1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. Bir açıklama bekliyoruz
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir açıklama bekliyoruz

A+A-

Kimden-kimlerden bir açıklama bekliyoruz? “Onlar” kimse onlardan… Birbirleriyle görüşsünler, tartışsınlar ve olup bitene dair bir açıklamada bulunsunlar. Kimlerse onlar. İsmet Ablak'ın son nefesini ailesi yanı başındayken vermesini kimler hangi nedenden, ne münasebetle engelledi ise sessiz kalamazlar. Bir açıklama borçlular topluma.

PKK üyesi olduğu iddiasıyla 1994 yılında tutuklanarak müebbet hapis cezasına çarptırılan İsmet Ablak, üç yıl önce kansere yakalanmış, ancak hapishane koşullarında tedavisi layıkıyla yapılmadığı için son döneminde sağlık durumu çok kötüleşmiş.

Bu durum karşısında bir grup insan, İsmet Ablak'ın son günlerini ailesiyle birlikte geçirebilmesi için seferber olmuştu. Ama sonuç alınamadı. Hapishanede kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak derecede ağır hasta olan Ablak, iki gün önce güneş görmeyen ve havalandırma sistemi bulunmayan mahkûm koğuşunda son nefesini verdi. Son günlerinde, ihtiyaçlarını karşılaması için kardeşinin günde üç kez odasına girmesine izin veriliyormuş.

Söylediğim gibi, son günleri yaklaşan İsmet Ablak için “merhametli” bir grup insan seferber oldu. “Bırakın bu genç adamı, son günlerini ailesinin yanında geçirsin” dediler ama nafile… Devletin “adli tıp” adını taşıyan o özel kurumu mu, yazışmaların uğradığı infaz savcısı mı, yoksa İsmet Ablak için dile getirilen bu en insani isteği yeteri kadar inandırıcı bulmayan Cumhurbaşkanı mı? Her kimse de, sonunda onlar kazandılar… “Merhamet”i hatırlatanlar, hatta merhamet dileyenler devletin “soğuk yüzü” ile bir kere daha karşılaştılar.

Bana soracak olursanız, “merhamete” artık ihtiyacı kalmayan İsmet Ablak ve benzer şartlardaki diğer mahkûmlar için Cumhurbaşkanı'na “merhamet” i hatırlatmak çok da yerinde bir davranış değil. Cumhurbaşkanı'na hatırlatılması gereken asıl erdem, “merhamet”ten çok önce “adalet” olmalı.

Bir devletin, koğuşunda ağır hasta ettiği, gerekli tedavisini ihmal ettiği bir mahkûmunun sayılı günlerini de mahkûm koşuğunda geçirmesi yönündeki bu anlaşılmaz ısrarının “merhamet”ten önce “adalet” terazisinde tartılması gerekmez mi?

Bir devlet ne münasebetle, hangi hak ve hukuktan hareketle, PKK gibi, devleti, ceza yasasını, infaz yasasını da çoktan geride bırakmış olan bir mahkûmunu, kulağına çalınınca belki de bütün acılarını unutturacak olan anasının, babasının ya da bir başka yakınının şefkatli sözlerinden mahrum edebilir?

Bu tabii ki bir yönüyle merhametsiz bir tutumdur.

Ama aklımızın almadığı bu kayıtsızlığın sorumlularına “Merhametli olun!” yerine “Adil olun!” diye seslenmek bence daha yerinde bir seçimdir.

Ayrıca unutmayalım: İsmet Ablak öldü ama benzer şartlarda sırasını bekleyen başka mahkûmlar var: Güler Zere, Erol Zavar ve A. Samet Çelik.

Konu açılmışken şunu da belirtmek isterim:

Devletin özel durumda olan bu mahkûmlar karşısında takındığı “kayıtsızlık”, şaşırtıcı biçimde “toplum” tarafından da aynen taklit ediliyor.

Şaşırmamak imkansız doğrusu; günlerinin sayılı olduğu söylenen bir mahkûm bu sayılı günlerini ailesi ile birlikte geçirsin deniliyor, ama bu tür konularda duyarlı-hassas olması beklenen dini otoriteler cenahından en ufak bir ses yok… Oysa -mesela- Diyanet İşleri Başkanı'nın konuya ilişkin birkaç anlamlı söz etmesi fena mı olur? Filanca hocaefendinin bir insanı böyle bir haktan mahrum etmenin ne demek olduğunu anlatması fena mı olur?

Ama yok, tek bir ses yok… Gerçek anlamına uygun bir “laiklik”ten ne kadar uzak olduğumuzun bir göstergesi bu aynı zamanda. “Devlet ve Din işleri” birbirinden o kadar ayrılmış ki, “Din”in bir takım toplumsal tartışmalara bir takım erdemleri hatırlatarak dahil olması, gerektiğinde “Devlet”e seslenmesi gibi son derece tabii bir alışkanlık da yerleşmemiş bu memlekette.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT