1. YAZARLAR

  2. Tarık Ramazan

  3. Bir Filistin Devleti
Tarık Ramazan

Tarık Ramazan

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Filistin Devleti

A+A-

23 Eylül 2011 Perşembe günü sanki New York’ta önemli bir şey oluyordu. Dönemi zaten sona ermiş olan Filistin Otoritesi Başkanı Mahmut Abbas, BM Sekreteri General Ban-Ki Moon’a dünya topluluğuna tam üyelik için bir başvuru verdi. Sembolizm güçlüydü: Oslo Anlaşmalarının başlamasından 18 yıl sonra “hiç gelişim” olmadığı yönünde derin bir duygu hakimdi. Mahmut Abbas’ın hareketi umut verdi. Alkış yağmuru ve BM Genel Kurulu’nda çoğunluğun desteği etkileyiciydi: Filistin davasının dünyada pek çok dostu var, sadece Araplar ve Müslümanlar değil. Birkaç dakika için, tarihin, olayların ve rakamların haşin gerçekliklerini unutup, umut ve hayallerle sürüklendik.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu konuşmasını yaptığında, güzel simgenin yerini korkunç gerçeklik aldı. Aşırı sağ kanat İsrail lideri hikayenin bir başka versiyonunu kusursuz bir Amerikan İngilizcesi’yle (Mahmut Abbas Arapça konuşmuştu) sundu. Yeni Filistin Devleti’nin tanınması bir BM zirvesi yoluyla değil, İsrailliler ve Filistinliler arasında direk pazarlıklar aracılığıyla başarılabilirdi. İlerlemenin tek yolu buydu ve eğer süren tartışmalar son yirmi yıldır başarısız olduysa, bu Filistin’in İsrail’in meşru güvenlik gereksinimlerini anlamak konusundaki isteksizliği yüzündendi. Birbirini takip eden İsrail hükümetleri usanmadan karşılıklı tanınma ve barış için çalışırken, suçlu Filistinliler’di. Delegeler onun gerçekdışı sözlerini dikkatle dinlerken odada sessizlik hakimdi. Ne duygusal semboller, ne boş beklentiler, ne tiyatro: Hepimizin bildiği basit sözde etkili İsrail gerçeği, eninde sonunda ABD ve bundan dolayı da sözde uluslararası toplum tarafından desteklenecektir.

Filistinlilerin tanınma talebi önümüzdeki aylarda görüşülecek. Netanyahu’nun da ima ettiği gibi, bugüne kadar hiçbir şey elde edilmemiş, yeni bir tur bitmeyen barış görüşmeleri dışında birşey olmayacağını şimdiden biliyoruz. Dörtlünün üyeleri bir kez daha toplandı ve sözde barış sürecini sürdüreceklerini vaat ettiler. İşte burada, sembollerin ötesinde, bizden güzel ve ikiyüzlü konuşmalarla dolu bir on yıl daha beklememiz isteniyor.

Karadaki gerçekler başka bir hikaye anlatıyor. BM, Dörtlü ve barış süreci olsun olmasın, İsrail hükümeti tarafından resmen desteklenen Batı Şeria ve Doğu Kudüs yerleşimleri geçtiğimiz beş yıl içinde iki katına çıktı ve Gazze insanlık dışı bir abluka ile karşı karşıya. Gerçek şu ki, birbirini takip eden İsrail hükümetleri bir yandan İki Devletli Çözümden bahsederken, Filistin topraklarını resmen sömürgeleştirerek karada bunu imkansız hale getirdiler. Gerçek şu ki, BM tanısa da tanımasa da, İsrail ortaya çıkacak bir Filistin Devleti ile barış yapmak istemiyor: Çünkü böyle bir devletin varolmasını istemiyor. Semboller ve hayallerle mutlu olabiliriz; İsrail ve ABD gerçekler ve siyasetle meşgul.

***

Çevremizde bir Arap uyanışı gerçekleşiyor; yine de Filistin-İsrail çatışmasına bir çözüm bulunamazsa hiçbir şeyin değişmeyeceği net. Bu bizim zamanlarımızın merkezde olan, kritik meselesi. Tunus, Mısır, Libya, Suriye ve Kuzey Avrupa ve Ortadoğu’da haysiyet, adalet ve özgürlük çağrısında bulunan halklar bunu anlamalı. Bölgesel dinamik değişmedikçe ulusal seviyede istediklerini elde edemezler. Şahit olduğumuz ayaklanmalar hala son derece ulusçu; demokratik akımlar gerçek mücadele için yeterince kapsayıcı değiller. Filistinliler meşru olmayan bir işgal altında oldukça, kabul edilemez baskının acısını çektikçe bir “Arap Baharı” olamaz.

İsrail’i, ABD’yi ve Batıyı suçlayabiliriz. Fakat nihai sorumluluk, Arap liderliğinin tutarlılık ve cesaretten yoksun oluşunda yatıyor. New York’ta Mahmut Abbas’ın konuşmasını alkışlamak kolay. Fakat gerçekte Arap hükümetleri neredeler? Filistin davasını uzun zaman önce terk ettiler ve zaman zaman ona sahte bağlılıklarını gösteriyorlar. Diktatörlüklere ayrıldılar; kendilerini özgürleştirmeye kalkıştıklarında bile bölünmüş görünüyorlar. Filistin Otoritesi bölünmüş halde ve ortak payda bulamıyorlar. En azından şunu farkedebiliriz ki İsrail’in böl ve yönet stratejisi, Filistin’in oraya özgü zayıflıkları sebebiyle, yolsuzluk ve küçük güç mücadelelerinin batağına saplanıp kaldığı için başarılı oldu.

Araplar ve Filistinliler doğrudan yeni zorluklarla yüzleşmeli ve iç problemlerini çözmeye başlamalılar. Bir bütün olarak ODKA, tıpkı İsrail-Filistin çatışması gibi yeni bir zihniyet, vizyon ve özgürlük, haysiyet ve gurura yeni bir adanmışlık gerektiriyor. Sadece politik ayaklanmaları değil, bir zihinsel kurtuluşu, bir Arap entelektüel devrimini dört gözle bekliyoruz. Bu spotlardan, alkışlardan ve sembollerden uzakta gerçekleşebilir. Zihin ve kalpleri, kendi hatalarını eleştirel biçimde irdelemeleye davet etmek ve onların durumu objektif olarak değerlendirmeye hazır olmalarını beklemek, uzun ve emek isteyen bir süreç. Uyanmanın vakti geldi. Özgürlük, haysiyet ve adalet için haykıran yeni nesiller bunu en başından almalılar. Bugün Arapların en kötü düşmanları ne İsrail ne de Batı, bizzat Araplardır.

STAR

YAZIYA YORUM KAT