alpler’in Eteklerinde 4 Gün –3
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Günde 4 Ülke ve Alpler’in Eteklerinde 4 Gün –3

A+A-

13 MART: ALMANYA – AVUSTURYA

Kempten’de Ya Mustafa’nın evinde yaptığımız kahvaltıdan sonra kendisini tekrar camiîye bıraktım. Misafirperverliği için kendisine teşekkür edip yolculuğuma devam etim. A 7 otoyolu üzerinde kuzey istikametine sürerek, Kempten’e 34 km uzaklıkta bulunan Memmingen kentine doğru yol aldım. Dopdolu geçen bir 24 saatin ardından, yeni bir güne daha diri başlamam gerekiyordu. Bunun için hareketli bir müziğe ihtiyacım vardı. Kardeşlik Çağrısı’nın “Nereye Bu Gidiş?” adlı CD’sindeki 4. eser olan “Son Nebi” adlı ezgiyi dinlemeliydim. Müziğin sesini sonuna kadar açarak, yeni güne sevgili Yaşar Burak’ın doyumsuz sesiyle başladım:

     “Biz ooomuzlaaarıına güüüüneş yükleeemiş kahraaaamanlaaaar,
     Her geeeeceniiiiin karaaaanlııığında fıııırtııııııına, kaaaaasırga,
     Ben yalçın dağlaaaaaara kööööök salmış büüüüüyük bir ormaaaaan,
     Düşman yüüüreğiiiiine korkuuu, savaştaaaayız, kavgaaaada,
     Ben yalçın dağlaaaaaara kööööök salmış büüüüüyük bir ormaaaaan,
     Düşman yüüüreğiiiiine korkuuu, savaştaaaayız, kavgaaaada,
     Biziiiiim alnıııımızdaaaaa dooooooğar ayııııın ondördüüü dooolunay,
     Güneeeş sıııığınsın gölgeeemize miiiinaaaare dönsün ay,
     Göğsüüüüümüz kiiii kükreeeeemiiiiiş yaaanar dağlaaaar giiibiiidiiiir,
     Kalbimiiiiiz kiiiii son neeeeeeebiiiiii Mûhammed’iiiiiin eviiiidir,
     Göğsüüüüümüz kiiii kükreeeeemiiiiiş yaaanar dağlaaaar giiibiiidiiiir,
     Kalbimiiiiiz kiiiii son neeeeeeebiiiiii Mûhammed’iiiiiin eviiiidir.

     Biz ooomuzlaaarıına güüüüneş yükleeemiş kahraaaamanlaaaar,
     Her şaaaafak vaktindeee yansın, paaarıldasıııın namluuuular,
     Boynuuuuumuzdaaaaaa milyonlarcaaaaa yeeetimiiin ah û fiiiiganı,
     Bir ooooo kaaadar da anneeeeenin feryââââdıııııını, isyaaaaanı,
     Boynuuuuumuzdaaaaaa milyonlarcaaaaa yeeetimiiin ah û fiiiiganı,
     Bir ooooo kaaadar da anneeeeenin feryââââdıııııını, isyaaaaanı,
     Biziiiiim alnıııımızdaaaaa dooooooğar ayııııın ondördüüü dooolunay,
     Güneeeş sıııığınsın gölgeeemize miiiinaaaare dönsün ay,
     Göğsüüüüümüz kiiii kükreeeeemiiiiiş yaaanar dağlaaaar giiibiiidiiiir,
     Kalbimiiiiiz kiiiii son neeeeeeebiiiiii Mûhammed’iiiiiin eviiiidir,
     Göğsüüüüümüz kiiii kükreeeeemiiiiiş yaaanar dağlaaaar giiibiiidiiiir,
     Kalbimiiiiiz kiiiii son neeeeeeebiiiiii Mûhammed’iiiiiin eviiiidir.”

Bavyera eyaletinin, merkezi Augsburg olan Schwaben ilinin Memmingen ilçesine varınca, ilk işim Kesimhane Caddesi 40 adresinde bulunanve DİTİB’e bağlı olan  Memmingen Fatih Camiî’ne gitmek oldu. Biraz dinlenip bir bardak çay içmek için gittiğim camiîde din görevlisi Ömer Demir ve muhasebeci Hasan Zareli vardı. 33 yaşındaki din görevlisi Ömer Demir Bursa ilimizin İnegöl kazasından olup 2, 5 yıldır burada görev yapıyor, 1 Temmuz 2005’te göreve başlamış.

Memmingen Fatih Camiî’nin bulunduğu bina, Haziran 2007’de satın alınarak camiîye çevrildi. Daha önce şehir merkezinde başka bir binada kiracı olarak duruyorlardı. Toplam 6480 m²’lik bir alan üzerinde bulunan Fatih Camiî’nin kullanım alanı 300 m²’lik bir büyüklüğe sahiptir ve bina üç katlıdır. Camiî bünyesinde çay ocağı, cenaze yıkama yeri, morg, çocuklar için oyun odası, duş yerleri, market, mutfak, kadınlar ibadet yeri, büro ve 150 araç kapasiteli park yeri bulunuyor. Camiî, Baden – Württemberg sınırına 4 km mesafede bulunuyor.

Yukarı Schwaben bölgesinde bulunan ve Baden - Württemberg sınırına çok yakın olan Memmingen kenti, 41 bin 118 kişilik bir nüfûsa sahip ve 70, 17 km²’lik bir alanı kapsıyor. Deniz seviyesinin 601 m üzerinde bulunan ve trafik remzi “MM” olan Memmingen, merkezi Augsburg olan Schwaben ilinin bir ilçesi durumundadır. Kent, A 7 ile A 96 otobanlarının kesiştiği noktada yer alır. 8 ülkeden 10 yerleşim birimi ile “kardeş kent” bağlantısı bulunan Memmingen’in bu kardeşlerinden biri de Adana’nın Karataş ilçesidir.

Memmingen Fatih Camiî’nde iyi ağırlandım. Lokum sevdiğimi her nereden duymuşlarsa, bana lokum ikrâm ettiler. Hocamız bizim toplum olarak millî ve kültürel değerlerimizi kaybetmemizden yakınıyordu. Hocayı dinlerken gözüm hep lokumlardaydı. Ne alakası var, demeyin! Hoca’nın kendisi farkında değildi ama “kaybettiğimiz bu millî ve kültürel değerler” arasında lokum da vardı.

Haberiniz vardır belki, Yunanistan lokumun “patentini” aldı. Tarih boyunca “Türk lokumu” olarak adeta deyimleşmiş bu lezzetli ürün artık Türk değil, Yunan. Yunanlar, daha doğrusu Kıbrıslı Yunanlar, yani Güney Kıbrıs Yönetimi (GKY), lokumun patentini alarak bunu uluslararası alanda “Cyprus Delight” olarak kabul ettirdi. Lokumun adı da bundan böyle “lokumi”. Lokuma “Türk gıdası” demek artık kanunen yasak. Cezaî müeyyidesi var. Bundan sonra sofranızda lokum olduğu zaman, bunun “Türk lokumu” değil, “Elliniki lokumi” olduğunu kabul etmekten başka çareniz yok. Döneri “gyros” yapan, baklavayı sahiplenen Elen kardeşlerimiz, böylece lokumu da ellerine geçirmiş oldular. Türk kültürüne ait lokumu sahiplenip “Yunan kültürüne ait bir gıda” diye dünyaya pazarlayan Yunanistan, böylece, hırsızlıkta “doğu komşusundan” pek de geri kalmadığını isbatlamış oldu.

Yunan’ın bu tavrı Türk tarafını ayağa kaldırdı tabiî ki. Türkler, Yunanlar’ı “kültür hırsızlığı” yapmakla, “başka bir milletin kültürüne ait değerleri çalmakla” suçladı (Kurban olduğum Allâh, bu günleri de gördük ya!). Türk tarafının söylediğine göre, başka bir kavmin kültürünü alıp onu kendi kültürüymüş gibi lanse etmek hırsızlıkmış, çok ayıpmış, insanlıkla, komşulukla bağdaşmazmış. Doğru söze ne denir ki?

Herşey aslında ne kadar ironik, değil mi?

Kürt kültürüne ait bütün değerleri çalıp “Türk kültürü” olarak sahiplenen, mutfaktan folklora, müzikten Newruz’a herşeyini alan (son dönemlerde “yeşil – sarı – kırmızı” renklerin eski Türkler’de bayrak olarak kullanıldığını isbatlamak için hummalı çalışmalar var; yakında duyarsanız şaşırmayın) bir topluluk, komşuları kendi mutfağından yemek çalıyor diye ortalığı velveleye veriyor. Sahi, Yunan bu hırsızlığı kimden öğrendi, dersiniz?

Yunanlar lokumu “Helliniki lokumi” adıyla lanse ediyor. Ne kadar ayıp! Peki, lahmacunu Avrupa’ya “Türkische Pizza” (Türk Pizzası) adıyla tanıtan kim? Türk kardeşlerimiz, lahmacunu bırakın yapmasını, yemesini bile doğru dürüst beceremezken ona “Türkische Pizza” derlerse, işte Yunanlar da kalkıp lokuma “Greek lokumi” derler. (Eh, bu işler böyle! Hem, ne demiş ünlü Türk düşünürü Müslüm Gürses: “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.”)

Biraz dinlendikten sonra yoluma devam ettim. A 96 otoyolu üzerinde doğuya doğru gitmeye karar verdim. Yediğim lokumların etkisinden olsa gerek, bu kez Kürtçe seyahat etmek istediğim için, CD’deki 5. eser olan “Mehkum” adlı ezgiyi açtım:

     “İrooo disaaa xemgîîînım ez, gırtiiime ez vi diyariii,
     İrooo disaaa xemgîîînım ez, mehkuuumım ez vi diyariii,
     Tov deeernayêêê, hiv deeernayêêê, sıtêêêk nayêêê, vi dayariii, wey,
     Tov deeernayêêê, hiv deeernayêêê, sıtêêêk nayêêê, vi dayariii, wey,
     Ro dııırêje, şev dııırje, xew qııırêje vi diyaaari,
     Ro dııırêje, şev dııırje, xew qııırêje vi diyaaari,
     Deryêêê hesın, tılêêê şujın, leşker rêze vi diyaaari, wey,
     Deryêêê hesın, tılêêê şujın, leşker rêze vi diyaaari, wey.

     Ew ziiindan baaajarê kevne, hepsa gıııran nav û dengeee,
     Ew ziiindan baaajarê kevne, hepsa gıııran nav û dengeee,
     Sıbeee êvaaar, dor meee duvar, hewşaaa hefsêêê kııın û dengeee, wey,
     Sıbeee êvaaar, dor meee duvar, hewşaaa hefsêêê kııın û dengeee, wey,
     Duuure welaaat, mal ûûû malbaaat, nayêêê dengêêê zaroookên meee,
     Duuure welaaat, mal ûûû malbaaat, nayêêê dengêêê zaroookên meee,
     Yar ûûû eviiin, dıl ûûû bııırîn, çavêêên hêêêsır, dayiiikê meee, wey,
     Yar ûûû eviiin, dıl ûûû bııırîn, çavêêên hêêêsır, dayiiikê meee, wey,

Bavyera eyaletinin, merkezi Augsburg olan Schwaben iline bağlı Aşağı Allgäu (Unterallgäu) ilçe merkezi olan Mindelheim kentinde de aynı isimde bir camiî vardı ve gelmişken ona da uğradım. Frundsberg Caddesi 39 adresinde bulunan Mindelheim Fatih Camiî’nde sadece din görevlisi Hamdi Türkmen vardı. Küçük, sade ve müstakil bir bina olan camiî, dışarıdan bakıldığında ev mi yoksa camiî mi olduğu belli olmuyordu. 38 yaşındaki din görevlisi Hamdi Türkmen Nevşehir ilimizden olup 2, 5 yıldır burada görev yapıyor. Memmingen Fatih Camiî din görevlisi Ömer Demir ile aynı gün, aynı gün göreve başlamışlar.

1992’de inşa edilen Mindelheim Fatih Camiî’nin mülkiyeti DİTİB’e ait. Daha önceki yerleri kiraydı. Mescidde aynı anda 85 kişi namaz kılabiliyor. 240 m²’lik bir alan üzerinde bulunan Fatih Camiî’nin arsası yoktur. Camiî bünyesinde çay ocağı, dershane ve lojman bulunuyor. Ancak DİTİB, Memmingen Tren İstasyonu karşısında yeni bir arsa satın aldı. 3250 m²’lik bu arsa üzerinde 5 yıl sonra yeni bir camiî inşaatı düşünülüyor.

Yukarı Schwaben bölgesinde bulunan, A 96 otoyolunun geçtiği ve Mindel Nehri üzerinde bulunan Mindelheim, 14 bin 118 kişilik bir nüfûsa sahip ve 56, 44 km²’lik bir alanı kapsıyor. Deniz seviyesinin 607 m üzerinde bulunan ve trafik remzi “MN” olan Mindelheim, merkezi Augsburg olan Schwaben ilinin Aşağı Allgäu (Unterallgäu) ilçe merkezi durumundadır.

Mindelheim’dan ayrıldıktan sonra yine A 96 otoyolu üzerinde doğuya doğru arabayı sürdüm. Bu ilçeye bağlı olan bir köy vardı, o köye gittim. Bu köye özellikle gitmemin bir sebebi vardı. Ancak bu, köyün herhangi bir farklı karakterinin olmasından kaynaklanmıyordu. Beni bu köye çeken yegane etken, ismiydi. Köyün adı “Türkheim” idi ve bu isim Almanca’da “Türk yuvası” anlamına geliyordu.

Türkheim köyünde, Ettring Caddesi 5 adresinde bulunan Mehmet Akif Ersoy Camiî’ne uğradım ancak içeride kimseyi bulamadım. 700 m²’lik bir alan üzerinde bulunan ve DİTİB’e bağlı olan Türkheim Mehmet Akif Ersoy Camiî, 1997 yılında inşa edildi. Minareli ve beyaz renkte olan camiînin insanı büyüleyen bir mimarisi vardır. Resmini çektim.

Yukarı Schwaben bölgesinde bulunan, A 96 otoyolunun geçtiği ve adı Almanca’da “Türk yuvası” anlamına gelen Türkheim, 6 bin 645 kişilik bir nüfûsa sahip ve 23, 52 km²’lik bir alanı kapsıyor. Deniz seviyesinin 598 m üzerinde bulunan ve trafik remzi “MN” olan Türkheim, merkezi Augsburg olan Schwaben ilinin merkezi Mindelheim olan Aşağı Allgäu (Unterallgäu) ilçesine bağlı bir köy durumundadır. Yerleşim birimi, 6 Haziran 1992 tarihinden beri Macaristan’ın Vaskút şehriyle “kardeş kent” statüsündedir.

Bu köyün “Türkheim” olan isminde geçen “Türk” sözcüğü, bir isim benzerliği falan değil. Burada kastedilen şey, bildiğimiz Türkler. Almanya’nın özellikle güney bölgesinde bazı yerleşim yerlerinin ismi “Türk” ismi taşıyor: Türkheim, Türkenfeld, Türkenkriege gibi. Kasabalardaki bu Türk isimleri 1960 sonrası giden Türkler nedeniyle kalma değil, daha çok 16. yüzyıldan sonra bu bölgelere giden Türk akıncılardan kalmadır.

Türkheim’dan ayrıldıktan sonra yönümü doğudan çevirip tekrar güneye doğru yol aldım. Yarım saatlik bir yolculuk sonunda aynı ilin bir başka ilçesine, Kaufbeuren kentine vardım. Namaz vakti olduğundan, Danzing Caddesi 9 adresinde bulunan Ulu Camiî’ye uğradım. Diyarbakır ve Bursa’dan sonra bir “Ulu Camiî” ile daha burada karşılaştım. Camiî başkanı Osman Öztürk ve din görevlisi Hüseyin Erdin ile birlikte vatandaşların da orada bulunması güzel oldu benim için. Hep birlikte namaz kıldık. Namazdan sonra hemen ayrılmadım, oturup cemaatle tanıştım, ikram ettikleri çayları içtim ve sohbet ettim.

Kaufbeuren Ulu Camiî Başkanı Osman Öztürk, 42 yaşında ve Trabzon vilayetimizin Akçaabat ilçesinden. 39 yaşındaki din görevlisi Hüseyin Erdin ise aynı ilimizin Şalpazarı ilçesinden olup 3 yıldır burada görev yapıyor. Hüseyin Hoca, Şalpazarı İmam Hatip Lisesi mezunu.

Camiînin bulunduğu bina 1953’te inşa edildi. 1993 yılında DİTİB tarafından satın alınarak camiî yapıldı. Kaufbeuren’deki cemiyet 1980’de kuruldu ve “koordinatör dernek” konumunda; kendisine bağlı olan 10 dernek var. 900 m²’lik bir alan üzerinde bulunan Ulu Camiî’nin kullanım alanı 250 m². Camiî bünyesinde çay ocağı, gençlik salonu, bayanlar için salon, kütüphane ve 7 araç kapasiteli park yeri bulunuyor. Ramazan aylarında avluya çadır kuruluyor, Türkiye’den özel aşçı getirtiliyor.

Allgäu bölgesinde bulunan ve Werra Nehri üzerinde kurulu Kaufbeuren, 43 bin 750 kişilik bir nüfûsa sahip ve 40, 02 km²’lik bir alanı kapsıyor. Deniz seviyesinin 860 m üzerinde bulunan ve trafik remzi “KF” olan Kaufbeuren, merkezi Augsburg olan Schwaben ilinin bir ilçesi durumundadır.

Kaufbeuren’dan ayrıldıktan sonra yine güneye, Avusturya’ya doğru yöneldim. Yolda, Grup Yürüyüş’ün “Nereye Bu Gidiş?” adlı CD’sindeki 7. eser olan “Allâh Diye” adlı güzel ezgiyi dinledim:

     “Çık sen şu dağlar başına, umudu gözle,
     Hüzünleri ver hayâle, yarını gözle,
     İnan bir muştu gelecek bir ALLÂH diyeeeeeee,
     Ellerine gül düşecek MÛHÂMMED diye.

     Yüreğine aşkı doldur, sevgiyi besle,
     Yüreğine aşkı doldur, sevgiyi besle,
     İnan ki umut gelecek, güneş nûr ile,
     İnan ki umut gelecek, güneş nûr ile,
     Orda bir umut gelecek ALLÂH diyeeeeeee,
     Dûâya aç ellerini ALLÂH diye,
     Orda bir umut gelecek ALLÂH diyeeeeeee,
     Dûâya aç ellerini ALLÂH diye.

     Ay doğacak gözlerine, yenileceksin,
     Kelepçeli ellere bak, yürüyeceksin,
     Zindanla bile gelecek ALLÂH diyeeeeeee,
     Başörtünle döneceksin ALLÂH diye.

     Yüreğine aşkı doldur, sevgiyi besle,
     Yüreğine aşkı doldur, sevgiyi besle,
     İnan ki umut gelecek, güneş nûr ile,
     İnan ki umut gelecek, güneş nûr ile,
     Orda bir umut gelecek ALLÂH diyeeeeeee,
     Dûâya aç ellerini ALLÂH diye,
     Orda bir umut gelecek ALLÂH diyeeeeeee,
     Dûâya aç ellerini ALLÂH diye.

     Bırak aksın gözyaşların sellere dönsün,
     Uzat göğe başörtünü melekler tutsun,
     Vicdanla bile gelecek ALLÂH diyeeeeeee,
     Gül kondursun saçlarına MÛHÂMMED diye.

     Yüreğine aşkı doldur, sevgiyi besle,
     Yüreğine aşkı doldur, sevgiyi besle,
     İnan ki umut gelecek, güneş nûr ile,
     İnan ki umut gelecek, güneş nûr ile,
     Orda bir umut gelecek ALLÂH diyeeeeeee,
     Dûâya aç ellerini ALLÂH diye,
     Orda bir umut gelecek ALLÂH diyeeeeeee,
     Dûâya aç ellerini ALLÂH diye.”

Uzun bir yolculuk sonunda, Avusturya sınırına yakın bir yerde karşıma kocaman bir göl çıktı. Merkezi Augsburg olan Schwaben ilinin, merkezi Marktoberdorf olan Doğu Allgäu (Ostallgäu) ilçesine bağlı Rieden am Forggensee köyünün Osterreinen mezrâsında Forggen Gölü’nü görünce durdum. Bu gölü enine boyuna incelemeliydim.

Deniz seviyesinin 814 m üzerinde kurulu bir köy olan Rieden am Forggensee, 13, 17 km²’lik bir alanı kapsıyor. 1231 kişilik köyde km² başına 93 insan düşüyor.1803 tarihinden beri bir Bavyera köyüdür. Ona bağlı bir mezra olan Osterreinen, Avusturya sınırına yalnızca 5 km mesafededir.

İşte burada bulunan Forggen Gölü, hacim olarak çok büyük fakat diğer göllere pek benzemiyor. Zira gölün kendisi var, ama suyu yok. Gölde su yok, kurumuş. Kurumuş bir göl bu. Tıpkı Türkiye’deki Meke Gölü gibi.

Bavyera’nın en büyük 5. gölü olan Forggen Gölü, üzerinde baraj kurulmuş bir göl. Göl sularının kurumasında bu barajın da büyük etkisi var.

Deniz seviyesinin 780, 5 m üzerinde bulunan göl, 15, 2 km²’lik bir alanı kapsıyor. Göl üzerindeki baraj, 1950 – 54 yıllarında inşâ edildi.

Kupkuru olan Forggen Gölü üzerinde yürüdüm. Tâ gölün ortasına kadar gittim. Bir yandan da resim çekiyordum. Gölün üzerindeyken, Türkiye’deki Meke Gölü’nü düşünüyordum.

Konya’nın Karapınar ilçesinde, sönmüş bir volkan kraterinin suyla dolmasıyla oluşan ve ortasında adacıklar bulunan Meke Gölü, görünüş itibariyle bir nazar boncuğunu andırıyor. Konya havzasındaki yeraltı sularının bilinçsiz tüketimi ve ülkemizin çölleşmeye doğru gitmesi yüzünden, doğa harikası bu göl, ne yazık ki gittikçe kurumaktadır. Şu anda bile yaz aylarında tamamen kuruyor. Erozyon ve çölleşmenin etkilerinin görüldüğü bölgede kuraklık nedeniyle yer altından yeterince beslenemeyen gölün geleceği sadece yağışlara bağlı. 5 milyon yıllık bir güzellik olan Meke Gölü, bugün çölleşmeye karşı direniyor. Biz ise onun bu direnmesini sadece seyrediyoruz, bu güzelliğin yok olmaması için hiçbir şey yapmıyoruz.

Türkiye’nin en başta gelen iki güzelliği, Meke Gölü ve Hasankeyf’tir. Ne hazindir ki, ikisi de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. İkisi de yok oluyor. Biri “birşeyler yapmadığımız için”, diğeri ise “birşeyler yaptığımız için”.

“Yapması gerekirken yapmadıklarından” ve “yapmaması gerekirken yaptıklarından” ötürü pişman olanlarla / olacaklarla aynı akıbeti paylaşmak istemediğimden, kuruyan Forggen Gölü’nü kaderiyle başbaşa bırakarak yoluma devam ettim.

Varmak istediğim yerleşim birimi olan Füssen am Lech kenti Avusturya sınırının sıfır noktasında olduğundan, o kente girmeden önce, bir gün aradan sonra tekrar Avusturya topraklarına ayak basmak istiyordum. Aracımı direk olarak Avusturya’ya doğru sürdüm.

Almanya – Avusturya sınırına vardığımda çok ilginç bir olayla karşılaştım. Avusturya’ya 1 km kala, yol kenarına dikilmiş “Republik Österreich – 1 km” (Avusturya Cumhuriyeti – 1 km) tabelasından sadece 500 m sonra, yani henüz Almanya topraklarındayken Füssen Tüneli başlıyordu. İlginç olan nokta şuydu ki, tünelin uzunluğu 1300 m (1, 3 km) idi. Avusturya’ya 500 m kala içine gireceğiniz tünelin uzunluğunun 1300 m olması, ne demekti, biliyor musunuz? Bu, tünelin diğer ucundan çıktığınızda Avusturya topraklarında olacağınız anlamına geliyordu. Yani Almanya – Avusturya sınır çizgisi, tünelin içinde çizilmişti.

Bu heyecan içinde girdim tünelin içine. Tünelin içindeyken, gerçekten de “Avusturya” tabelası gördüm. Müthiş, enteresan bir olaya tanıklık etmiştim. Ancak tünelin içinde durup bu tabelayı görüntüleme şansınız yoktu.

Almanya’dayken girdiğim tünelin diğer ucundan çıkınca kendimi Avusturya’da buldum. Tam olarak 1283 m uzunluğunda olan Füssen Tüneli’ydi bu. Tünelin bir ucu Almanya, diğer ucu Avusturya. Bir ucu Almanya’nın Bavyera eyaleti, diğer ucu Avusturya’nın Tirol eyaleti. Almanya tarafı Füssen kenti, Avusturya tarafı Reutte şehrine bağlı 1595 nüfûslu Vils köyü.

1283 m uzunluğundaki Füssen Tüneli, 1995 – 99 yılları arasında inşâ edildi.

Avusturya’nın Tirol eyaletinin Reutte kentine bağlı Vils köyünde sadece birkaç dakika kaldıktan sonra geri döndüm ve yine aynı tünelin diğer ucundan girip öbür ucundan çıktım. Bu kez Avusturya’dan girip Almanya’dan çıktım.

Avusturya’dayken aklıma bir Karadeniz fıkrası gelmişti. “Paylaşmak istedim”:

Bir grup insan, usta bir avcı olan Temel’in yanına giderek, “Ula Temel, biz ava citmek isteyruz. Lakin bize rehberlik edecek senun cibi bir usta avci lazum. Cel önumize cir, biz de seni takip edelim” derler. Temel de bu teklifi kabul eder. Hep beraber ava çıkarlar. Tüfekleri omuzlarında, en önde Temel, arkada da onu takip eden diğerleri. Biraz sonra toprağın üzerinde bir tümsekteki küçük bir delikle karşılaşınca, Temel “yatuuun, fare!” diye bağırır. Hep beraber pusuya yatarlar, namlularını deliğe çevirip sessizce beklerler. Biraz sonra delikten gerçekten de bir fare çıkar ve onu vururlar. Temel gururla omzunu silkerek “devam edeyruz” der. Herkes ona hayran kalır tabiî, kendi aralarında “vay bee! Temel gerçekten buyik ustaymiş. Hanci delukten hanci hayvanun çikacağuni bile biliyor daa” diye konuşurlar. Biraz yürüdükten sonra karşılarına ilkinden daha büyük bir delik çıkar. Temel, “yatuuun, tavşan!” diye bağırınca herkes pusuya yatar. Biraz sonra delikten gerçekten de bir tavşan çıkar ve onu da vururlar. Bu arada Temel’e duyulan hayranlık daha bir artmaktadır. Az sonra daha büyük bir delik çıkar karşılarına. Temel “yatuuun, tilki!” diye bağırır. Çok geçmeden tilki dışarı çıkar ve onu da vururlar. Biraz sonra daha büyük bir delik. Temel, “yatuuun, ayı!” diye bağırır ve herkes dediğini yapar. Az sonra dışarı çıkan ayının da kurtulma şansı olmaz, onu da vururlar. Biraz daha yol aldıktan sonra bu kez kocaman bir delikle karşılaşırlar. Temel “yatuuun” diye bağırınca herkes yatar ve namluları deliğe çevirerek pusuda bekler. Birkaç saniye bekledikten sonra arkadakiler ürkek bir ses tonuyla, en önde uzanmış olan Temel’e seslenirler: “Ula Temel, yatun dedun ama hanci hayvanun çikacağuni söylemedun”. Temel ise heyecanlı bir şekilde, “bu kadar büyuk bir deluk ben ilk defa cörüyorum. Ne çikacağuni pilmeyrum” diye yanıt verir. Ertesi gün Trabzon’daki yerel gazetelerde şöyle bir haber vardır: “Avlanmak amacıyla dağa çıkan bir grup avcı, tren altında kalarak fecî şekilde can verdiler.”

Bavyera eyaletinin, merkezi Augsburg olan Schwaben ilinin, merkezi Marktoberdorf olan Doğu Allgäu (Ostallgäu) ilçesine bağlı Füssen am Lech köyüne gittim. Zaling Caddesi 6 adresinde bulunan ve DİTİB’e bağlı olan Füssen Camiî’ne uğradım. Camiîde onursal başkan Ömer Zehir ve din görevlisi Abdulkadir Bir tarafından ağırlandım.

Füssen Camiî’nin eski başkanı ve şimdiki onursal başkanı olan 62 yaşındaki Ömer Zehir, Rize vilayetimizin İkizdere ilçesindendi. 49 yaşındaki din görevlisi Abdulkadir Bir ise Batman ilimizden olup 1, 5 yıldır bu camiîde görev yapıyordu. 2 yıl için yurtdışı vazifesine gönderilen Abdulkadir Hoca, Temmuz ayında Batman’a geri dönecekti.

Batmanlı Abdulkadir Hoca ile Kürtçe konuşuyorduk, öğrenmek istediklerimi O’na hep Kürtçe soruyordum, O da bana aynı lisanla cevap veriyordu. Tek kelimesini anlamadığı halde bu durum Rize – İkizdereli 62 yaşındaki onursal başkan Ömer amcanın hoşuna gitmişti ve bize bakıp gülümsüyordu.

160 kayıtlı üyesi bulunan Füssen Camiî’nin bulunduğu bina, 1996 yılında satın alınarak camiîye çevrildi. Çok ilginçtir, bu bina camiî olmadan önce Yehova Şahidleri’nin merkeziymiş. Toplam 750 m²’lik bir alan üzerinde bulunan binanın kullanım alanı 140 m². Camiî bünyesinde hocanın evi, lojman, gençlik salonu, bayanlara ait salon, kütüphane,çay ocağı ve 9 araç kapasiteli park yeri bulunuyor.

İkisi de biribirinden şeker olan başkanımız ve hocamızın benim için özel olarak demlediği çaydan birkaç bardak içtikten ve onlarla sohbet ettikten sonra kendileriyle vedalaştım. Çay olunca, sohbetin tadı da bir başka oluyor tabiî ki. Her ziyaret ettiğim cemiyette, sağolsunlar, bana muhakkak çay ikrâm ediyorlar. (KAYNAK GÖSTERİYORUM: Bakınız, gezinin ilk iki bölümü)

Bavyera eyaletinin Schwaben iline bağlı Doğu Allgäu ilçesinin bir köyü statüsündeki şirin bir yerleşim birimi olan Füssen am Lech, adından da anlaşılacağı üzere Lech Nehri üzerinde kurulmuş olup deniz seviyesinin 808 m üzerinde bulunur ve 43, 52 km²’lik bir alanı kapsar. 14 bin 441 nüfûslu köyde km²’ye 332 kişi düşer. Sınır kenti olan Füssen’in güneyinde Avusturya, batısında Beyazlar Gölü (Weißensee), kuzeyinde Hopfen Gölü (Hopfensee) ve Forggen Gölü (Forggensee), doğusunda ise Bann Orman Gölü (Bannwaldsee) bulunur. Köy, Romalılar döneminde “Foetibus” adıyla kuruldu ve “ayaklar” demektir. Köyün adı tarih içinde sürekli değişti; 1147’de “Fozen”, 1188’de “Fozin”, 1206’da “Fuozzen” ve 1366’da “Füzzen” adlarını aldıktan sonra 1424 tarihinde sahip olduğu “Füssen” ismini bu zamana dek korudu.

Füssen’den ayrıldıktan sonra, bu köyün çok yakınında bulunan Schwangau adlı köye gittim. Bu köye gelişimin sebebi, “Almanya’nın sembolü” olan Neuschwanstein Şatosu’nu görmekti.

Deniz seviyesinin 796 m üzerinde kurulu olan Schwangau köyü 76, 06 km²’lik bir alanı kapsıyor. 3 bin 726 nüfûslu köyde km²’ye 49 kişi düşüyor. Füssen’le arasında sadece 4 km mesafe vardır.

Dediğim gibi, kuruyan Forggen Gölü’nün doğu tarafında (bu kez gölün öbür tarafındayım) bulunan bu köye özellikle gelmemin sebebi, bugüne dek hiç görmediğim ama çok merak ettiğim Neuschwanstein Şatosu’nu görmekti.

Bavyeralı II. Ludwig tarafından 19. yy’da yapılan ve yapımı 9 Haziran 1886’da tamamlanan Neuschwanstein Şatosu (Schloß Neuschwanstein), Almanya’nın dünya çapındaki en ünlü mimarî yapısıdır. “Almanya’nın simgesi” olan bu eser, Almanlar’ın gözünde “Almanya’nın Tac Mahal’ı”dır. Alp Dağları’nın eteklerinde bulunan bu görkemli yapı, gerçekten olağanüstü bir görünüşe sahiptir.

Şatonun karşısına geçmiş, resimlerini çekiyordum. Sonra, bir daha bu fırsatı bulamayabileceğimi düşünerek, şatoyla birlikte resim çektirmek istedim. Bu muhteşem yapıyla mutlaka aynı karede bulunmalıydım.

Gezmeyi ve bu gezilerde resim çekmeyi çok seviyorum. En büyük hobilerimden biri, çalışmadığım günlerde âîlemi alıp gezmeye götürmek, bu gezilerde, ünlü olan mimarî yapılar ve coğrafî güzellikler önünde eşimin ve çocuklarımın fotoğraflarını çekmektir. Çektiğim bu resimler üzerinde bilgisayarda çalışıyorum sonra, üzerine yazılar yazıyorum ve gerçek anlamda “nesilden nesile aktarılacak değerde” bir “âîle albümü” hazırlıyorum. Bu hobimden büyük keyif alıyorum. (Âriflerimiz ve yolumuzu aydınlatan büyük mütefekkirlerimiz, kaleme aldıkları değerli yorumlarında bu durumu “popüler kültürün etkisine girmek” olarak tanımlarlar)

Etrafıma baktım ama hiç kimseyi göremedim. Dağ başında yapayalnızdım. Belki birileri gelir diye, mecburen bekledim. Bir yandan da, “ya kimse gelmezse?” diye endişe ediyordum.

Beklediğim mucize birkaç dakika sonra gerçekleşti. Bir atlının bana doğru geldiğini gördüm. Biraz daha yaklaşınca, atın üzerindeki bu kişinin erkek değil, kadın olduğunu farkettim. Kocaman bir atın üzerindeki bu Alman bayanın başında kask, omuzlarında ise tüfek vardı. At üzerinde bir kadın, hem de silâhlı. Garibime gitti. İlk başta polis olabileceğini düşündüm, ama değildi.

Dağ başında, yapayalnız bir kadın. Hiç ürkmeden, çekinmeden bana doğru geliyordu. Ancak bu Alman kadın, Pippa Bacca gibi gelinlik giymediği ve kamyon yerine ata bindiği için benden yana korkmasını gerektirecek bir durum yoktu. Şayet kadın jokey kıyafeti yerine gelinlik giymiş olsaydı ve ata değil de kamyona binmiş olsaydı, oracıkta işi bitmişti. (KAYNAK GÖSTERİYORUM: Bakınız, Yıldız Ramazanoğlu’nun “Guiseppina Pasqualino Di Morineo” adlı kendi yazısı ve bu yazıya yazdığım benim kendi yorumum)

Çünkü mektebî itikadımıza göre kamyona binmek, açıkça “tahrik” demekti ve bu durumda mağdur olduğunu iddia eden hanımefendiler bu muameleyi hak etmişlerdi. Kocasından izin almadan Filistin’e destek olmak gibi – Allâh korusun – insanı dinden çıkaran büyük günâhı hadi görmezden geldik, peki ya yolda yaptıklarını nasıl affetmeli? Elbette bunun gereği yapılmalıydı. Böyle davranan kadınlara dersini vermenin günâh olmadığı, bunu yapmanın bizim cennetteki 70 huri hakkımızı elimizden almayacağı noktasında bütün fıkıh otoritelerimiz hemfikirdirler. (YİNE KAYNAK GÖSTERİYORUM: Bakınız, adı geçen yazıya yazılan diğer yorumlar)

Atlı yanıma varınca durdu ve selâm verdi. Aldım selâmını. At üzerinde bir kadın, üstelik omuzunda silâhıyla. Yani anlayacağınız, “at, avrat, silâh”, ÜÇÜ DE BİRARADA.

Bacımız bana kim olduğumu ve hangi ülkeden geldiğimi sordu. Ben ise sorduğu sorulara yanıt veremeyeceğimi, insanî ve kişisel olan konulara vurgu yapmanın mektebî öğretilerimize aykırı olduğunu, İslamî hareketin kazanımlarını bir çırpıda hebâ edebileceğini söyledim. (GENE KAYNAK GÖSTERİYORUM: Bakınız, gerçek isimleriyle bana yazmaya cesaret edemeyen, beni yakından tanımadıklarından dolayı “uyurken bile kalp gözümün açık olduğunu” bilmedikleri için kim olduklarını anlamadığımı sanan Türkiyeli ve Suriyeli kardeşlerimizin uydurma isimlerle Ropörtaj’a yazdıkları yorumlar)

Atlı bayandan, Neuschwanstein Şatosu’yla birlikte benim resmimi çekmesini rica ettim. Bunu memnuniyetle yapacağını söyleyince fotoğraf makinâsını kendisine verdim. Atın üzerinden hiç inmeden birkaç resmimi çekti.

Alp Dağları’nın eteklerinde resim çektirirken aklıma başka bir coğrafyanın dağları geldi. İnsanca bir yaşama, hürriyete, ülkeye hasret bir coğrafyanın dağları geldi aklıma ama bunun hangi coğrafya olduğunu açıklamayacağım. (Türkiye henüz buna hazır değil)

Resimler çekildikten sonra makinâyı geri aldım ve hanımefendiye teşekkür ettim. Sonra biraz sohbet ettik fakat neler konuştuğumuzu açıklamayacağım. (Haksöz henüz buna hazır değil)

Yolculuğuma kaldığım yerden devam ettim. Biraz yol aldıktan sonra Bann Orman Gölü (Bannwaldsee)’ne vardım. Durup gölünresmini çektim. Arabayı sürdüğüm yolda çok ilginç bir olayla karşılaştım:

Tarla ve çayırlıktaki kurbağalar yola çıkıp ezilmesinler diye, yol kenarına fileler örülmüş, kurbağaların yola gelişlerine set çekilmişti. Üstelik bir de yola, üzerinde kurbağa resmi bulunan trafik işaretleri dikilmişti. Kurbağaların yola çıkmalarına engel olunmakla yetinilmemiş, yani bu önlemle bile kalpler mutmain olmamış, ayrıca sürücülerin uyarılması ihtiyacı duyulmuştu.

Medeniyet gibisi var mı gerçekten? Türkiye’de insanların, yayaların bile can güvenlikleri kimsenin umurunda değilken – siz bir de Mısır’ı görün -, insanlar belediye çukurlarına düşüp ölürken, okul ile ev arasında taşıt yolu bulunan bir ilkokul öğrencisini sırtında çantasıyla okula göndermenin onu ölüme göndermek ile eşanlamlı iken, Türkiye’de insanlar zebra çizgilerinin ne anlama geldiğini bile bilmezken, Almanya’da kurbağaların trafikteki can güvenliklerini sağlayabilmek için tedbirler alınıyor.

Yakaladığım bu ilginç olayın fotoğraflarını çektikten sonra tekrar arabaya bindim. Yola vermeden önce yine elime atlası alıp biraz haritaya baktım. (Kendi yazdığım yazılardan sonra en çok baktığım şey, dünya atlasıdır)

Nereye gideceğimin kararını verdikten sonra arabayı çalıştırdım. Bu kez “Nereye Bu Gidiş?” adlı CD’deki en sevdiğim şarkıyı açtım, 9. sırada bulunan “Sürgündeyim” adlı ezgiyi çaldırdım.

Bu şarkıyı dinlediğimde hücrelerimde ve kaburgalarımda zelzele oluyor. Kendimden geçiyorum, sözleri beni esir alıyor. Anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum. Bir şarkı nasıl olur da bu kadar güzel yazılır? En önemlisi, sevgili Yaşar Burak kardeşim, sana sesleniyorum, bir ses nasıl olur da bu kadar güzel olur? Bu Allâh’ın ne büyük bir lütfudur sana Yaşar kardeş! Böyle bir CD hazırladığın ve içinde de “Sürgündeyim” gibi bir şarkı okuduğun için, Allâh senden yüzlerce kez razı olsun sevgili Yaşar Burak:

     “Ağıt bizim sevdâmızda örülen yanık ezgiii,
     Bizim koynumuzda büyür, büyür her dem yılanlaaar,
     Kederli sonbahar hüznü, başlar yaprak dökümüüü,
     Cellât geceler hep bizde, yaslı yürekte sevgiii,
     Cellât geceler hep bizde, yaslı yürekte sevgiii.

     Dağlarımııız şen şakrak, umut doluydu zozaaan,
     Bağrını açardı bize bir anne kucağınııı,
     Yanık bir kaval sesiyle aşk doluydu dılooo looo,
     Kuzuları çağır bêrivan, söyle bılbılooo looo,
     Yanık bir kaval sesiyle aşk doluydu dılooo looo,
     Kuzuları çağır bêrivan, söyle bılbılooo looo.

     Acılar hep bizi bulur, solmuş çiçekler bizdeee,
     Dağlarımız muradına ermemiş gelin gibiii,
     Nice darağaçlarında kalmış bedenlerimiiiz,
     Kelepçede iz bırakmış kınalı ellerimiiiz.

     Dağlarımııız şen şakrak, umut doluydu zozaaan,
     Bağrını açardı bize bir anne kucağınııı,
     Kederli sonbahar hüznü, biz ölüyüz dılooo looo,
     Her gecemiz cellât olur, söyle bılbılooo looo,
     Prangada iz bırakmış kınalı ellerimiiiiz,
     Yollara gözyaşı inmiş sevdâlı gözlerimiiiz,
     Bir çobanın kavalıyla ağlaşırız dılooo looo,
     Sürgündeyim köyümden ayrı, söyle bılbılooo looo.”

Bir hayli uzun bir yolculuktan sonra, merkezi, eyalet başkenti Münih (München) olan Yukarı Bavyera (Oberbayern) ilinin Weilheim in Oberbayern ilçesine vardım. Kente vardığımda karanlık olmuştu zaten. Hiç vakit kaybetmeden, Am Meisteranger 39 adresinde bulunan Weilheim Fatih Camiî’ne gittim. Lokale girince kimseyi bulamadım, yatsı vaktiydi ve cemaat içeride namaz kılıyordu. Gidip abdest aldım ve namazımı kıldım. Namazdan sonra beni sıcak bir şekilde karşılayan insanlarla tanıştım.

Weilheim Fatih Camiî’nin din görevlisi 59 yaşındaki Abdulaziz Ergün şeker gibi bir amcaydı. Ardahan vilayetimizin Posof ilçesinden olan Abdulaziz Hoca, Tatar’dı. Tam 4 yıldır burada görev yapıyordu.

135 kayıtlı üyesi bulunan Fatih Camiî 1997 tarihinde inşâ edildi. DİTİB’e bağlı olan cemiyet, 1985 – 97 arası başka bir adresteydi. Toplam alanı 630 m² olan camiînin kullanım alanı 500 m²’dir. Camiî bünyesinde kafeterya, lojman, Qûr’ân kursu, büro, misafirhane, kantin, kütüphane, market ve 3 araçlık park yeri bulunuyor.

Bavyera eyaletinin, merkezi, eyalet başkenti Münih (München) olan Yukarı Bavyera (Oberbayern) ilinin Weilheim in Oberbayern ilçesi, deniz seviyesinin 563 m üzerinde kurulmuş olup 55, 44 km²’lik bir alanı kapsar. Nüfûsu 21 bin 482 olan ilçede km²’ye 387 kişi düşer. Trafik remzi “WM”dir. Güneyinde Staffel Gölü (Staffelsee), kuzeyinde Ammer Gölü (Ammersee) ve doğusunda Starnberg Gölü (Starnberegersee) bulunur.

Bu gece Weilheim cemiyetinin misafiriydim, camiînin misafirhanesinde kalacaktım. Abdulaziz Hoca, rahat edebilmem için herşeyi bana göre ayarladı. Yönetim bürosunu bana tahsis etti, yazı yazabilmem için. Hatta büronun anahtarını da bana verdi. Sabaha kadar internete girebilir, yazı yazabilirdim. Bu çok iyi oldu. Aldığım notları bilgisayara geçirmem gerekiyordu.

Saat 23:00 sularında hocamız herşeyi bana teslim edip ayrıldı. Şimdi camiîde yapayalnızdım ve herşey benim isteğime, çalışma koşullarıma göre düzenlenmişti. Gece saat 23:00'ten sabah saat 05:00'a kadar MSN'de "chat'leştim." Geceden sabah namazına kadar.

Bir seyyâh Alpler’in eteklerini mesken tutmuştu ve Weilheim ilk defa bir yazarı ağırlıyordu.

Ve o yazar, bu gece, kalemini sadece birine adıyordu.

 

FOTOĞRAFLAR

 

Bavyera'da adı "Türk yuvası" anlamına gelen bir köy: Türkheim (ALMANYA)

 

Türkheim kent merkezi (ALMANYA)

 

Bavyera'nın en büyük 5. gölü olan Forggen Gölü, Türkiye'deki Meke Gölü ile aynı kaderi paylaşıyor. Göl tamamen kurumuş durumda. (ALMANYA)

 

 

Alp Dağları'nın gölgesindeki Forggen Gölü'nün tam ortasında (ALMANYA)

 

Avusturya’ya 1 km kala, yol kenarına dikilmiş "Avusturya Cumhuriyeti – 1 km" tabelasından sadece 500 m sonra, yani henüz Almanya topraklarındayken Füssen Tüneli başlıyor. Tünelin uzunluğu 1300 m (1, 3 km). Almanya – Avusturya sınır çizgisi, tünelin içinde çizilmiş. Tünelin bir ucu Almanya, diğer ucu Avusturya. (ALMANYA)

 

Tünelin diğer ucundan çıktığınızda Avusturya topraklarındasınız. Avusturya'nın Tirol eyaletine gözlerinizi açtığınızda karşınıza bu yazı çıkıyor. (AVUSTURYA)

 

Geri dönüşte yine aynı tünelin diğer ucundan girip öbür ucundan çıkıyorsunuz.. Bu kez Avusturya’dan girip Almanya’dan çıkıyorsunuz. (AVUSTURYA)

 

“Almanya’nın Tac Mahal’ı” olarak anılan muhteşem Neuschwanstein Şatosu, Alpler'in eteklerinde. (ALMANYA)

 

Neuschwanstein Şatosu, Almanya’nın dünya çapındaki en ünlü mimarî yapısıdır ve “Almanya’nın simgesi” durumundadır. (ALMANYA)

 

Bann Orman Gölü (ALMANYA)

 

Tarla ve çayırlıktaki kurbağalar yola çıkıp ezilmesinler diye, yol kenarına fileler örülmüş, kurbağaların yola gelişlerine set çekilmiş. (ALMANYA)

 

Medeniyet gibisi var mı gerçekten? Türkiye’de insanların, yayaların bile can güvenlikleri kimsenin umurunda değilken, Almanya’da kurbağaların trafikteki can güvenliklerini sağlayabilmek için tedbirler alınıyor. (ALMANYA)

 

Yola, üzerinde kurbağa resmi bulunan trafik işaretleri dikilmiş. Kurbağaların yola çıkmalarına engel olunmakla yetinilmemiş, yani bu önlemle bile kalpler mutmain olmamış, ayrıca sürücülerin uyarılması ihtiyacı duyulmuş. (ALMANYA)

 

Weilheim Fatih Camiî (ALMANYA)

 

Weilheim Fatih Camiî'nin misafirhanesi (ALMANYA)

YAZIYA YORUM KAT

4 Yorum