1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Bir çocuktan intihar bombacısı yaratan sol
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir çocuktan intihar bombacısı yaratan sol

A+A-

Taksim’deki saldırının faillerinin kim olduğu henüz netleşmedi.

Tetikçi kim olursa olsun bu işin karargâhının statüko olduğu ve taşeronların, bu resmî-sivil, legal-illegal “generallerin” icazetiyle hareket ettikleri artık sır değil.

Elbette bu işlerin, devlet tarafından illegal örgütlere alenen ihale edilmesi gibi karikatürize bir durumla karşı karşıya değiliz.

Kimi zaman Hantepe’de olduğu gibi açık edilen bir güvenlik zafiyeti ya da Reşadiye saldırısında şahit olduğumuz üzere altın değerindeki bir istihbaratın ortalığa saçılıvermesi, bazen de Gazi Mahallesi olayları ve ardından gelen saldırılarda gördüğümüz gibi tepkiyi tetikleyecek bir “etki” bu fiili işbirliğinin kodlarını oluşturuyor.

Bu yüzden söz konusu taşeronların adından ziyade, sol örgütlerin, statükonun generallerinin fiilen sevk ve idaresine bu denli kolay girmesine neden olan teorik-pratik yapılanmalarının ifşa edilmesi daha hayati önem taşıyor.

Öyle ya, nasıl oluyor da gencecik solcular, hukuki tabirle “canavarca hislerle” adam öldürecek birer ölüm makinesine dönüştürülebiliyor.

Taksim’de gerçekleştirilen intihar saldırısını duyar duymaz bu lanet soruyu düşünmeye başladım ve aklım dokuz yıl öncesine gitti.

11 Eylül’de İkiz Kuleler’e yapılan saldırının görüntüleri henüz televizyonlara düşmüştü ki, heyecanlı yoldaşlarım telefonumu kilitlediler.

Ancak, o zaman yalnızca “tüh” diyerek tepki verdiğim bir telefon konuşması vardı ki, karşıdaki arkadaşımla diyalogumuzda o keşke anlamında kullandığım “tüh”ü, bugün vicdanımın-vicdanımızın suratına ağız dolusu boca ediyorum sık sık.

11 Eylül saldırısından bir önce DHKP-C Gümüşsuyu’da bir intihar saldırısı düzenlemişti.

Ajansların geçtiği görüntüler dehşetengizdi. Kaçışan insanlar, kaldırım taşlarına saçılmış insan uzuvları, kan...

Telefondaki vatandaş da bu “çakışmaya” üzülüyordu. Dünyanın başka bir memleketinde binlerce insanın yaşamına mal olan bir katliam, memleketindeki görece küçük bir katliamı gölgelemişti.

Ben de “tüh” diyordum, “tüh...” Meali: “Bir iki gün daha bekleyemezler miydi, aralarında çocukların, yaşlıların, sakatların olduğu binlerce insanı, zalimden hesap sormak adına zalimce öldürmek için... Tüh.”

Evet, bizler o günlerde haletiruhiyemizin muhasebesini yapıyoruz. Ne var ki dün Akşam’a konuşan Prof Dr. Henri Barkey’in de kaygıyla dile getirdiği gibi, İstanbul varoşlarında yaşayan yoksul ve tukaka etnik-dinî kimliklerden gençler adeta patlamaya hazır birer mermi.

Rüzgâr eken fırtına biçiyor işte.

Ne var ki şu an kıvrımlarında ülkece sürüklendiğimiz şiddet sarmalında, Türkiye solunun onlarca yılık birikiminde önemli bir yekûn oluşturan şiddet fetişizminin epeyce bir tuzu biberi var.

Öncelikle oturup bunu kabul edeceğiz. Bonhoeffer’in dediği gibi, yanlış trene bindik, koridorda ters tarafa yürümenin faydası yok.

Dışarısı, tüm sorumluluğu ceberut devlete ve onun komplolarına yükleyip tatmin olduğumuz kompartımanlarımız kadar sıcak ve konforlu olmayabilir ama kondüktörlerin tepkisine aldırmadan, sorumluluğu göze alıp imdat frenine basmamız lazım.

İner inmez de mesela, birlikte seyahat ettiğimiz gençlerin gözlerinin içine bakarak, çocuktan katil yaratan bu sisteme, çocuklardan yarattığımız intihar bombacılarıyla karşı koyamayacağımızı itiraf etmeliyiz.

“Haklı gerekçeler” falan diye başlamayanlara da, “Solun işi ne zamandır ölmeleri, öldürmeleri haklı ve meşru diye tasnif etmek oldu. Cinayet cinayettir” demeliyiz cesurca.

Bu devlete de silahlı örgütler de rahat rahat bir otuz yıl daha savaştırır katillerini, arada ezilen çimenleri umursamadan.

Ama aramızda otuz yıl sonra da hâlâ, savaşın bitmesine dair umutların yeşerdiği, en azından buna uygun koşulların oluşmaya başladığı bir dönemde, cemaatine adam devşirmek maksadıyla, hastalıklı “pass” teorilerinde, “suni dengeyi” ezenlerin gözüne sokmak için daha derinleştirmeye çalışmakta, silahta, kanda ısrar eden savaşın generallerine Mandela ismini yakıştıranların çıkacağını sananlar varsa çok yanılıyorlar.

Mezarlarına tükürmezlerse çocuklarımız, dua etsinler; ağız dolusu, tüh diye...


Radikallerin işi artık daha zor  

Bu satırları yazdığım saatte PKK, 2011 genel seçimlerine kadar eylemsizliği sürdüreceğini açıkladı. Son derce olumlu bir karar. PKK bu tavrında ısrarcı olduğu sürece, içersindeki bazı grupların kontrolsüzlüğünden yararlanan radikaller, provokatif eylemelere icazet vermekte zorlanacaktır. Ayrıca bu karar, hükümetin demokratikleşme için atacağı adımlarda da elini rahatlatacaktır. Tıpkı PKK içerisindeki savaşçı komutanlar gibi, saldırıları bahane edip hükümeti setleşmeye zorlayan ulusalcı-militarist muhalefetin argümanları da zayıflayacaktır. Hayırlı olsun. Sıra hükümette.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT