Bir de alttaki kutu çekilse

22.04.2009 03:58

Fehmi Koru

Şu işe bakın hele siz: Türkan Saylan'ın evine de uğranılmasından hareketle bütün 'Ergenekon süreci'ni lekeleme çabaları her düzeyde sürdürülürken, bir mahkeme daha “Danıştay baskını Ergenekon davası ile birleştirilsin” kararına vardı. Baskın ile dava kapsamında görülen başka eylemler arasında ortak noktalar bulunduğu yargıçların da dikkatinden kaçmıyor.

Bir adım sonrası, 'Danıştay baskını'nı gerçekleştiren eylemcinin Silivri'deki diğer sanıkların yanında yerini alması olacak...

'Danıştay saldırısı'nı gerçekleştiren kişinin mahkemede sergilediği akıl sağlığından kuşku duyulmayı davet eden tavırlar ile yakınlarının “Çocuğumuz başkaları tarafından yönlendiriliyor” savunmasına sığınma gayreti de iyice belirgin hale geldi. İlk günlerin 'kahramanca' çıkışları hayli geride kaldı.

Oysa her şey inceden inceye planlanmıştı: Danıştay bir 'avukat' tarafından basılabilirdi ancak; eylemci olarak ayarlanan kişi bir avukattı...

Eylem yapılacak yargıçların daha önce 'türban' ile ilgili olumsuz karar vermiş bir dairenin üyeleri olması tercih sebebiydi; eylemci eylemini öyle bir dairenin üyelerine karşı gerçekleştirdi... Yakalandığında saldırdığı dairenin üyelerinin fotoğraflarını da içeren bir haber kupürünün eylemcinin üzerinde çıkması başka her türlü yorumun önünü tıkayacak bir etkiye sahipti.

Uğursuz eylem sırasında neler söylemesi bile önceden planlanmış olmalıydı; Danıştay'ın bir yetkilisi medya karşısına çıkıp, etrafa ateş saçarken, eylemcinin, “Ben Allahın askeriyim; Şeriat düşmanlarına ölüm” diye bağırdığını ileri sürdü.

Arkasından ne tür yazılarla kamuoyu karşısına çıkılacağı da önceden planlanmış mıydı? Planlanmamış olsa bile, gazetelerde 'olağanüstü aşırı' yorumlara yer verildi. Yorumcular içinden, işi “Cumhuriyet'in 11 Eylülü'dür bu” noktasına vardıranlar bile çıktı. “Neden Cumhuriyet'in 11 Eylülü?” sorusuna verilen cevap ise şuydu: “Bugüne kadar bu ülkede kimse 'dinci' olduğu için öldürülmedi. Ama 'dinsiz' diye öldürülen veya kendine 'dinci' diyen insanlar tarafından katledilen çok insanımız var...”

Böyle takdim edilen olayın hemen ertesinde kitleler 'dinciler' aleyhine sokaklara döküldü. Eylemde hayatını kaybeden yargıcın cenaze töreni iktidar aleyhtarı büyük bir gösteriye dönüştürüldü; bakanlar, milletvekilleri yuhalandı. “Başbakan nerede?” sloganları atıldı.

“ABD'nin 11 Eylülü de böyle bir şaşırtmaca eylem miydi?” sorusunun doğru cevabını bilmiyoruz, ama bizde 'Danıştay baskını' diye bilinen eylemin 'göründüğü gibi' olduğu konusunda ciddi kuşkularımız var. Kuşku duyanların sayısı ilk başlarda çok sınırlıydı, ancak şimdilerde mahkemelerin peşpeşe aldığı kararların da gösterdiği üzere, kuşkular giderek yaygınlaşıyor.

'Danıştay baskını'nı yapanların daha önce Cumhuriyet gazetesi bahçesine üç ayrı kez bomba fırlatanlar olduğu da bu arada ortaya çıktı. Gazeteye fırlatılan bombaların 'Ergenekon' sürecini yargıya taşımayı getiren Ümraniye'deki cephane zulasında yakalanan bombalarla aynı kafileden olduğu da... Zulayı ileride yapılacak eylemler için evinde saklayan kişi irtibatlı olduğu diğer sanıklarla birlikte 'Ergenekon' davasında yargılanıyor.

“Cumhuriyet'in 11 Eylülü” gerçekten...

Acaba Cumhuriyet'in diğer 11 Eylülleri de 'Danıştay baskını' gibi miydi? Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu Cumhuriyet'te yazarlardı; herbiri hayatını siyasi suikastlarda kaybetti. Onlara karşı yapılan eylemler de bir 'false flag' (eylemden başkalarının suçlanmasını sağlamak üzere olay yerine bırakılmış yanlış kartvizit) operasyonu muydu?

Bu sorunun cevabını da yargıçlar verecek...

Esas vaveylâyı da o zaman işiteceksiniz... Bazılarının hasta bir kadının arkasına saklanarak örtmeye çalıştıkları nedir sizce?

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim