Bir Aktör Olarak İmralı ve Diğerleri

10.01.2013 05:15
Bir Aktör Olarak İmralı ve Diğerleri
Hem “şiddet bitsin” deyip hem de şiddetin taraflarının bir araya gelmesinden gocunmak tutarsızlıktan öteye bir durumdur.

Kenan ALPAY

Çözümü Öcalan’la Kurmanın İmkânı

Kürt sorununun çözümü ve PKK-KCK’nın silahsızlandırılması noktasında yeni ve olumlu bir sürece girildiği muhakkak. MİT’in Öcalan ile İmralı’da sürdürdüğü görüşmelerin mahiyet ve takvimine tam olarak vakıf olamadığımız için ne gibi sürprizlerle karşılaşacağımız şimdilik meçhul. Ama ülke olarak yaşadığımız tedirgin edici tecrübe şudur: Gerek devlet gerekse PKK’nın gerçek iktidar sınıfları karşılıklı provokelerle süreci her an akamete uğratabilirler.

Kürt sorununun Cumhuriyetin kuruluşundan şimdiye kadar kanayan bir yara olarak devamında elbette devletin Kemalist karakteri belirleyici oldu. PKK’nın da bu yarayı tersinden ve tepeden tırnağa kadar şiddetle donattığı ulusçuluk siyasetiyle rehin almasının ardından Kürt sorunu iyice içinden çıkılamaz bir hal aldı.

Söylem ve Eylemde Barış

Yaşadığımız sorunların çözümsüzlüğe hatta kangrene dönüştürülmesinde en etkili faktör resmi ideoloji, en etkili aktörler de resmi ideolojiyi muhafaza ve müdafaa etmekle vazifeli iktidar sınıflarıydı. Sürekli bir biçimde gerçekleri inkâr eden, toplumu resmi ideoloji çerçevesinde terbiye etmeyi görev edinmiş iktidar sınıflar bir sürü “kırmızı çizgi” üretti. Hemen her türlü toplumsal gerçeklik devletin bölünmez bütünlüğü için öncelikli düşman kategorisinde değerlendirildi.

Kuruluşundan beri devlet, kırmızı çizgilerini koruyabilmek için şiddetten daha güçlü ve etkili bir araca kavuşamadı. Çünkü toplumun İslami karakterini ve etnik aidiyetlerini inkâr ve asimilasyon üzerine kurduğu siyasetiyle devlet ülke içinde barışın değil çatışmanın zeminini oluşturuyordu. Lakin devletin bu şiddet tutkulu karakteri PKK bünyesinde öylesine dehşetengiz bir biçimde hortladı ki sadece devletin değil toplumun da genlerini bozan bir diyalektik ortaya çıkardı.

Toplumu Kemalizm ile Öcalanizm arasındaki şiddet sarmalına sıkıştıran bu diyalektikten kurtarmak üzere hamle yapan her siyasi girişim bir biçimde akamete uğratıldı. Barış için şiddetin, barış için katliamın, barış için provokasyonun her türlüsüne şahit olmuşluğumuz öncelikle bu sebepledir.

Habur’dan sonra Oslo sürecinin de AK Parti hükümetine karşı Türk ve Kürt ulusalcılar ittifakıyla tertiplenen tuzaklarıyla boşa çıkarılmasının akabinde neler söylendi? Bir taraftan “bölücü teröre verilen taviz” diğer taraftan “güvenlik politikalarını öne çıkaran milliyetçi refleks” karşı propagandaları arasında yıpratılanın sadece Hükümet olduğunu zannedenler fena halde yanılıyorlar. Çünkü bu birbirine zıt hatta düşman gibi görülen söylemler en temelde toplumun İslami karakterinden temayüz eden adalet ve merhamet duygularıyla bir arada yaşama iradesini dinamitliyor.

Bir Aktör Olarak İmralı ve Diğerleri

1999 yılından bu yana İmralı’da tutuklu bulunan Öcalan’ın Ergenekon-Balyoz cuntasının kontrolü altında PKK’ya ne gibi yeni roller tayin ettiği konusunda söylenen şeyler hiç de yabana atılır gibi değil. Genel olarak siyasi iktidarı özel olarak AK Parti hükümetini yıpratmanın güçlü araçlarından biri olarak kullanılan PKK’nın bu rollerden tard edilebilmesi yolunda epeyce adım atıldı. Sürekli olarak “İmralı kimin kontrolünde? Kandil kimin kontrolünde? BDP kimin yol haritasına göre siyaset üretiyor?” sorularıyla meşgul olmak yerine çözüm için açık, cesur ve kararlı adımlar atmak daha doğru ve sonuç alıcı olmaz mı?

Yazının Devamı… 

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim