1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. Bir bu eksikti: '29 Mart seçimleri geçerli kabul edilemez'
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir bu eksikti: '29 Mart seçimleri geçerli kabul edilemez'

A+A-

Biliyorsunuz, ülkenin siyasal-hukuksal planda bir türlü geride bırakamadığı en önemli tartışma konusu, temsili demokrasinin cumhuriyete kafi gelmeyeceğinin açık-kapalı biçimde her fırsatta dile getirilmesidir.

Türkiye böyle bir ülke; "temsili demokrasi"ye bir türlü içi ısınmıyor. Her fırsatta cumhuriyetin bundan fazlasına ihtiyacı olduğunun düşünülüp-taşınılıp sırasında ilan edildiği bir ülke.

Bu anlayışın dile geldiği örnekleri sıralamaya gerek yok herhalde. "Temsili demokrasi"ye "küçümseyici" bakışlar atanların sadece Silahlı Kuvvetler olduğunu söylediğim sanılmasın.

Bu cenahın içinde "siviller"in daha kalabalık olduğu muhakkak. Hem de sırasında –bu da bir kader işte- temsili demokrasi çerçevesinde temsilciler olarak seçilenlerin içinde yer aldığı bir "siviller" kesimi.

Kimi 50 öncesinin "temsilsiz demokrasisi"ni nostalji ile anar, kimi "Bu insanların temsilcileri mi beni temsil edecek" diye öfkelenir, kimi ise –zamanlı-zamansız- "temsili demokrasi"nin aşılması gereken bir safha olduğundan söz eder...

"Temsili demokrasi"ye "küçümseyen" bakışlar atanlardan söz ederken, ben kendi adıma, temsili demokrasiye yönelik bu ve benzer güvensizlik-inançsızlık vs gibi tavırlarla bezenmiş bu manzarayı temaşa ettikçe, bir zamanlar Atina'dan başlayarak 56 Budapeşte Konseyleri'ne uzanan ve demokrasiyi "doğrudan" denilen cinsten gerçekleştirmeye yönelik girişimler karşısındaki sempatimden çok şey kaybettim doğrusu.. Kaybettiklerime "katılımcı demokrasi" kavramı da dahil.

Kaybettim, çünkü ancak, temsili demokrasinin aşılması gereken değil, zenginleştirilmesi söz konusu olduğunda "demokrasi" dairesi içinde kalınabileceğine hükmettim.

Ve de buradan vardığım şu ikinci sonuç: Bu ülkede, "temsili demokrasi", yani seçmenlerin oyuyla belirlenmiş bir genel-yerel yönetim şekli tam anlamıyla yerleşinceye kadar, demokrasinin yakın-uzak gelecekte alabileceği şekillerden söz etmemek...

Buraya kadarki genel değerlendirmeyi yaklaşan 29 Mart seçimlerinin hemen ardından patlayacak fırtınanın bugünden apaçık olan işaretlerini düşünerek yaptım. Ortada haddinden fazla işaret var. Hatta ortada, son genel seçimler sonrasında hükümeti kuran partinin 29 Mart seçiminden de rakiplerine önemli fark atarak galip çıkması durumunda, "Bu seçimler geçerli sayılamaz, hilelidir" gerekçesiyle Yargı'nın kapısına dayanılması ihtimali de var.

"Bir bu eksikti" demem bu yüzden. Muhalefet partilerinin var güçleriyle "kömür yardımı ile toplanan oylar" diyerek 22 Temmuz sonuçlarını "şaibeli" hale getirmeye uğraşması, bu partilerden birisinin (MHP) "AKP=PKK" afişiyle ortaya çıkmasına az bir zaman kalması yetmiyormuş gibi şimdi de üç ay sonrasının seçiminin bugünden "hileli ve geçersiz" ilan edilmesi.

Bu taarruza hangi "temsili demokrasi" dayanır; hele de bizimki gibi "eti budu" ortada olan cinsten bir temsili demokrasi?

"Bir bu eksikti" demem bu yüzden.

Ülkenin böyle bir meşruiyet tartışmasını kaldırmaya mecali yoktur bence.

O halde vakit varken bir şeyler yapılmalı ve kapıda bekleyen bu krizin önüne geçilmelidir.

Neden ve nasıl olmuştur da ortaya hepimizi şaşırtan bu sonuçlar çıkmıştır, bu ayrı bir mevzuu.

Ama –herhalde- hiçbirimiz, bir yılda yaklaşık 6 milyon fazla seçmen yaratan bir ülkede "her şeyin yolunda" olduğunu ileri süremez.

Tamam, sayımın ve buradan kalkarak seçmen listelerinin hazırlanmasının yöntemi değişmiş ve toplum 6 milyon fazla vermiştir. Olabilir; bu sayım sonucunun doğru, eskisinin eksik olduğu tabii ki söylenebilir.

Ama bu türden tartışmaların sırası değildir.

Çünkü kapıda bekleyen kriz, sayısal olmaktan çok ötede, bir "meşruiyet" kriziymiş gibi görünüyor ki, maazallah...

O halde, 29 Mart sonuçları tartışmasız biçimde kabul görmesi ve "temsili demokrasi"nin bu süreçten yara almadan çıkabilmesi için kim-kimler ne yapmalı?

Bu çok yönlü, karmaşık sorunla yakından ilgilenen bir köşe yazarımız var: Tarhan Erdem (Radikal). Yeni seçmen listelerinin hazırlanmasında esas alınan yasanın kabulünden bugüne konuya ilişkin kim bilir kaç yazı yayımladı. Sadece eleştirmekle kalmayıp, bugünden sonra ne yapılması gerektiğine ilişkin önerilerde de bulundu.

Erdem'in yazılarını merkeze alarak konuyu gözden geçirmeye devam edeceğiz. Ama isterseniz, Radikal yazarının bizi bekleyen sorunun çözümüne ilişkin şu satırlarını aktarmadan yazıya noktayı koymayalım:

"Ne yapılmalı? Önce 298 sayılı Kanun'un 33'üncü ve 36'ncı maddelerine eklenen fıkralar yürürlükten kaldırılmalı; bundan sonra YSK, sorumluluğundaki 42 milyon 629 bin kişilik kütüğü 'iki hafta' süreyle askıya çıkarır, mahalli seçimler için kütük elde edilmiş olur. Seçimlerden sonra yapılacakları yeniden düşünür, tartışırız."

Bu öneri bana da son derece makul geliyor. 29 Mart akşamını bekleyip kıyametin kopmasına şahit olmaktan çok daha makul bir öneri değil mi bu?

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT