Bir acayip sol

30.10.2009 19:11

Melih Altınok

1999 seçim sonuçlarının açıklandığı gece yoğun bir telefon trafiği yaşamıştık. Okuldan arayan arkadaşlarım “Ne yapacağız” diye soruyorlardı telaşla, “Yarın okula gelecek miyiz?” Telaşlanılmayacak gibi de değildi aslında. Fırsat buldukça karşımıza satırla dikilen faşistlerin partisi iktidar ortağı olmuştu.

O gece her telefonu aynı veda cümlesiyle kapatmıştım. “Allah kerim tek yol devrim.”

Ama ilerleyen günlerde kaygılarımız boşa çıkmıştı. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin düzenli çatışma takvimi aksamıştı. Bozkurtlar, merkeze yakınlaşan partilerinin lideri Devlet Bahçeli’nin itidal çağrılarına uymuşlardı.

Ama bu sükûnet çok sürmedi. Ülkücülerden boşalan cepheye çok ilginç bir ekip ikame edildi.

Bunlar da selefleri gibi “savaşçılarını” motive etmek için Türk bayrağı sallıyorlardı. Tıpkı onlar gibi, tüm fraksiyonları bir potada eritip hepimizi “PKK’lı” ilan ediyorlardı. Hira Dağı kadar Müslüman değillerdi ama Tanrı Dağı kadar Türk’tü bunlar da. Tek farkı vardı solculara saldırmaya memur edilmiş bu yeni güruhun; solcuydular!

Evet, İşçi Partisi çevresinde örgütlenenlerden bahsediyorum. Tarih dikkatinizi çekiyor değil mi? Bugün Ergenekon Örgütü’yle bağları ortalığa saçılmış bu grup, darbe tertiplerinin şekillendirildiği 1999’da yeni rolleriyle sahnede acemiliklerini atıyorlardı.

“Komprador değil ulusal sol” ilerleyen yıllarda, özellikle de AKP’nin iktidara geldiği 2002 genel seçimlerinin ardından, sufle almadan sahne alacak kadar profesyonelleşmişti.

Gençlik örgütlenmeleri üniversitelerde solcuları ve Kürt gençleri tepeliyor; akademisyenleri kürsülerde Ermeni soykırımı iddialarını hedef tahtasına oturtuyor; Doğu Perinçek gibi başbuğları da kimi zaman apoletli kimi zaman da apoletsiz müttefikleriyle mahkeme kapılarında ya da İsviçrelerde ‘aydın taşlıyorlardı.’ Açık açık orduyu göreve çağırmaktan, insanları hedef göstermekten çekinmiyorlardı.

Hülasa, bölünmelere karşın aralarında Kürt, sol ve İslâm düşmanlığının yanında darbecilikte de tam bir konsensüs sağlayan kızıl elmacılar dünya sol literatürüne büyük katkılar yaptı.

Ergenekon soruşturmasıyla kolu kanadı kırıldı gibi görünen bu cephenin radikallerinin son icraatı, geçtiğimiz günlerde düzenlendikleri bir mitingdi. Demokratik açılım kapsamındaki eve dönüşleri protesto eden “Atatürkçü ve milliyetçi solcular” nümayişlerinde çığlık çığlığa şu sloganı attılar:

“Dağa çıkanı da, dağa çıkartanı da dağdan indireni de, hepsini asacağız!”

Mitinglerinin davetiyesi de kapağında kanlı urgan olan Türk Solu dergisiydi.

Bir süre önce, Che bereli, Atatürk rozetli, Deniz Gezmiş parkalı ‘kara gömlekli’lerine Kürtlerle konuşmayı, Kürt yemeklerini yemeyi ve hatta doğu ezgilerini dinlemeyi yasaklayan bu güruhun fütursuzluğu, bugün yalnızca dar bir grup tarafından açıkça onaylanıyor gibi görünüyor. Ama ne yazık ki bu görüntü gerçeğin yansıması değil, yansımanın gerçeği. Zira yol yordam bilen ve Türk Solu’nun radikalleri kadar açık sözlü olmayı politikadan bihaber olmak sayan çok geniş bir kitle, bu aklıevvellerle pek çok konuda hemfikir.

Laik, ‘çağdaş’ ve ‘ilerici’ ahalinin radikal ulusalcılara zaman zaman verdikleri tepkiyse, uluorta “Çişim geldi” diyen çocuklarına, “Yavrum biraz terbiyeli ol. Öyle söylenir mi hiç, ayıp” diyen ebeveynlerden farklı değil.

“Ay kanlı urgan hiç şık değil yani” dediklerine bakmayın siz. Milliyetçilerin oylarını paylaşamadıkları MHP’ye “İktidardayken asmadınız fazla konuşmayın” diye çemkiren yine onlardı.

Haziranda Taraf’ın ortaya çıkardığı “İrticayla Mücadele Eylem Planı” resmen doğrulandığı halde “peki peki peki niçün ama niçün şimdi” diye soranlar; otuz yıl sonra gelen barışı kutlayan kardeşlerinin mutluluğundan huylananlar; “Devlet Rize’de de yatırım yapmıyor ama onlar dağa çıkmıyor” diye serzenişte bulunanlar Türk Solu’na niçin kızsınlar ki?

Toplum mühendisi darbecilerin bu sol görünümlü faşistlere bel bağlamalarının en önemli nedeni de, söz konusu grubun dillendirdiği söylemlerin, antidemokratik emellerine teşne olacak toplumun geniş bir kesiminin duygularına tercüman olduğunu bilmeleridir.

Aranızda durumu benim kadar vahim bulmayanlar varsa, çevrelerindeki en yakın Cumhuriyet okuruna, militan bir CHP’liye ya da ne bileyim Türkiye’ye özgü Komünist Partisi üyesine başvursun. Türk Solu’nun adını anmadan, savundukları görüşler hakkındaki yorumlarını sorsun. Söz konusu derginin tirajının niçin bu kadar az olduğuna dair şaşkınlığı geçince bir daha konuşuruz.

Hal bu dostlar. ‘Kerinçekler-perinçsizler’ içerde diye fazla rehavete kapılmayın. Unutmayın, kendileri içerde ama zihniyetleri ana muhalefette.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim