Bir gece ya da gündüz, ansızın...

10.03.2010 02:20

Ahmet Taşgetiren

Haiti'de deprem, Şili'de deprem, Elazığ'da deprem...

Acaba Şili'de gerçekleşen 8.8'lik deprem, dünyadaki farklı fay hatlarını harekete geçirdi mi? Yani Elazığ'daki depremin, Şili ile alakası var mı?

Belki. Muhtemel. Sonuç itibarıyla aynı yer küre üzerinde yaşıyoruz ve uzak-yakın yer hareketlerinin birbirini etkilememesi düşünülemez. Ne de olsa, bir depremin merkez üssü ile etki alanı on binlerce kilometrelik uzaklıkları kapsayabiliyor.

Şili depremi Elazığ'ı etkiledi veya etkilemedi onu geçelim ama biz biliyoruz ki, memleketimizin birçok yeri, deprem kuşağı üzerindedir.

Altımızdan fay hatları geçiyor ve onun ne zaman, hangi etkenle harekete geçeceğini tahmin çok kolay değil.

Bir gece ya da gündüz, ansızın gelebilecek bir şey deprem.

Ansızın geliyor, evet.

Bütün bilim dünyası, depremin gelişini en azından birkaç saniye önce öğrenebilmenin çabası içinde... Ne kadar erken uyarılabilirse, o kadar kurtuluş imkanı bulunabilir diye düşünülüyor. Ama henüz böceklerin, kuşların, köpeklerin hareketlerindeki farklılaşma dışında, çok erken bir uyarı işareti bulunabilmiş de değil. Yani biz gene, ansızın gelecek depreme karşı hazırlıklı olmak gibi bir sorumlulukla karşı karşıyayız.

Ya da sorumsuzluğu meslek edinip, ölen ölür kalan sağlar bizimdir yaklaşımı içinde bulunarak hayatımıza devam etmek durumundayız.

Ama biliyoruz ki, deprem geliyor ve hazırlıksız olan toplumlarda binlerce, on binlerce insanı alıp götürüyor.

Öyle ki, cesetleri toplayıp insanca gömmeye bile fırsat bulunamıyor.

En son Haiti depreminde gördük, hayatını kaybeden insanlar, bir kamyona doldurulan hurda kütleleri gibi savrulup atılmakta ve götürülüp bir çukura doldurulmakta idi.

Evet, dünya biliyor ki, depreme hazırlıklı olan ülkeler, tahribatı daha sınırlı ölçüde yaşıyor.

Depreme hazırlık deyince de, bunun içine insanların deprem eğitiminden binaların depreme dayanıklılığına ve deprem sonrasındaki hayat kurtarma faslına kadar, geniş bir tedbir ağı söz konusu...

Belki bunların başında da, insanların "deprem olabilir" hassasiyeti kazanması geliyor.

Bunun öteki ucunda "depreme karşı duyarsızlık" var.

Yani "deprem gelmez, gelse de bana dokunmaz" duyarsızlığı...

Evet, bunun adı tam bir duyarsızlıktır.

Çünkü deprem gelir, ansızın gelir ve geldiğinde kime dokunacağı bilinmez.

Çünkü depremin kimi, nerede, ne halde yakalayacağı bilinmez.

Evet, garip ama deprem, ölüm meleği ile benzerlik arz eden bir şeydir.

O da mutlaka gelir, insan onunla nerede, nasıl, hangi şartlarda karşılaşacağını bilmez.

Onun için din önderleri, ölüm meleği ile karşılaşmadan önce onunla iyi karşılaşma uyarısında bulunurlar. Mesela "Ölüm meleği seni, ebedi aleme giderken, Yaratıcı huzurunda utanç duyacağın biçimde yakalamasın" derler.

Bütün din önderleri, "İnsan ölüme hazırlıklı olmalı" uyarısını yaparlar.

Evet, ölüm kaçınılmaz ama her deprem her insanı mutlaka öldürür diye bir şey yok.

Onun için depremler karşısında insanlar, yaratılışta genlerine konulan "canı, malı koruma" duyarlılığı ile hareket ederler ve "Ayakların yerden kesildiği durumlarda nasıl sağ kalınabilir" sualine kafa yorarlar. Çare ararlar. Kendileri için, çocukları için çare ararlar ve kimi çareler de yok değildir.

Japonya, deprem ülkesi olarak çareler aramış, ölüm oranını düşüren kimi çareler de geliştirmiştir.

Onun için, Japonya'da 7 şiddetinde bir depremde 10 kişi ölmez, Haiti'de 10 bin kişi ölür. Elazığ'ın köylerinde de onlarca ölü olur.

Allah korusun, ya İstanbul'da bir deprem olursa ne olur? Evlerimiz neye döner? Sokaklarımız ne hale gelir? Ölenlerimize ulaşabilir, yaralılarımızı kurtarabilir miyiz? Gece yatarken, içimizden "ya bir deprem olursa" kaygısı geçer mi? Bir tedbir alır mıyız?

Yerli yabancı uzmanlar, dünyanın incisi İstanbul'un yapılaşmasına bakıp, korkunç tahminlerde bulunuyorlar.

On binlerden yüz binlere ulaşan ölü, yaralı tahminleri...

Ama biz, genelde korkmuyoruz.

Genelde yer bilimcilerinin, "30 yıl, 50 yıl içinde deprem olabilir" şeklindeki sözlerinin, en uzun takvimine sığınıp, uykuya dalıyoruz.

Oysa böyle durumlarda insanlara "Ey basiret sahipleri ibret alınız" çağrısı yapılır.

Başka çare yok, ibret alıp, tedbirli olmak zorundayız.

Tehlikenin içine gözü kara dalmanın hiçbir mantığı yok.

Fay hattı üzerine ev kuranın, evi, örümcek ağından daha çürük olacaktır, bunda da kuşku yok.

Depreme karşı yiğitlik de sökmüyor.

Ayağınızın altından kaymaya başladığında toprağı tutamıyorsunuz.

Mümkünse yakalanmamak gerekiyor.

Yakalanacaksak hazırlıklı olmamız gerekiyor.

Her şeye rağmen acılarla karşılaşmışsak, orada da sabra sarılmak ve Yaratan'a sığınmak gerekiyor.

Ben, Elazığ'daki depremde hayatlarını kaybedenlere Allah'tan rahmet, geride kalanlara başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum. Devlete, size, bize düşen ise yara sarmaktır. Dilerim yaralar acilen sarılır.

BUGÜN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim