1. YAZARLAR

  2. Akif Emre

  3. Bir Amerikan rüyası olarak Irak
Akif Emre

Akif Emre

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Amerikan rüyası olarak Irak

A+A-

Her şey "Amerikan rüyası"nın Ortadoğu versiyonu gibiydi. Irak'ta atom bombasının izine rastlanamamıştı ama Halepçe'de kimyasal silahlarla katledilen Kürtlerin, Basra'daki bataklılarda boğulan Arapların, Kerkük'te teker teker avlanan Türkmenlerin öcü alınmıştı nasıl olsa. Üstüne üstlük ısmarlama da olsa bir demokrasi gömleği giydirilmiş... Şiilerin, Kürtlerin siyasal hakları iade edilmiş, hatta her birine de facto birer devlet bile hediye edilmişti. Devlet birimleri ve diplomatik temsilciler Bağdat'ın içinde beton duvarlarla çevrili alana hapsolmuş, ayrı bir ülke görünümünde olsa da asayiş berkemâldi. "Gölgelerin gücü" adına yapılan terör nerdeyse durma noktasına gelmişti.

Amerika sonunda çekilmiş, askeri varlığını birkaç binle sınırlamak zorunda kalmış, daha fazlasını kabul ettirememişti. Gerçi 14 bin kadar elçilik personeli ve korumalar bu rakamın dışındaydı... Özel güvenlik elemanları cirit atacak, CIA operasyonlarını sürdürecek, acil durumlar için Kuveyt'e çekilen askerler Irak'ın imdadına yetişmek için hazır bekleyecekti! Sokakta devriye gezerken keskin nişancıya hedef olmaktan kurtulan Amerikalı kahramanlar Irak ordusunun eğitimiyle yakından ilgileneceklerdi ki bunların sayısı da birkaç binle sınırlıydı!

Her şey netti; Amerika Irak'a özgürlük ve demokrasi getirmiş ve şimdi de verdiği sözü tutarak çıkıyordu işte. Belirsiz olan o bir kaç binli ifadeler de yakında netleşecektir. İşte bu çekilme sürecinde, Biden'in geldiği gün Bağdat'ta, "yeşil bölge"de Irak yönetiminin üst düzey temsilcileriyle aynı ortamı paylaşırken edindiğim izlenimler Sünni-Şii gerilimine dönüşme eğilimi gösteren gelişmelere dair ışık tutabilir.

Dehşetli bir güvenlik endişesinin güvenli bölgede bile hissedildiği ama yine de Amerika'nın güllük gülistanlık olarak (!) bıraktığı Irak her an Pasifik ötesinden kurtarıcılarını bekler hale gelebilir. Bunun hukuki, siyasi ve toplumsal alt yapısı hazırlanmış durumda.

Bir kere Amerikan anayasa mühendisliğinin bir şahikası olan Irak Anayasası'ndaki hukuki boşluklar; adeta ülkeyi gerektiğinde kaosa götürebilecek, bölünmeye zemin hazırlayacak bubi tuzakları olarak itinayla yerleştirilmiş gibi duruyor. Federalizmden enerji kaynaklarının kullanımına, güvenlik güçlerinin denetiminden etnik ve mezhebi ayrışmaya dayalı yapılanmaya kadar Anayasa, birleştirici olmaktan çok ayrışmayı esas alan ulus-devlet projesi gibi duruyor.

Karşımıza iyi hazırlanmış bir metinle çıkan Maliki, düşüncelerini ele vermeyen ama mücadelenin içinden gelen birinin kendine olan güveniyle konuşuyordu: "Vatandaşlık eksenli bir Irak devleti inşa etmemiz gerekiyor. Eğer aidiyetler temelinde bir yapı olursa burada etnik-sekter-partisel kimlikler öne çıkar ve bu da krize neden olur. Ulusal birlik kültürünü oluşturmamız lazım..."

Bunları söyleyen Başbakanın hiç de romantik olmadığı, tam aksine temsilcisi olduğu Şii çoğunluğa dayalı bir kadrolaşma içinde olduğu herkesin malumu. Kuzeyde Kürt federal yapılanması ve Bağdat'ta Şii eksenli yapılanma devletin kodlarını örüyor. Güvenlik, istihbarat gibi stratejik alanlarda tüm yetkileri elinde tutan Maliki, devletin temel dokusunu kendi doğal taraftarlarıyla örüyor, bu gücü de başkalarıyla paylaşmak niyetinde görünmüyordu. Nitekim Sünni nüfusun en üst düzey temsilcilerinin, çok açık olmasa da, bu durumdan rahatsız oldukları belli ediyorlar.

Aynı masa etrafında konuştuğumuz eski başbakanlardan ve Şii blok lideri İbrahim Caferi çok daha iyimser bir tablo çizse de çelişkiyi görmezden gelmek mümkün değildi. "Amerika'nın çekilmek zorunda kaldığını, çekilmesinin güvenlik boşluğu oluşturmayacağını" söylerken "güvenli bölge"nin daha ne kadar süre Bağdat'ın kalbine saplanmış olarak kalacağı hakkında kimsenin bir fikri yoktu.

ABD'nin özgürlükler ülkesi olarak emanet ettiği, hatta kendi ifadeleriyle "Arap baharına model oluşturan" ve Saddam'ı devirmekle diktatörlerin yıkılması konusunda ilham kaynağı olduklarını iddia eden üst düzey Iraklı yöneticiler bizzat diktatörleşmek ithamıyla karşı karşıya bulunuyorlardı. Söz gelimi Kuzey Irak'ta özgür yönetim kuran muhalif Kürtler ve Türkmenlere hiç de cennet vaat etmiyorlar. Şii tabana yaslanan hükümet Sünnilere karşı hiç de hoşgörülü sayılmazdı.

Saddam döneminin bedelini Sünnilere ödeten bir yapı ortaya çıkmış; Sünnilerin bir kısmı direnişi seçerken bir kısmı da, büyük ölçüde Türkiye'nin ikna çabalarıyla, sisteme katılarak yeni yapılanmada hem dışarıda kalmışlar hem de yeni yapının meşrulaşmasını sağlamışlar. Türkiye'nin bu yönde devrede olması bir müddet herkesin hoşuna gitmiş; başlarda Amerika dahil olmak üzere tarafların hayli hoşnut olduğu bir durumdu. Ancak Amerika'nın çekilme aşamasında ve üstelik Maliki'nin Amerika'dan döner dönmez Sünni cumhurbaşkanı yardımcısına yönelik savaş açması çok yönlü okumaya muhtaç. Olayın arkaplanına bakıldığında, yakın bir tarihte Baasçı yapılanma gerekçesiyle Maliki'nin 600 kadar Sünni devlet memurunu tutuklattığını hatırlamakta yarar var.

Son perdeye dönecek olursak; Amerika'nın anayasal ve siyasal bubi tuzaklarından bir kısmının harekete geçtiğini söylemek şimdilik erken olabilir. Ancak güvenlik alanında ve bürokratik tuzakların birden harekete geçebileceği söylenebilir. Şöyle ki, en üst düzey Sünni temsilcinin, yani ülkenin cumhurbaşkanının bir numaralı aranan isim haline gelmesinin sekter fay hattını harekete geçirme potansiyeli vardır.

Bu durumda daha önce sözünü ettiğim bubi tuzakları harekete geçirildiğinde ortaya çıkacak tablo şudur: Bağdat merkezi yönetimi Şii ağırlıklı olarak pekişecek, Kürt yönetimine sığınan Sünni Arap siyasetçiler ister istemez Türkiye'ye yöneleceklerdir. Bu durumda Kürtlerin kucağına atılan "Sünni bomba" aynı zamanda Türkiye'nin elinde patlamaya hazır hale gelebilir. Bu senaryo işlerse Türkiye, Irak içinde Kürtlerle beraber Sünnilerin bir kısmını içine alan bir parçalanmaya hamilik yapmak durumuyla karşı karşıya kalabilir. Bu sonuç İran-Türkiye çatışmasından çok Amerika'nın kritik yerlere gizlediği bubi tuzaklarının harekete geçmesiyle alakalıdır.

Küçük bir siyasal kriz gibi görünen son durumda en kötü senaryonun gerçekleşmemesi Maliki'nin sürece ne kadar hakim olduğuna ve süreci nasıl yöneteceğine bağlı.

YENİ ŞAFAK 

YAZIYA YORUM KAT