1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Bir Başka Olurdu Kampusta Ramazanlar!
Bir Başka Olurdu Kampusta Ramazanlar!

Bir Başka Olurdu Kampusta Ramazanlar!

Başka zaman boş bisküvi paketinin dibinde birikmiş susamlarını ‘hüüp’ diye çekmene bile izin vermeyecek kadar paylaşımcılıktan uzak hocalar, Ramazan’da yumuşar, cömertlikte birbirleriyle yarışırlardı.

A+A-

Yeni Ramazanlar köşesinde Ramazan Rasim adıyla yazan Taraf yazarı ironik üslubuyla Ramazan ayının üniversitede nasıl geçtiğini yazdı. İşte o yazı:

Kampusta Ramazan

Ramazan Rasim / Taraf

Ramazan’da kalpler merhametle dolar, hatta bazı kalpler dolmakla kalmaz, taşar etrafına sıkıntı verir.

Bu merhametin en güzel örneklerini bir süre önce post-doktora çalışması için iki yılımı geçirdiğim başkentimizin kampusuyla dillere destan üniversitesinde şahit olmuştum. Başka zaman boş bisküvi paketinin dibinde birikmiş susamlarını ‘hüüp’ diye çekmene bile izin vermeyecek kadar paylaşımcılıktan uzak hocalar, bölüm sekreterleri Ramazan’da yumuşar, cömertlikte birbirleriyle yarışırlardı. Bir kâğıdı imzalatmak için bir hocanın ofisine uğradığınızda free shop’tan alınmış cazibedar bir çikolata (ekseriyetle likörlü) ya da kendi özel makinesinde yaptığı filtre kahveden ikram eder, oruç tuttuğunu itiraf edene kadar gözünün içine sokardı. Uzun dar koridorlardan geçerken insanı baştan çıkarmaya azmetmiş bir ahtapot gibi her kapıdan ayrı bir şey ikram eden kollar yolunu keserdi. Yılın her günü yarı aç gezen öğrenci milletinin bir ferdi olarak, ahtapota paçayı kaptırmamak için koridor boyunca cehennemi ve altmış bir gün kefareti aklından çıkarmamak alınabilecek yegâne tedbirdi.

Üniversitenin medikosu yani sağlık merkezi de Ramazan’a özel tedavi programları geliştirirdi. On bir ay boyunca ülser hastasına “her gün içilen bir kaç kadeh şaraptan bir şey olmaz” diyecek kadar hayat dolu doktorlar, Ramazan’da parmağına diken batmış bir hastaya bile günde altı öğün yemek diyeti verirdi.

Oruçlu bir öğrenci sendelese, düşse, Allah muhafaza hele de bayılsa, bu, günün olayı olurdu. Daha da korkunç olanı başörtülü oruçlu bir öğrencinin bayılmasıdır ki dünyada oruç tutan tüm insanları mahcup etmeye yetecek kadar serzeniş ve öğütte bulunulur. Bayılan kız, İslam âleminin ve Allah kelamının itibarına toz kondurmamak için çırpındıkça çırpınır, bayılmasının oruçtan olmadığına etrafını ikna etmeye çalışırdı.

Ramazan’da yemekhane efsaneleri de bir başka efsunlanırdı. “Yemek kazanından yavru kedi çıktı” söylentisi sahur ahalisine ekstra tokluk hissi verirdi. Yurtlarda kimler sahura gidiyor, kimler iftar saatinde oruç açıyor üç günde tesbit edilirdi, sadece anonsla duyurulmazdı bu. Okulda kalıp asistanlığı düşünen başarılı dindar öğrenciler “oruçlu, başka dünyanın adamı” diye hocalarının gözünden düşmemek için stratejiler geliştirirlerdi. Bunlardan en çok tutanı bir gün oruç tutmayıp, hocaların yanında yiyip içmekti. İtikadı daha zayıf olanlar bu mahalle baskısına daha fazla dayanamayıp birkaç yıl içinde oruç tutmaktan vazgeçerlerdi zaten.

Ahh, kampusta Ramazanlar bir başkaydı.

HABERE YORUM KAT