Bir Başka Açıdan İslam-Demokrasi Tartışmaları

19.07.2013 06:40
Bir Başka Açıdan İslam-Demokrasi Tartışmaları
Demokrasi, bir yönetim şekli olarak değil, bir yaşam biçimi olarak da Batı’ya ait kılındığında, sırf ona aitliğinden ötürü tukaka ilan edilen bir kavramdan yola çıkarak, İslam toplumunun yüzleşmeye çalıştıkları acıları bir bilinmezliğe doğru itilmekte...

Bahadır KURBANOĞLU

Bir Başka Açıdan İslam-Demokrasi Tartışmaları

İslam ve demokrasi tartışmaları senelerdir yapılıyor, yeni değil hiç şüphesiz. Ama özellikle Ortadoğu intifadaları ile birlikte farklı tecrübeler de işin içine katılmış bulunmakta.

Bu tartışma her gündeme geldiğinde birileri ısrarla Müslümanların seçimler yoluyla başa geldiklerinde demokrasi ve özgürlükleri katledeceğini; insanların yaşam alanlarını gaspedeceğini savundular, savunmaya devam etmekteler. Bu kalıp ve ezber görüş hiç şüphesiz aydınlanmadan mülhem seküler, ilerlemeci ve materyalist bir dünya görüşünün uzantısı. Azınlığın iktidarını sırf seküler oluşundan dolayı onaylayan, yıllardır müslüman halkların inanç değerlerine saldırıldığını ve yaşam alanlarının gaspedildiğini bilerek ya da bilmeyerek gizleyen bir çerçeveyi haiz.

Oysa İslam coğrafyalarındaki sekülerleşmiş kitlelerin hayat alanları meselesi, bu ülkelerin bir iç sorunudur. Onların hamiliğine soyunuyormuş gibi yapan Batılı elitler ve entelijansiyanın ise aslen ilkesel bir demokrasi tartışması yapıyormuş gibi görünseler de gerçekte sadece kendi çıkarlarının devamı için bu kitleleri savunduğu açık bir gerçek.

 Bu yüzden baştan ifade etmek gerekir ki; Müslüman halkların kendi özgür iradeleriyle yöneticilerini seçmeye çalışırken, (ki sadece yöneticilerini seçmiyor, gelecekleri hakkındaki ortak hükmü ortaya koyuyorlar) bunun gerçekleşmesini engellemeye çalışan Batılı ve Doğulu güçlerin ve onların işbirlikçileri, tuzu kuru, azınlık akbabalarının bekleştiği bir ortamda "İslam ve demokrasi" tartışması yapmak aslında abesle iştigaldir.

İslam ülkelerinde yıllarca diktatörlükleri sorun etmemiş Batılı elitlerin, zaman zaman garp kurnazlıkları (yani şark kurnazlığı değil) eşliğinde bu diktatörlükleri, doğunun ve müslüman halkların kadim açmazı gibi gösterip Batı’nın çağdaşlığı ve ileriliğine örnek bir eleştiri malzemesi olarak kullanmaları da ayrı bir garabet idi.

Şimdi müslüman halklar, eski yunan’dan miras “demos” ile ya da modern seküler hayat nizamı tanımlamaları ile hiç ilgisi olmayan bir yönelimin içine girdiler. Ancak içimizden birileri de insanlığın doğal seyri içerisinde elde ettiği tecrübelerin ve zorunlulukların bir yansıması olan, kitlelerin iradesinin sandık-seçim yoluyla yönetime yansıması modelini İslam’la hiçbir şekilde bağdaşmayan bir yol-yöntem olarak topa tuttular. Hatta “diktatörlüklerin yerine daha kötüsü olan liberal demokrasi geliyor” söylemleri, bu işlerin arkasında ABD-İsrail var komplocu yaklaşımlarının ardından geldi. 

Özellikle 60’lı yıllarda neşvünema bulan ve dönemin koşulları içerisinde okunmasının gerekliliği ortada olan ictihadi görüşler nass’laştırılarak demokrasinin İslam’la bağdaşmadığı ve küfür nizamı olduğunu ileri süren görüşler yaygınlık buldu. Bu görüş sahipleri açık biçimde vahyin bir yönetim şeklini savunduğunu da ileri sürdüler. Hilafet tartışmaları örneğinde olduğu gibi. Hiç şüphesiz, bu konuların daha uzunca bir süre İslam dünyasının tecrübelerine etki edeceği bir vakıa.

Ancak özellikle son üç yıldır yaşadıklarımızı bir demokrasi-İslam eksenine hapsetmek hem abesle iştigal, hem düşmanın ekmeğine yağ sürmek, hem de gerçeklerin üzerini örtmek anlamına geldiği çok açık.

Yazının Devamı…

 

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim