1. HABERLER

  2. HABER

  3. “Bir Asker Kerkük Valisini Öldürecekti!”
“Bir Asker Kerkük Valisini Öldürecekti!”

“Bir Asker Kerkük Valisini Öldürecekti!”

4 Temmuz 2003’te Türk Özel Kuvvetleri’nin Süleymaniye’deki karargâhını basan Amerikan güçlerinin bunu niye yaptıklarının cevabı, ABD kriptolarına yansıdı: Bir Türk askeri de Kerkük Valisi’ni öldürme planının parçasıydı.

A+A-

Taraf'ın 30 mart çarşamba günkü sürmanşetinde "Çuval baskını 'geliyorum' demiş" ifadesi vardı. O gün yayımladığımız "WikiLeaks Belgeleri," 22-23 Nisan 2003'te Kuzey Irak'ta meydana gelen olay sonrasında, Türk ve Amerikan Özel Kuvvetler komutanları arasında yapılan toplantının zabıt tutanağına geçen kararları da içeriyordu.

22 Nisan 2003 günü, Erbil'deki Özel Kuvvetler Komutanlığı Karargâhı'nda görev yapan Türk askerleri, "Türkiye'den gelen bir insani yardım konvoyuna eskortluk etmek üzere" gittikleri Kerkük'te gözaltına alınmış, ertesi gün de Amerikan askerî personeli eşliğinde Türkiye'ye gönderilerek, Irak'tan sınırdışı edilmişlerdi. Bir hafta sonra, 30 Nisan 2003'te yapılan askerî toplantıda, iki tarafın da altına imza koyduğu kararlarla, Irak'taki Türk askerî personelinin her zaman üzerinde kimlik ve üniforma taşıması gerektiği Türkiye'ye tebliğ ediliyor ve bu kurala uymayan askerlerin gözaltına alınacağı kayda geçiriliyordu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün "ültimatom benzeri" diyerek eleştirdiği ancak geçerliliğine kimsenin resmen itiraz etmediği bu kararların üzerinden iki ay geçtikten sonra, 4 Temmuz 2003'te, "Çuval Olayı" yaşandı.

Süleymaniye baskınında, ABD'liler Türk Özel Kuvvetleri'ne mensup, üçü subay, sekizi astsubay on bir Türk askerini gözaltına aldılar; bu askerlerin üzerinde üniforma ve kimlik yoktu.

Tabii, hadise iki taraf için de bu kadar "basit" değil. Süleymaniye olayı, Türkiye'nin toplumsal hafızasına, "ABD'nin Türk askerlerinin başına 'çuval' geçirmesi" olarak kazındı. Amerikan tarafı ise, Türk Özel Kuvvetleri'nin de katılımıyla Kerkük Valisi'ne yönelik bir suikast gerçekleştirilmesinin, ABD askerlerince son anda önlediğini savundu ve bu tezinden bugüne kadar vazgeçmedi.

Gerçek neydi? Ve "Çuval Olayı"nın yaşandığı günlerdeki ikili temaslar gerçeği ne kadar anlatıyordu? Taraflar birbirlerine neyi, nasıl söylemişlerdi? Bugün, bu soruların cevabını arayarak, "WikiLeaks Türkiye Belgeleri" kapsamındaki "çuval" telgraflarını dikkatinize sunuyoruz.

Elçilik, bu baskını Türklerden öğrendi

4Temmuz 2003'te "GİZLİ" ibareli, "Türkiye, Kuzey Irak'taki Özel Kuvvetler Personeli'nin Derhal Serbest Bırakılmasını Talep Ediyor" başlıklı, Büyükelçi W. Robert Pearson'ın onayıyla gönderilen telgrafı, ABD Büyükelçiliği Başmüsteşarı Robert Deutsch kaleme almış. Telgrafı aynen aktarıyoruz:

(1) Bağdat'ın da asgari düzeyde bilgilendirilmesi elzemdir.

(2) Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Vekili Baki İlkin, aktarıldığı üzere, Türk Özel Kuvvetleri'nin Irak'ın Süleymaniye şehrinde ABD güçlerince gözaltına alınmasını (telgrafın bu cümlesinde "reported" –aktarılan– ifadesi kullanılarak, gözaltı olayının bir olgu değil, bir iddia olduğu ima ediliyor) resmen protesto etmek için, 4 temmuz akşamı Başmüsteşar'ı (Robert Deutsch) davet etti.

150 ABD askeri Türk karargâhında

İlkin'e göre, 4 temmuz günü saat 14:30 civarında, 150 ABD askeri, tesiste arama yapmak üzere Süleymaniye'deki Türk Özel Kuvvetler Karargâhı'na geldi. Bu noktadan itibaren, Türk Özel Kuvvetleri'nin kendi üstleriyle iletişimleri engellendi. Tesisin dışındaki bir görgü tanığının, binanın arandığını, hatta altının üstüne getirildiğini, Özel Kuvvetler birim komutanının ofisindeki Türk bayrağının yırtılarak indirildiğini ve 18 Türk Özel Kuvvet mensubunun prangalanarak götürüldüğünü Özel Kuvvetler'e anlattığı anlaşılıyor. Bundan kısa bir süre sonra, ABD askerleri, Süleymaniye'deki Irak Türkmen Cephesi ofisine de gitmişler ve Türkmenler gözaltına alınmış. Başlarına çuval geçirilerek, prangalanarak ve kelepçelenerek götürülmüşler. Bu noktada, dışarıdaki görgü tanığıyla iletişim de kesilmiş. Dahası, Süleymaniye'deki Türkmen radyo istasyonunun yayını durdurulmuş.

Saddam'ın Fedaisi gibi davrandılar

(3) İlkin, her iki grubun da Kerkük'te bir cezaevine götürüldüklerini aktardı. Irak'taki Türk Özel Kuvvetleri'ne karşı başka hareketler de yapıldığına ilişkin teyit edilmemiş haberler olduğunu ilave etti ve bu haberlerin doğru olmadığını umduğunu söyledi. İlkin, Türklere davranılma biçiminin acınası olduğunu, Saddam'ın Fedaileri'ne de aynı böyle davranıldığını ve kuşkusuz bir müttefiğe davranma biçiminin bu olmaması gerektiğini söyledi.

(Irak'ta 1995'ten itibaren etkinleşen "Fedayiin" adlı paramiliter grup, Baas rejimine bağlı özel muhafızlardı. Irak Savaşı'nın 1 Mayıs 2003'te bittiği resmen ilan edilen muharip safhasından sonra, Haziran 2003'te "Yarımada Operasyonu" adıyla daha sınırlı bir harekât başlatan ABD askerleri, Fedayiin'in karargâhına girdiler ve birçok Iraklı milisi öldürdüler. Büyükelçi İlkin'in, Süleymaniye'deki olayı, ABD'nin Saddam'ın Fedaileri'ne karşı tavrına benzetmesi, "Yarımada Operasyonu"nun o an itibariyle "taze" olan kanlı imajına atıf yapması bakımından özellikle çarpıcı.)

"Kerkük bugün kurtuldu" dediler

İlkin, Türklerin bu tür bir eyleme girişilmesine kimin karar verdiğini bilmediklerini anlattı ve bu olgunun konuyla ilgili olup olmadığını bilmemekle birlikte, daha önce kendisiyle zorluklar yaşadıkları 101. Hava İndirme Tümeni'nden Albay (William) Mayville'in de 4 temmuzda, Süleymaniye'de olduğunu anladıklarını belirtti. İlkin, Türk hükümetinin daha önce Albay Mayville'in tavır ve hareketlerinden şikâyetçi olduğunu da kaydetti. Türk hükümeti, yetkililerle ve Ankara ile Washington arasındaki iletişim, tatil (ABD'nin Bağımsızlık Günü tatili) nedeniyle aksayacağı için, bu eylemin 4 temmuzda yapılmış olabileceğinden kuşkulanıyor. İlkin, Kerkük-Süleymaniye bölgesinde bazı şahısların "Kerkük bugün kurtarıldı" dediği haberleşmelerin tespit edildiğini de kaydetti. (Yorum: bunun, olaydaki Türk aleyhtarı niyeti teyit ettiğini ima ederek.)

"Askerlerimizi derhal bırakın"

(4) İlkin, bu olayın şimdiden basına sızdığını (bunu teyit etmeyi başaramadık) ve Cumhurbaşkanı Sezer'le Başbakan Erdoğan'ın da haberdar edildiğini söyledi. Eğer sorunlarla derhal ilgilenilmezse, bu olayın, iki tarafın da yeniden sağlam bir zemine oturtmak için çalıştığı ABD-Türkiye ilişkisinde ciddi olumsuz yansımaları olacaktı. Türk hükümetinin, olayın çözüme kavuşturulması için, şu hususları da içerecek şekilde, hızla harekete geçilmesini talep ettiğini bildirdi:

— Gözaltına alınanların derhal serbest bırakılması,

— Olayın tümüyle soruşturulması,

— Kararın sorumlularının belirlenmesi ve gerekli tedbirin alınması,

— Soruşturmanın sonuçlarının Türk hükümetiyle paylaşılması.

(5) YORUM: Büyükelçilik, iddia olunan bu olayı, Türk Genelkurmayı ve Dışişleri kaynaklarından 4 temmuz günü ikindi saatlerinde öğrendi. Konuyla ilgili herhangi bir faaliyet olup olmadığını askerî ve sivil kanallardan (EUCOM - Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı, CENTCOM - Merkezî Kuvvetler Komutanlığı, ABD Dışişleri, OCPA - Bağdat'ta Saddam Hüseyin'in Cumhuriyet Sarayı'nda karargâh kuran ve o sıradaki başkanı ABD'li Paul Bremer olan Geçici Koalisyon İdaresi) teyit etmeye çalıştık. Olayı teyit edebilmemiz altı yedi saat aldı ve Büyükelçi Pearson (bakanlığa çağrılmamızdan hemen önce) Müsteşar İlkin'e, üzerlerinde kimlik ve üniforma olmadığı için sivil oldukları varsayılan 23 kişiyi gözaltına aldığımızı bildirdi.

Söyleyin, Türklere ne anlatalım...

(6) EYLEM TALEBİ: İlişkimiz açısından yaratabileceği ciddi potansiyel sonuçlar düşünüldüğünde, bu olayı mümkün olan en hızlı şekilde çözüme kavuşturmamız gerekmektedir. Ankara saatiyle 5 temmuzda (saat farkı nedeniyle Ankara'da günün Washington'dakinden yedi saat önce değiştiği gözönünde tutularak yapılan bir vurgu) Türk hükümetine vermek üzere mümkün olan en fazla ayrıntıyı içeren bir cevap talep ediyoruz. Bu adımı niye attığımızı çok hızlı bir şekilde, en somut ve mümkün olan en ikna edici ifadelerle Türklere anlatmamız gerekiyor. Enformasyonun hassasiyeti ve gizliliği düşünüldüğünde bu konudaki brifingi en uygun olacak kanallardan vermeliyiz.

İki sis bombası atıp içeri girdiler

WikiLeaks Belgeleri arasında "çuval" konusuna ayrılmış ikinci yazışma ise, 5 Temmuz 2003'te yine Başmüsteşar Robert Deutsch tarafından kaleme alındığı anlaşılan "GİZLİ" ibareli telgraf. "Türk Özel Kuvvetleri'nin Yakalanması Sınırı Kapatır" başlığını taşıyan telgrafın tam metni şöyle:

(1) Bağdat'ın da asgari düzeyde bilgilendirilmesi elzemdir.

(2) Büyükelçi (Pearson), 5 temmuz sabahı Dışişleri Müsteşar Vekili Baki İlkin'le, Irak'taki Türk Özel Kuvvetleri'nin gözaltına alınması hakkında konuştu. İlkin, Kuzey Irak'taki ABD askerî yetkililerinin, kimliği belirlenemeyen bir grup Türk'ün gözaltına alındığını ve kimliklerinin belirlenmesi ve serbest bırakılmalarının diplomatik kanallardan istenmesi halinde bu kişilerin salıverileceğini, 173. (173. Hava İndirme Tugayı kastediliyor) ile ilişkili Türk İrtibat Timi'ne bildirdiklerini söyledi. İlkin, olaya karışan Amerikan biriminin cuma sabahı Kerkük'te binalara hücum eğitimi yaparken görüldüğünü anlattı. Bunu birkaç kez tekrar ettikten sonra, KYB (Kürdistan Yurtsever Birliği) güvenlikçilerinin eşliğinde, toplam kırk civarında araç içeren bir konvoyla Süleymaniye'ye doğru yola çıkmışlar. Türk Özel Kuvvetleri'ni barındıran binaya, içeri iki sis bombası attıktan sonra girmişler.

Kerkük Valisi'ne karşı bir Türk

(3) OCPA (Irak'taki Geçici Koalisyon İdaresi) yetkilisiyle görüşen Büyükelçi, kimliklerinin tesbiti durumunda şüphelilerin serbest bırakılacakları yönünde Türk İrtibat Timi'ne yapıldığı iddia olunan teklifi teyit edemedi. Bağdat'tan anlıyoruz ki, Türk Özel Kuvvetleri'nin bir mensubunun Kerkük Belediye Başkanı'nı (telgrafta böyle yazıyor ama kastedilen 'belediye başkanı' değil Kerkük Valisi) öldürme planının parçası olduğu iddiasına ilişkin soruşturma devam ediyor.

Habur Kapısı kapanıverdi...

(4) ABD askerî kaynaklarından, 10 Türk Özel Kuvvetler mensubunun daha gözaltına alındığı başka bir baskının da 5 temmuz sabahı gerçekleşmiş olabileceğinin işaretini aldık. Ayrıca, bu olayın bir sonucu olarak Türklerin Habur Kapısı'nı kapattıklarını ve silahlı muhafızlarla güvenceye aldıklarını da anlıyoruz. Türk Özel Kuvvetler Komutan Yardımcısı Tuğgeneral (Abdullah) Kılıçarslan üç otomobilde 16 kişilik bir heyetle, Kürdistan Yurtsever Birliği "Başbakanı" Barham Salih'le görüşüp durumu denetlemek üzere Süleymaniye'ye gidiyor.

TSK: Suikast iddiası saçmalık

(5) Anaakım Türk gazetesi Hürriyet bu sabah birinci sayfasında, bu olayla ilgili, ABD'nin suikast planıyla ilgili iddialarını da not eden bir manşet habere yer verdi. Başbakan Erdoğan olayı "fevkalâde üzücü" ve "kabul edilemez" diye nitelendirdi. Genelkurmay İkinci Başkanı General Büyükanıt, haberin maalesef doğru olduğunu açıkladı. Türklerin Kerkük Valisi'ni öldürmeyi planladıkları iddiasını ise saçmalık olarak nitelendirdi. Bir haber, Bakan (Colin) Powell'ın (Abdullah) Gül'e gereken herşeyin yapılacağını söylediğini duyurdu. Bir başkası, bunun sonucunda ABD yetkililerinin Türk ordusuna Irak'tan çekilmesi yönünde baskı yaptığını öne sürdü. Gazeteciler bir tepki için Büyükelçiliği sıkıştırmaya başladılar.

Bu iş pazartesi mutlaka bitmeli

(6) YORUM: 4 temmuz akşamı Dışişleri Bakanı Gül ile Dışişleri Bakanı (Powell), Genelkurmay Başkanı General (Hilmi) Özkök ile Avrupa Kuvvetleri Komutanı General (James) Jones arasındaki görüşmelere dayanarak, Türk yönetimi, Amerikan üst düzey yönetiminin bu olayı hızlı biçimde çözüme kavuşturmak için çalıştığına inanıyor. Bu beklenti ve haftasonu olmasının verdiği nisbî sükûnet, bu olayın bir sonuca ulaştırılması için kısa bir süre tanıyor. Ancak, eğer bu olay çözüme kavuşturulmaz ve Türk Özel Kuvvetleri pazartesi sabahına kadar serbest bırakılmazsa, ABD-Türk ilişkilerine ciddi biçimde zarar verecek ve çok geniş yansımaları olacak bir siyasi ve toplumsal tepki Türkiye'de hızla ivme kazanacaktır. Ankara Büyükelçiliği, bu meseleyi önümüzdeki kırk sekiz saat içinde çözüme kavuşturmaya katkıda bulunacak her türlü harekete hazırdır.

Manşetlere bakın, öfkeyi anlayın

ABD'nin Ankara Büyükelçiliği, 7 temmuz pazartesi sabahı Washington'a, Türk Özel Kuvvetleri'nin gözaltına alınmasına ilişkin olarak basında çıkan haberlere geniş yer veren bir telgraf gönderdi. Telgrafın başlangıcında, ABD'nin temsilcilikleri önünde gösteriler düzenlendiği ve Türk yetkililerinin giderek daha yüksek tonda açıklamalar yaptıkları kayda geçirildi. Telgrafın şu paragrafı, günün atmosferini hatırlamamıza yardımcı olabilir:

6 temmuzdaki başlıca Türk gazetelerinin manşetleri –"Çirkin Amerikalı" (Milliyet): "Bu Ne Biçim Stratejik Ortak" (Radikal)– buradaki basının genel tonunu yansıtıyor. Öfkenin büyük bölümü, birçok kişinin Süleymaniye'deki ABD operasyonunu yönettiğini varsaydığı Albay William Mayville'e yönelmiş durumda. Türkiye'nin en yüksek tirajlı gazetesi Hürriyet 'in birinci sayfasındaki bir başlıkta, "bu adama haddini bildirin" ifadesi var. Sabah ise Albay Mayville'in Kuzey Irak'ta Türkmenler ve Araplara karşı sistematik olarak Kürtleri kayırdığına ilişkin bir "kanıt" listesini ayrıntılarıyla yansıttı.

Telgrafta ayrıca, gazetelerin, Süleymaniye baskınının Türk askerlerini Kuzey Irak'tan tamamen atma amacıyla düzenlendiğine ilişkin iddialarına da mesafeli bir dille yer verilmiş. Bir Hürriyet yazarının "ABD, Türk Özel Kuvvetleri'nin üç ay içinde Irak'tan çıkmasını istedi" diye yazdığı yine teyit edilmeksizin aktarılıyor. Süleymaniye baskınında, Celal Talabani liderliğindeki KYB'den gelen istihbarata dayanıldığına ilişkin haberler ile Cumhuriyet gazetesinin, Kürt grupların ABD'yi Türkiye'ye karşı kışkırttığını savunan yorumları da telgrafta yer almış. Sabah'ın, Washington kaynaklı haberinde, Süleymaniye baskınının ABD Dışişleri Bakanlığı, Beyaz Ev ve Irak'taki sivil yetkililerin bilgisi dışında gerçekleştirildiğini yazdığı; buna karşın, Radikal'den Murat Yetkin'in, olayla ilgili olarak Türk tarafına resmen bilgi verilmesinin geciktirilmesini, bu baskının yerel bir askerî inisyatiften ziyade, "ABD devlet politikasının parçası" olmasına bağladığı da, telgrafın Türk basınındaki çelişkili yorumlara verdiği örnekler arasında.

Gül: Bu merkezî değil, yerel bir hadise

Amerikan telgrafında görüşlerine yer verilen iki Türk siyasetçisi ise, dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile, ilginçtir, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek. Gül'ün baskından "yerel bir hadise" diye bahsetmesi, Washington'ın baskından önceden haberdar olmadığını kaydetmesi ve Amerikan başkentine yapmayı planladığı geziyi iptal etmeyi düşünmemesi, belli ki, ABD'li diplomatları memnun etmiş. "Solcu İşçi Partisi lideri ve sorun yaratıcısı" olarak nitelendirilen Perinçek'in ise televizyona çıkıp, Türkiye'nin bazı Amerikalı subayları tutuklamasının olumlu olacağını söylediği başkaca bir yorum yapılmadan aktarılıyor.

Müesses nizam köpürdü, AKP sakin

Bir gün sonra, 8 Temmuz 2003'te, ABD Büyükelçiliği Başmüsteşarı Robert Deutsch bu kez, "Türkiye: Müesses Nizam Öfkeyle Kaynarken, AK Parti Hükümeti Irak Olayında Ölçülü Bir Tutum İzliyor" başlıklı "KİŞİYE ÖZEL" bir telgrafta, Süleymaniye baskınının Türkiye'deki siyasi yansımalarına daha geniş ver vermiş. Başlıkta ifadesini bulan karşılaştırma, telgrafın girişinde şu cümleyle özetleniyor:

AK Parti ölçülü bir tepkide ısrar ederken, askeriyenin siyasetteki ve medyadaki müttefikleri, ABD hükümetine karşı alenen çatışmacı bir çizgiyi sürdürüyorlar ve AK Parti'yi teslimiyetçi olmakla suçluyorlar. (Telgraf metninde "teslimiyetçi" kelimesine Türkçe olarak da yer veriliyor ve bunun "kuvvetli bir hakaret" olduğu vurgulanıyor.)

Telgrafın devamında, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün olaydan, "ABD ordusuyla Türk ordusu arasında son elli yılda yaşanan en büyük güven krizi" olarak söz ettiğine dikkat çekiliyor. Radikal gazetesinin, ABD özür dilemedikçe meselenin kapanmayacağını yazdığını da belirten telgrafta, gazetelere atfen, Türk Genelkurmayı ile Dışişleri'nin Gül'ün Washington'a gitmesinin "anlamsız" olacağını düşündükleri aktarılırken, bu iki kurumun "diplomatik ve bürokratik kuvvetler" diye etiketlenmiş olması da dikkat çekici. Yine Radikal 'e atfen, Türk askeriyesinin ABD'ye misillemede bulunabileceği, mesela, "Türk hava sahasının Amerikan uçaklarına kapatılabileceği, ABD askerî ataşelerinin sınırdışı edilebileceği, ABD'nin PKK ile temaslarının kamuoyuna açıklanabileceği, Kürdistan Yurtsever Birliği ile Kürdistan Demokratik Partisi'ne karşı birtakım yaptırımlar uygulanabileceği" beklentisi Washington'a yorumsuz aktarılıyor.

Çiçek: Duygusal değil sorumlu davranalım

Telgrafın devamında, dönemin Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in Bakanlar Kurulu toplantısından sonra yaptığı açıklamaya şöyle yer verilmiş:

Çiçek, hükümetin görevinin "gerçekçi, sorumlu" bir sonuç elde etmek olduğunu söyleyerek, siyasi ve Türk Devletine mensup muhalefeti verdikleri "duygusal" tepki nedeniyle eleştirdi. Çiçek, Türk kuvvetlerinin Irak'tan ayrılması yönünde bir ABD talebi olmadığını da sözlerine ekledi ve Türk askerinin oradaki varlık sebeplerinin "henüz ortadan kalkmadığını" savundu.

Moral destek vermelisiniz

Orijinalinin tam metnini bugünden itibaren Taraf'ın internet sitesinde bulabileceğiniz bu uzun telgrafta, AKP'nin o zamanki Genel Başkan Yardımcılarından Şaban Dişli'nin, Türk askeriyesinin AKP'ye vurmak için Süleymaniye hadisesini kullandığı iddiasından ve "ABD ile stratejik ortaklığı korumak adına müesses nizamın ağır baskısı altında kalmayı, Türk devletinin çıkarlarını korumamakla ve teslimiyetçi olmakla suçlanmayı göze alan hükümete moral destek verilmesi" yönündeki talebinden de söz ediliyor.

Telgrafta ayrıca, Milliyet gazetesinde, ABD'nin PKK ile görüştüğü yönünde yeni haberler yayımlamasına ve Can Dündar'ın "ABD, Türkiye karşısındaki bir numaralı tehdide dönüşüyor" diye yazmasına yer ayrılmış.

Serbest kalanlar: El Kaide gibi davrandılar

"WikiLeaks Türkiye Belgeleri" kapsamındaki telgraflarda, Süleymaniye'de gözaltına alındıktan tam elli yedi saat sonra serbest bırakılan Türk Özel Kuvvetleri'nin nasıl salıverildiklerine ilişkin hiçbir ayrıntı yer almıyor. Başmüsteşar Deutsch ise, 8 temmuzda yazdığı telgrafta, serbest bırakılan Türk askerlerine tek bir paragraf ayırmış:

Televizyonlar ve yazılı medya, gözaltına alınıp serbest bırakılan ve çoğu da ABD'li askerlerin elinde kötü muamele, hatta işkence gördüğünü iddia edenlerle yapılan mülakatlara geniş yer vermeyi sürdürüyor. Gözaltına alınanlar "tıpkı El Kaide üyeleri gibi" muamele gördüklerini iddia ettiler ve kelepçelenmelerini, başlarına çuval geçirilmesini, susuz bırakılmalarını ve dövülmelerini tarif ettiler. Gazeteler de, ABD güçlerinin baskın sırasında çok miktarda belgeye ve malzemeye el koyduklarını, bunların çoğunun geri verilmediğini yazdılar. Askeriyeye çok yakın olan nüfuzlu Hürriyet yazarı Sedat Ergin, gözaltına alınan Türklere yapılan muameleyi kuvvetli biçimde eleştirdi ve Dışişleri Bakanı Gül'ün ABD'ye yapmayı planladığı geziyi iptal etmesi gerektiğini savundu.

Şüphelerimizde haksız değiliz

Süleymaniye baskını olduğunda, ABD'nin Ankara Büyükelçisi W. Robert Pearson görev süresini tamamlamak üzereydi ve ülkesine dönmek üzere bavullarını topluyordu. Pearson'ın halefi olacağı kesinleşen Eric Edelman ise o sırada Amerika'da yaz tatilindeydi. İşte bu "geçiş" ortamında, Türk Özel Kuvvetleri'nin, yoğun ikili temaslar ardından serbest bırakılmasından çok kısa bir süre sonra, Büyükelçi Pearson dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç'a gitti. Elimizdeki telgrafın bu görüşmeyle ilgili bölümünü aktarıyoruz:

Büyükelçi Pearson 7 temmuzda TBMM Başkanı ve hükümetin, ABD'nin Türkiye üzerinden asker çıkarmasına cevaz verecekken başarısızlığa uğrayan 1 mart tezkeresinin en önemli muhaliflerinden Bülent Arınç'a bir veda ziyareti yaptı. Arınç'a, ABD hükümeti ile Türk hükümetinin olayları soruşturmak üzere ortak bir komisyon kurmakta oldukları haberini veren Büyükelçi, ABD hükümetinin, yakalanan Türk askerlerinin faaliyetlerinden endişe duymak için iyi bir nedeni olduğunu da ifade etti. Arınç, Büyükelçi'ye teşekkür etti ve tablonun net olarak ortaya çıkmasının ve neler olduğunun Türk halkına açıklanmasının önemini anlattı; aksi takdirde, basındaki ve diğer yerlerdeki "anti- Amerikancılar" kriz kışkırtıcılığı yapma gayretlerini sürdüreceklerdi. Arınç, muhalefet partilerinin daha sert bir tutum izlemediği için AK Parti hükümetine saldırdıklarını belirtti. AK Parti hükümetinin yaklaşımının, AK Parti'nin yıprandığını ve devrildiğini görme hevesiyle hareket etmekle suçladığı "belirli çevrelerden" –Türk askeriyesini kastediyor– daha da kuvvetli ve ciddi bir muhalefetle karşılaştığını da savundu. Arınç, daha sonra basına yaptığı açıklamada, Irak'ta her ne oldu ise, soruşturmanın, bunun sorumlularının kimler olduğunu belirlemesi gerektiğini bildirdi. Olayın siyasi kazanç maksadıyla istismar edilmemesi gerektiğini vurguladı; "Ne de" dedi, "birileri ABD ile Türkiye'nin birbirine düşman olacağını beklesin... Sağduyu galebe çalacaktır."

General Jones da aynı şeyi söyledi

Arınç'ın bu açıklamasının, ABD'li yetkilileri memnun ettiği anlaşılıyor. Nitekim, Pearson'ın 7 temmuzda Arınç'la görüşmesi sırasında izlediği çizgi, takip eden günlerdeki ikili temaslarda Amerikan tarafınca tekrarlanıyor: "Türk askerlerinin faaliyetlerinden endişelenmemiz için iyi bir nedenimiz var. Şüphelerimiz somut verilere dayanıyor." Burada adı konulmayan, ancak Irak'ta resmen soruşturulan şüphe, Kerkük Valisi'nin bir grup Türkmen militan ve Türk Özel Kuvvetleri'nin işbirliğiyle öldürülmesinin planlandığı yönünde. 8 temmuzda konuyu bizzat ele almak üzere Türkiye'ye gelen ABD Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı (SACEUR) Orgeneral James Jones ise, Amerikan askerlerinin, Türk Özel Kuvvetleri'nin karargâhına baskın düzenleyerek gözaltına alınmasının nedenleri üzerinde durmakla birlikte, Türk askerlerine reva görülen muamelenin ayrıntılarını da kapsayan ortak bir soruşturmanın 9 temmuzda Ankara'da başlatılması için karara varılmasına katkı yapmış. İlginç olan, bütün bu gelişmelerin ABD'nin Ankara Büyükelçiliği'nden yazılan telgraflara, sadece dolaylı aktarımlarla, resmî açıklamalar ve basın haberleri üzerinden yansıtılması. Bu durum, konunun "WikiLeaks Belgeleri" arasında yer almayan "ÇOK GİZLİ" statülü yazışmalarda ele alınmış olabileceğini düşündürüyor.

Ve basın, Türk askerini sorguluyor

Bununla birlikte, Ankara'daki ABD diplomatlarının, Süleymaniye baskınını izleyen günlerde, Türkiye kamuoyunun nabzını tutmaya özel bir gayret gösterdikleri, bunu da ağırlıklı olarak basın okumalarıyla yaptıkları anlaşılıyor. 9 temmuzda kaleme alınan ve bu çabayı yansıtan telgrafın başlığı: "Türkiye: Basın, Türk Askeriyesinin Irak'taki Faaliyetlerini Sorgulamaya Başlıyor."

General James Jones'un ziyaretini de özetleyen telgrafta, "Önde gelen köşe yazarları, Türk Özel Kuvvetleri'in Irak'taki faaliyetlerinin ve mevcut durumda oynadıkları rolün niteliğini sorgulamaya başıyorlar" saptaması yapıldıktan sonra, Hürriyet'in o günkü Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün, ilk başta Türk askerlerine yapılanı çok sert eleştirmişken, şimdi, Türklerin de bazı şeyleri açıklaması gereği üzerinde durmasına dikkat çekilmiş. Özkök'ün Özel Kuvvetler'in ofisinde niye patlayıcıların bulundurulduğu ve neden Özel Kuvvet mensuplarının genellikle sivil giysilerle dolaştıklarını sorması, telgrafta not ediliyor. "Askeriyenin koyu bir destekçisi" olarak tanımlanan Sabah yazarı Muharrem Sarıkaya'nın da Özel Kuvvetler'in ofisinde patlayıcı madde bulundurulmasını sorguladığı ayrıca kayda geçirilmiş.

AKP'lilerle başbaşa görüşmelerden...

Aynı telgrafta, Dışişleri Bakanı Gül'ün, TBMM'de CHP'nin bir sorusu üzerine, "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terörist faaliyet içinde olduğunu düşünmek gülünçtür. Kaybeden Türkiye değil, ABD olmuştur" dediği de aktarılıyor.

Telgrafın ABD'nin bazı AKP'lilerle bu konuya ilişkin temaslarını anlatan bölümü ise aynen şöyle:

AK Parti yetkilileri bizle özel görüşmelerinde, ABD hükümetinden moral destek talep etmeyi sürdürdüler ve ikili ilişkileri geliştirme ihtiyacının altını çizdiler. AK Parti Diyarbakır Milletvekili Cavit Torun 9 temmuzda bize gelerek, "bizim" –AK Parti ve ABD hükümetinin– "Türk ordusu konusunda ne yapabileceğimizi" sordu.

Ayrı bir görüşmede, Gül'ün kişisel bir dostu ve onun gibi bir Kayseri (Gül'ün coğrafi siyasi tabanı) temsilcisi olan AK Parti Milletvekili İrfan Gündüz, Türk askeriyesinin Irak'ta yaptıkları yüzünden kamuoyunun gözünde puan kaybedeceğini bize iddia etti. Dahası, diye ekledi Gündüz, son olaylar AK Parti'nin reform gündeminin takipçisi olmasını ve askeriyeyi sivillerin denetimine sokarak, ordunun Türk Devleti üzerindeki denetimsiz hâkimiyetini bitirmesini daha da gerekli bir hale getirmiştir.

Komplo teorisi çok ama özür yok...

Telgrafın devamında "ABD'den özür yok, çok sayıda komplo teorisi var" başlıklı bir bölümde, Türk gazetelerindeki haberler yer yer yalanlanarak eleştirilirken, ABD'nin Süleymaniye baskını için özür dilemeyeceği ve "suikast planı" iddiasında ısrarını koruduğu da yine basın üzerinden zımnen teyit edilerek aktarılmış.

7 temmuz günü dönemin Tunceli Valisi Ali Cafer Akyüz'ün bulunduğu konvoya düzenlenen ve iki polisin hayatını kaybettiği suikast saldırısına da üstü kapalı biçimde değinen telgraf, bu saldırıyla Kerkük Valisi'ne saldırı planını ilişkilendiren haberlerden "komplo teorileri" kapsamında söz etmekle yetinmiş.

Özkök: Disiplinsiz askere ceza veririz

Büyükelçi Pearson, Ankara'dan ayrılmadan önceki son kapsamlı telgrafını, Dışişleri Bakanı Gül'ün 22 Temmuz 2003'te başlayan Washington ziyaretinin bir gün öncesinde yazıyor. "GİZLİ" ibareli bu uzun telgrafın diğer bölümlerini başka dosyalar kapsamında değerlendirmek üzere, Süleymaniye hadisesini ilgilendiren paragrafını buraya almakla yetineceğiz:

Türk Özel Kuvvetleri'nin 4 temmuz günü Kuzey Irak'ta ABD ordusunca gözaltına alınması, iki tarafta da birbirinin niyetleri konusunda şüpheler yarattı. Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı General Jones, bu konudaki endişelerimizi, 18 temmuzda (Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi) Özkök'e yeniden iletti; Özkök ise Türk Genelkurmayı'nın bu konu hakkındaki tutumuna sadık kalmakla birlikte, olaya karışan Türk Özel Kuvvet birimleri arasında tespit edeceği herhangi bir "disiplin eksikliğini" cezalandıracağını da ilave etti; gözle görülür bir işbirliği yapılmasının ileriye doğru gitmenin en iyi yolu olacağını sözlerine ekledi.

Gül'e (Washington ziyareti sırasında) bu meseleyi geride bırakmak istediğimizi söylerken, ABD kuvvetlerinin (muhtemelen Kerkük Valisi'ne suikast planıyla ilgili) sağlam bir bilgiye ve somut delile sahip olduğunu da, ona yeniden bildirmeliyiz. Aynı zamanda, Irak tartışmasının, ABD ile Türkiye'nin beraberce Irak'ın durumunun iyileştirilmesine ve ülke çapında demokratikleşmeye odaklandığının altını çizen bir sonuç vermesi için bastırmalıyız.

TARAF

HABERE YORUM KAT

1 Yorum