1. YAZARLAR

  2. Abdurrahman Dilipak

  3. Bir eski zaman hikayesi
Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir eski zaman hikayesi

A+A-

Hep Ergenekon’u konuşuyoruz da, geçmişte de böyle karanlık işler, cinayetler, intiharlar yaşandı.. Baykal’ın Ergenekon’un avukatlığına soyunmasıyla başlamadı CHP’nin bu derin ilişkileri.. Bu işin kökleri derin ve çok eskilere dayanıyor.. Topal Osman’la ilgili gerçekler bir gün ortaya çıkarsa, Yeşil amatör kalır..

Bu olaylar arasında Vali Tandoğan’ın intiharının özel bir yeri var.... Biraz CHP, biraz TSK, biraz hukuk dışı işler, yolsuzluk, cinayet vs..

Yeni Asya, işin bir ucunda da Saidi Nursi hazretleri olduğu için defalarca bu konuyu gündeme getirdi.. Vali Tandoğan Anadolu insanına bakışını ise, 3 Mayıs 1944 yılında tutuklanıp huzuruna çıkarılan Osman Yüksel Serdengeçti’ye karşı sarfettiği sözleriyle ortaya koydu. Serdengeçti tanınmış bir gazeteci, yazar, fikir adamı idi. Tandıoğan Serdengeçti’ye bakıp, “Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek” dedi. Saidi Nursi’ye zorla şapka giydirmeye kalkmış ve bedduasına muhatap olmuştu.. 1929’dan 1946’ya kadar, hem Vali, hem de Belediye Başkanı olarak CHP’nin tetikçiliğini yaptı.. Despot ve hukuk tanımaz kişiliği ile tanındı..

Baykal’ın çarşaf açılımı da, “Bu ülkede başörtüsü serbest bırakılacaksa, onu da biz serbest bırakırız” anlayışı ile benzeşiyor bir bakıma.. Gerçekten düne kadar başörtüsü gelip CHP engeline takılmıyor mu idi? Anayasa Mahkemesi ve AİHM, CHP’nin argümanları ile bu yasağa destek vermiyor mu idi?

Hadiseyi M. Latif Salihoğlu’nun kaleminden okuyalım: “Halk arasında kazanmış olduğu itibarla, muhtaç durumdaki Bosnalı Müslümanlar için yardım parası toplayan Ankara’nın tanınmış doktorlarından Neşet Naci Arzan, 16 Ekim 1945’te muayenehanesinde öldürülür. Cinayette kullanılan tabanca, Genelkurmay Başkanı Kâzım Orbay’a aittir. Katil de Kâzım Paşa’nın oğlu Haşmet Orbay’dır. Doktorun topladığı paraları istiyor. Red cevabıyla karşılaşınca da onu öldürüyor. Gece eve gidince, durumdan ailesini haberdar etmek durumunda kalıyor. Hadisenin bir şekilde patlak vereceğini ve halkın gözünde itibar kaybına uğrayacağını öğrenen katilin ailesi, gelişmelerin seyrini değiştirecek alelacele hazırlanmış bir planı devreye sokuyor. Haşmet’in annesi -ki, Enver Paşa’nın kız kardeşi ve Orbay Paşa’nın da eşidir kendisi- tek parti döneminin değişmez şefi İsmet Paşa’nın eşi Mevhibe Hanım’ı telefonla arayarak şunları söyler: “Sizin oğlunuz Ömer de katil. Taksim’de Olga isimli kadının kocasını öldürmüş diyorlar. Ama, ne yaptınız ettiniz, onu kurtardınız. O halde benim oğlumu da kurtarın. Aksi halde, bütün bildiklerimi açıklarım.” Bunun üzerine, Mevhibe Hanım da Vali Tandoğan’ı arayarak “Lütfen bu işi halledin” der. Tandoğan, işin içine bu şekilde girer. Vali Tandoğan, Haşmet’in Robert Kolej’den arkadaşı olan ve onunla aynı evi paylaşan Reşit Mercan’ı ayağına getirtir ve ona bu cinayeti mutlaka üstlenmesi gerektiğini söyler. Mercan da, çaresiz istenileni yapar ve ertesi gün karakola gidip teslim olur. “Cinayeti ben işledim” der. Mahkeme kurulur. “Katil benim” diyen Mercan’a 20 yıl, Haşmet Orbay’a da “Ona silâhı ben verdim” dediği için, sadece bir yıl ceza verilir. Ancak, basın hadisenin peşini bırakmadı. Bunun üzerine Yargıtay, mahkemenin ilk kararını bozdu ve dâvayı da Ankara’dan alarak Bolu Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Bolu’daki yargılamalarda, mahkemede katilin Haşmet Orbay olduğu ortaya çıktı. Aynı anda, cinayetin Vali Tandoğan tarafından kasten örtbas edildiği, hatta cebren başkasına yüklenildiği de ortaya çıktı. Cezalar, bu yeni duruma göre kesildi. Buna sinirlenip kahırlanan Tandoğan, 9 Temmuz 1946 gecesi kafasına kurşun sıkarak intihar etti. Birkaç gün sonra da Genelkurmay Başkanı Orbay görevinden istifa etti.”

Biraz Bosna, biraz Rusya.. Biraz Ankara.. Biraz asker, biraz sivil, biraz yolsuzluk, biraz siyaset, tekmili birden. Üstüne üstlük bir cinayet!

Tandoğan, 9 Temmuz 1946’da öldü. Ama adı hâlâ meydanlarda.. O adi bir tetikçi idi. Hukuk tanımayan biri.. Onun biyografisi CHP’nin halka bakışının somut örneklerinden biri idi.. Kanun tanımayan, astığı astık, kestiği kestik bu adam, hayatta kaldığı sürece derin oluşumların merkezinde yer aldı hep..

Ergenekon gerçeğinin, çeteleşmenin ilk örneklerinden sayılabilir.

Elbette tek değildi. Media, mafia, sermaye, siyaset, bürokrasi içinde uzantıları vardı..

CHP bu kötü örneklerin gölgesinde giderek küçülüyor.. Bu çizgiden uzaklaştıkça da geleneksel tabanında sızlanmalara sebeb oluyor..

CHP’nin ve Baykal’ın asıl sıkıntısı bu. Bu kişileri açıkça savunamamak ve reddedememek.. Geçmişleri sırtlarında bir kambur olarak bellerini büküyor..

CHP artık yol ayrımında.. Şimdi karar verme zamanıdır.. Bundan sonra yola bu şekilde devam edemez.. CHP için çanlar çalmaya başladı artık. Bu sancı göreceksiniz kısa sürede bütün yapıyı saracak.. Bu işlerin daha fazla bu şekilde devam etmesi mümkün değil.. Ne eski düzen devam edebilirler, ne de geri dönebilirler.. Ergenekon avukatlığından başörtüsü açılımına bu kadar radikal bir hızlı değişim beklemiyordum doğrusu. Ama oldu.
Deniz bitti! Gerçeklere gözlerini kapayanlar, dünyayı sadece kendilerine gece yaparlar. Bundan sonra ne olacağını hep birlikte göreceğiz..

Selam ve dua ile..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT