Bir Aydın Bataklığı Olarak Suriye

13.12.2012 16:47

Kenan Alpay


Suriye’de Esed-Baas rejimi eliyle işlenen vahşetin insanlığa maliyeti giderek artıyor. Haber ve yorumlar dikkat çekici bir biçimde Suriye’de yaşanan insanlık dramından daha çok uluslar arası dengelerin gidişatı üzerine yoğunlaşıyor. Garip olansa bu diplomatik-stratejik ilginin işi sadece diplomatik analiz olanlarla sınırlı kalmamasıdır. Ne yazık ki pragmatik hesaplar üzerine kurulan diplomatik-stratejik çözümleme hastalığı adalet ve merhamet hisleriyle dolup taşması gereken Müslüman aydın ve entelektüeller arasında da pek revaçta.

Suriye’de yarım asırdır hüküm süren Baas-Esed cuntası katliam, işkence, yıkım ve yolsuzlukla maruf tipik bir halk düşmanı ulus devlet değil mi? Halkın Beşşar Esed’in başında olduğu ve babası katil Hafız Esed’den devraldığı eli kanlı rejime tahammül etmesi için sunulacak hiçbir ahlaki ve siyasi gerekçe bulunmuyor. Bu zalim rejimi devirmek Suriye halkı için hem onurlu hem de vacip bir eylemdir. Suriye halkının Baas şebekesine karşı giriştiği savaşı desteklemek de sadece onurlu değil aynı zamanda vacip düzeyinde bir salih ameldir.

İtinayla Vahşet Gizlenir, Sanal Korku Büyütülür

Arka arkaya bir takım rakamlar ve doğruluğu şüpheli bazı haberler sıralayarak küresel stratejik hesapları deşifre etme iddiasında bulunmak artık daha kolay. Tunus, Mısır ve Libya’dan sonra Suriye’de de yaşanan halk intifadalarını kirletip itibarsızlaştırmak için yapılıp edilenlere şöyle bir bakınca tam da bahsi geçen küresel stratejik hesapları deşifre etme iddiasındaki “külyutmaz aydın tipi” karşımıza çıkmaktadır.

Bir kehanet ve fütüroloji bağlamında adeta bir erken uyarı sistemi gibi şöyle sözler söyleniyor: ABD, AB ve İsrail’in orta doğuya yönelik gizli saklı hesapları, ustalıkla kamufle edilmiş sinsi tuzakları, post-modern sömürgecilik siyasetiyle başımıza örülmek istenen çoraplar varmış vs. Mesele halkın despotik iktidarlara başkaldırması kadar basit bir mesele değilmiş. Çünkü olup bitenlerin arkasında başka şeyler varmış.

Orta doğuda yaşanan intifadalara Atasoy Müftüoğlu’ndan, İbrahim Karagül’e, Akif Emre’den Ali Bulaç’a değin pek çok isim hep bu bağlamda yaklaştılar. Bu paradigma üzerinden sözde çözümlemelere girişildi. Maalesef Ali Bulaç’ın en son kaleme aldığı (10 Aralık, Zaman) Suriye yazısı ise bu müflis paradigmanın en tipik örneklerinden biri olarak tarihe kaydoluyordu. Esasen Ali Bulaç, 15 Mart 2011’den bugüne yani tam 22 aydır Esed/Baas katliamlarını önemsizleştirmek ve gelecekte ama daha korkunç tecelli edece tehlikelere dikkat çekmekle meşguldü.

Ali Bulaç’ın “Melikler Suriye’ye Girecek mi?” başlıklı yazısı 22 aydır kamuoyuna ihsas etmeye çalıştığı çarpık mantığın zirvesinden başka bir şey değildi. Mesaj birkaç noktada odaklanıyor: 1-Esed/Baas katliamlarına değil şaibeli haberler üzerinden Suriye’de gerçekleşecek ABD, İsrail, Türkiye ve Suudi Arabistan işgaline odaklanmaya davet. 2- Bu muhtemel işgal bağlamında yaşanacak yıkımlar, etnik ve mezhebi çatışmalar neticesinde içine yuvarlanacağımız bitimsiz kaos. 3- Irak’ta katliamlar yaşanırken sesi-soluğu çıkmayan AK Parti hükümetinin Suriye meselesinde oynamış olduğu öncü rolden duyulan derin şüphe.

Baas Rejimi Beraberinde Kimleri Batıracak?

Ali Bulaç’ın, Suriye’de yaşanan vahşetin birinci dereceden sorumlusu Esed/Baas rejimini lanetleyen bir cümlesini okuyan var mı? Esed/Baas cuntasını Suriye halkına karşı silahla, parayla, diplomasiyle, istihbaratla destekleyip katliamlara ortak olan Rusya ve İran’la alakalı Bulaç’ın olumsuz bir cümle kurduğuna şahit olan var mı? Çoluğu çocuğu katledilen, şehirleri kasabaları başlarına yıkılan, evini köyünü terke zorlanan Suriye halkının halkı mücadelesini Allah rızası için desteklemek gerektiğine dair bir cümlesini okuyan oldu mu?

Neden Ali Bulaç ısrarlı bir biçimde ABD, İsrail, Türkiye, Ürdün, İngiltere, Katar, Suudi Arabistan vs.’nin işgal niyetlerine (somut hazırlık veya beyan değil sadece keşfe dayalı bir niyet) bu kadar yoğunlaşıyor da gerçek işgal ve katliama dair bir cümle olsun kuramıyor? Yabancı asker ve silahlı müdahaleden haklı olarak alerji duyan, tedirgin olan Bulaç (ve benzeri aydınlar) için Rusya ve İran ‘yabancı müdahale’ sayılmıyor mu?

Baas rejimi eliyle işlenen vahşete karşı afaki çözümler önermenin, katliamlardan herkese eşit ama bağlayıcı olmayan sorumluluklar dağıtmanın hiçbir mana ifade etmediği, edemeyeceği ortada. Fakat buna rağmen Bulaç’ın AK Parti Hükümeti’nin Suriye politikalarının intikamını Suriye halkından almak ister gibi bir hali var. Irak’taki ABD işgaline, katliam ve yıkımlarına karşı çıkamamakla AK Parti Hükümeti doğru mu yaptı yoksa yanlış mı yaptı? Başta Tezkere olmak üzere bir dizi ağır yanlışlar yaptığı belli. Ancak aynı meseleye İran ve İran’ın Irak’taki uzantıları açısından bakınca da durumun hiç de iç açıcı olmadığı ortada. Bu sebeple “Dün neden Irak için sesiniz çıkmadı da bugün Suriye için devredesiniz?” sorusuna takılıp kalmanın, bir adım olsun ileriye gidememenin kimseye meşruiyet kazandırması mümkün değil.

Ali Bulaç’tan cevabı beklenen soru şudur: Suriye’de harabeye çevrilen Şam, Hama, Humus, İdlib, Der’a gibi şehirleri bombalayan “melikler” kimlerdir acaba? Kadınlara tecavüz eden, çocukları boğazlayan, genç-yaşlı demeden insanları paramparça eden, şehirlerin altını üstüne getiren, mescit ve hastaneleri tank atışlarıyla yıkan, fırın ve okulları füze atışlarıyla harabeye çeviren Rusya ve İran’ın tetikçisi Esed/Baas ordusu değil mi ki siz “ABD, İngiltere, İsrail, Türkiye, Ürdün tarafından koalisyon ordusu teşekkül ettirilip Suriye işgal edilecekmiş” masalını okuyorsunuz? Suriye halkının maruz kaldığı acıları derinleştirmekten, ümmeti kolayca güdülebilir sürü yerine koymaktan başkaca hiçbir işe yaramayan bu süper teorilerin ne kadar müşterisi olur bilemeyiz elbet fakat zerre miktarı olsun hayra katkısının olmadığı, olamayacağı herkesin malumudur.

Suriye halkı için muhayyel zulmü veya potansiyel tehdidi gösterip mevcut zulmü perdelemenin aydın-entelektüel literatürdeki adı nedir bilemeyiz ama bu işe siyasi literatürde psikolojik savaş dendiğini gayet iyi biliyoruz. Ayrıca şunu da iyi biliyoruz: Despotik iktidarların zulmünü görünmez kılarak emperyalizme karşı koymak, meydan okumak nafiledir. Bu nafile gayreti sürdürme ısrarındakilerin Suriye veya Türkiye halkına ne gibi faydaları olacak hep birlikte göreceğiz.

Tablo şudur: Ali Bulaç, Atasoy Müftüoğlu gibi camianın ağabeyleri, aydınları 22 aydır Suriye halkının çığlıklarına, acı dolu feryatlarına kulaklarını tıkamışlar. AK Parti Hükümeti’nin güya tutarsızlıklarına kilitlenmişler. Rusya’nın paralelinde hareket eden ve Esed rejiminin bekası adına cephede savaşan İran-Hizbullah propagandalarını bize analiz diye pazarlıyorlar.

Kaçınılmaz son şudur: Esed/Baas rejiminin bekası sadece İran ve Hizbullah’ın değil İslamcı aydın-entelektüel ağabeylerin de iflasını beraberinde getirecektir.

 

  • Yorumlar 36
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim