Bingöl’de ‘Sünnetullah’ Kavramı Semineri

30.04.2013 12:46
Bingöl’de ‘Sünnetullah’ Kavramı Semineri
Bilgi ve Düşünce Derneği’nde, 'Kur'an Ekseninde Hayat Seminerleri' dizisinde bu hafta Serkan Elçi tarafından 'Sünnetullah' kavramı işlendi.

Bingöl’de çalışmalarını sürdüren Bilgi ve Düşünce Derneği’nde, 'Kur'an Ekseninde Hayat Seminerleri' dizisinde bu hafta Serkan Elçi tarafından 'Sünnetullah' kavramı işlendi. Kavramın Kur'ani çerçeve içerisinde aldığı anlamları, kavramın yaşadığı tarihsel tahrifatı, sorumluluk, irade ve toplumsal yasalar çerçevesinde geniş bir düzlemde ele alan Elçi'nin konuşmasının tam metnini de aşağıda istifadenize sunuyoruz.

SÜNNETULLAH

1- Kuran’daki İfadelerin Kavramların Anlaşılma Ve Kullanım Problemi

Kur’an’ın anlaşılmasının önündeki en temel problemlerin başında vahyi mesajların lafzi yorumlarla düşünsel ve eylemsel aykırılık ve çarpıklıkla kavramların içinin boşaltılarak, değiştirilerek asli anlamlarından uzaklaştırılması olmuştur. Bu süreç egemenlerin siyasal ve ekonomik baskınlıklarıyla ve de Müslümanların kendi değerlerini, miraslarının kıymetini anlamamalarından dolayı problemi acı bir noktaya getirmiştir. Böylece Tevhid ve adalet vicdanlarda ve toplumlarda bir inşaya sebep olamamıştır.

Sünnet; gidişat, çığır, iz, takip edilen yol-yöntem anlamına gelir. Allah lafzıyla terkibe sokulmuş sünnetullah ise; Allah’ın öteden beri süre gelen değişmeyen, değişmeyecek olan toplumsal hayatla ilgili, insanlık tarihi ile ilgili yasalardır. Kur’an’da 16 yerde bizim sünnetimiz, öncekilerin sünneti, çizdiğimiz yol anlamında kullanılan kbazı ayetler şunlardır.

3. AL-İ İMRAN suresi/137 : Sizden önce (nice) hayat tarzları (SÜNNETLER) gelip geçti. Öyleyse, yeryüzünde dolaşın ve hakikati yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.

4. NİSA Suresi/26 : Allah (bütün bunları) size açıklamak, öncekilerin (doğru) hayat tarzlarına (SÜNNETLER) sizi yöneltmek ve size bağışlayıcılığı ile yaklaşmak ister; zira Allah her şeyi bilendir. Hikmet sahibidir.

8. ENFAL Suresi/38 : İnkar edenlere söyle: Eğer (iman edip, düşmanlık ve savaştan) vazgeçerlerse, geçmiş günahları bağışlanır. Eğer (düşmanlık ve savaşa) dönerlerse, öncekilere uygulanan ilahi kanun (SÜNNET) devam etmiş olacaktır.

15. HİCR Suresi/13 : Önceki milletlerin (helakine dair Allahın) kanunu (SÜNNET) geçmiş iken onlar buna (Kur-ana) inanmazlar.

17. İSRA Suresi/77 : Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimiz hakkındaki kanun (SÜNNET) BÖYLEDİR. Bizim kanunumuzda (SÜNNETULLAH-ALLAHIN SÜNNETİ) hiçbir değişme bulamazsın.

18. KEHF Suresi/55 : İnsanlara hidayet geldikten sonra onların inanmalarına ve Rab’lerinden mağfiret dilemelerine, ancak öncekilerin başına gelenlerin (SÜNNET) kendi başlarına da gelmesi, ya da kendilerine azabın göz göre göre gelmesi (yönündeki beklentileri) engel olmuştur.

Sünnetullah ifadesinde süreç itibariyle asli anlamını yitirmiştir. Bir usul ve disiplin terminolojisinden uzak bir şekilde zihinlerde anlam kaymasına uğramıştır. Bu süreç Hz. Peygamber sonrası dönemlerden maalesef günümüze değin bahsedeceğim şu kanaat ve anlamlarla yaklaşılmıştır.

a) Sünnetullah ifadesinin sadece doğa tabiat yasaları olarak ele alınışı. Bunun üzerinden kainat evrendeki iradesiz varlıklar (Güneş, ay, yıldızlar kozmik alem, mevsimler, hayvanat ve nebatat vb.) ile ilgili ayetler üzerinden derinlemesine felsefi yaklaşımlar yorumların ağırlık kazanması. Kainattaki yasalar Rahman’ın belirlediği bir düzen ve intizamla değişmeden işleyerek devam ederken maalesef insanlık yaşadığı bu dünya evini kendine cehennem ettirmekle tarihin yasalarını çiğnemektedir.

67. Mülk Suresi 3-4 : O, yedi göğü eşsiz bir uyum içinde yaratmıştır. Rahmanın yaratılışında bir düzensizlik göremezsin haydi çevir gözünü de bir bak bakalım bir kusur ve boşluk görebilecek misin sonra tekrar tekrar çevir gözünü de bir bak bakışın yılgın ve bezgin bir şekilde sana geri dönecektir.

55. Rahman Suresi 7-8-9 : Göğü düzenle o yükselti bir denge ve ölçü koydu ki siz ey insanlar dengeyi bozup ölçüyü kaçırmayın. Yine istikametle ölçüp biçin bunu yaparken haksızlık etmeyin.

Tabii sünnetullah ifadesine böyle yaklaşılırken İslam düşünürleri arasında da bundan dolayı sünnetullahın değişmezliği gereği

35. Fatır Suresi 43 : Allahın yasalarında sünnetinde bir değişme bulamazsın.

Bu çerçevede yapılan tartışmalar (Mucize olayları, Hz. İbrahim’in ateşe atılması, ateşin fonksiyonu, Hz. İsa’ya, Hz. Musa’ya vs. verilen olağan üstü durumlarla, gaybi durumlar üzerinden) bu işin pozitivist – rasyonalist salt somut ve akılcı bir anlayışla mucizelerin reddine varan tartışmalar oluşturulmaya çalışılmıştır. Oysa bunlar da sünnetullahın değişmezliği çerçevesinde, cereyan etmiş olaylardır.

b : Tabiat yasalarının işleyişinde istisnai durumlarla değişme olabileceği anlayışları.

c : İlgili ayette verilen farklı manalar insanın bu değişmeyi fark edemeyeceği düşünceleri.

d : Dua ve Allahın yardımı boyutu ile yapılan değerlendirmelerde yapılan tartışmalar.

Nihai olarak Kur-ana dönüş hareketleri ve beraber yapılan bütüncül okuma ve yaklaşım çabalarında Kur-anın ve kıssalarının tarihi varlık alanı içerisinde bir anlam mahiyetinin olması gerektiği ve bunun iradeli varlık olan insanlık tarihiyle ve insanlıkla alakalı olduğudur.

İlgili yaklaşımlarda Hz. İbrahim’in ateşe atılma vs. ateşin fonksiyonu bunlar Allahın tabiata dair Adetullah ifadesi ile emir ve işleyişine verilen izni dairindeki olağanüstülüklerdir ve de dua ise vasıtasız bir şekilde Allah ile kul arasında kulun talebinin yardım vaadinin gerçekleşme şartlarının olgunlaşmasıyla alakalı. Yoksa Allahın her seferinde olaylara müdahale edip olayların akışını inananların lehine çevirmesi suretiyle gerçekleşmemektedir.

2- Tarihin İşleyişinde İlahi İradenin Yeri :

İlahi irade hürriyeti diyebileceğimiz bu mevzunun özünü de, Allahın sözü edilen kanuniyete rağmen dilediğini yapıp yapmayacağı ve yapabilip yapamayacağı sorusu ve Allahın rolü nedir sorusu teşkil eder.

O her şeye kadirdir, irade buyurduğunu yapandır, ve her an bir iştedir. Onun dilediğine mutlak anlamda sahip olarak her an bir işte olması ile tarih içerisindeki tavrını değiştirmeyeceğini söylemesi bir arada düşünüldüğünde; Onun kurduğu nizamı bizzat ve kararlılıkla devam ettirmekte olduğu sonucu çıkmaktadır.

Allah’ın güç sahibi olması, kurallara göre kurduğu nizamı bozması veya vaadini yerine getirmemesi söz konusu olamaz. Allah, tabir caizse aklına eserek, canı bir şeyler isteyerek haşa ezeli kanunları, baki kanunlarını değiştirmez. Bu Onun vaadidir.

İSRA 17/16 : Biz bir ülkeyi yok etmek istediğimizde oranın ileri gelenlerine (mütreflerine) emrederiz onlarda orada kötülük yapmayı sürdürürlerse, artık orası hakkındaki söz gerçekleşmiş olur ve bizde o ülkeyi darmadağın ederiz.

Zorlama yorumda sanki Allah gereksiz bir şekilde haşa fücuru emr edip bunları helak isteme gibi anlaşılmıştır. Bu şu demektir; ülkelerin yok olmasıyla ilgili koyduğumuz yasa şudur: İleri gelenlerini yönetici kılarız. Mutreflerin zorunlu fonksiyonu çıkarları uğruna bozgunculuktur ve bunun için her yolu denerler.

ENAM 6/112 : Böylece biz, her peygambere görünen ve görünmez şeytanlarını düşman kıldık. Aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapmazlardı.

Burada Allah tarihin seyrine müdahaleyi iradesine aykırı buluyor.

YUNUS 10/19 : Onlara Allah zulmetmedi fakat onlar kendilerine zulmediyorlar.

ŞURA 42/8 : Rabbin dileseydi onları tek bir ümmet yapardı. Ne var ki O, isteyeni rahmetine kavuşturmayı diler, zalimler ise ne candan bir dost ne de bir yardımcı bulabilecekler.

3- Değişimin İşleyişinde İnsanın Özgürlüğü İradesi :

Toplumsal değişme hangi yönde olursa olsun açıkça insan, fiillerinin sonucu olarak iradeli bir varlık olması münasebetiyle tarih direksiyonunu elinde bulundurur. Burada insanın özgürlük iradesiyle bir robot olmadığı ne kadar değerli bir varlık olduğu kendisine ilham edilen takva ve fücur iradesiyle tercihi kendisine bırakıldığı belirtilir. Yükselmek aziz, onurlu, şerefli, faydalı, erdemli olumlu vasıflarla anılan veya zillet altında alçakların en alçağı olma irade tercihi de yine kendisine verilmiştir.

ŞEMS 7-8 : Andolsun nefse ve onu düzenleyene ki, nefse fücurunu da, takvasını da ilham etmiştir.

ŞEMS 10 : Nefsini arındırın kurtulmuştur; azdıransa ziyandadır.

RAD 11 : Bir topluluk (veya bireyleri) kendinde olanı (iç dünyalarını, nefsini) değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez.

Hucurat 14 ve ilk sahebenin vahye yaklaşımı inanç ve eylem boyutu, işitip iman etme, iştip itaat etmedir. Değişimin zihinde, ahlakta, davranış ve eylemde tezahürü ise sahabenin, vehimleri, yabancı bilgiyi, hurafeyi terk ederek, diğer kutsallardan hicret etmek, Kur’an’a yönelmek şeklinde olmuştur. Zihinsel kodlarımızı bozan unsurların tarafımızdan tespit edilmelidir.

Muhatap toplumun okunması, analizi sosyo-psikolojik durumuna göre bir fıkıh oluşturulmalı ve bunu uygun araçlarla geliştirmeliyiz.

4- Tarihin İşleyişinde Toplumların Yükseliş Ve Çöküş Nedenleri :

1- Dış Etkenler: Savaşlar göçler istilalar hakim siyasal düşünceler ve kültürler gibi.

2- İç etkenler : İç etkenleri de aşağıdaki şekilde inceleyebiliriz.

a : İtikadi Nedenler : Şirk, küfür, fısk, büyüklenme Peygambere ve Vahye düşmanlık alaya alma atalar dini Kur-ana uygun modellerin nesillerin sorumluluk bilinçlerinin mücadeleye dönüştürmemek.

b : Siyasi Nedenler : Adaletsizlik, zulüm, bozgunculuk adaletten liyakatten uzak zalim yöneticiler. Baskı, şiddet, zorla itaat, ezilenlerin zulme sessizliği, ırk, renk, dil gibi değerlerin birlikteliği oluşturması gerekirken, kardeşlik, adalet temelinden uzak asabiyetler. Bunların inanç ve değerlerle bütünleşerek bir birlik olabilmeleri gerekirken.

c : Ahlaki Nedenler : Fitne, fesat, bencillik, tefrika ihtilaflar. Gaflet fuhuş toplumda emri-bil maruf nehyi enil münkerin yapılmaması.

d : Ekonomik Nedenler : Nimetler karşısında nankörlük, zenginlik, israf, ticarette ölçüsüzlük, ekonomik sınıf vs. farklılıkların artması.

Felsefecilerin tezinde toplumsal değişimi etkileyen en önemli faktör üretim araçlarıdır. İnkar edilemez ama bizce bu araçları üretende insanın kendisidir. Temiz fıtrat önce beyinlerde kalpte vicdanda değişim etken insanın kendisi ve insanın fiilleridir. Toplumsal değişimin lokomotifi insanın kendisidir.

5- Değişimin Öznesi Toplumsal Şuurdur :

Kur’an tarihe ve topluma bir şahsiyet vererek yaklaşır. Şahsiyeti olan ise kendi kaderinden sorumludur. Kur’an’ın öngördüğü toplumsal şartlar oluştuğunda değişim mutlaka geçekleşecektir. Toplumsal değişim aşağı doğru devletten bireye doğru dejenere (bozulduğu) olduğu gibi olumlu olumsuz bir değişimde gösterebilir. Yine toplumsal değişim bireyden tüm dünyaya doğrudan olumlu veya olumsuz değişebilir.

Sapma eğilimleri, önce nefisle ve ihmallerle başlar. Sonrada ahlaki boyuta, ekonomik, ticari, ailevi boyutlara geçerek sosyal yaşamın tümünü gaflete boğar.

Önceki değindiğimiz bozulmanın çöküşün dış ve iç sebepleri ve de dört alt başlığındaki her bir durumun oluşmasının sebebi ihmaller ve de gaflettir.

İslam dünyasının Halife Osman’dan günümüze birçok badirelerin ihmallerin sebebi sünnetullahı (Allah’ın tarih içerisindeki davranış tarzı) anlayamamaları kavrayamamalarıdır. Sünnetullah kavramını sadece tabiat kanunları olarak görüp yozlaşan İslam toplumu mevcut değişimi ister durdurma ister yavaşlatma veya istenilen yöne yönlendirmede akıl ve fikir donukluğu yaşamıştır. Kurtarıcı olarak mehdi bekler olmuştur.

Müslümanların bugün ihmallerini görerek toplumsal değişim yasaları öngörülerek güvene samimiyete takvaya dayalı sistematik Tevhid Adalet çabasını başlatmalı.

6- Tarihsel Ve Toplumsal Yasaların Öngörüsüne Dikkat Etmeyen Her Fert Ve Toplum Teşekülü Dağılır :

AYETLER:

NECM 38-40 : Hiçbir günahkar başkasının yükünü yüklenmez insana kendi yapıp ettiklerinden başkası yoktur ve ne yapıp ettiği de yakında görülecektir.

ENAM 164 : Herkesin kazandığı kendinedir.

NİSA 79 : Size gelen her iyilik Allah’tandır. Başınıza gelen her kötülükte kendinizdendir.

ENFAL 25 : Öyle bir fitneden sakının ki içinizden yalnız zalimlere erişmekle kalmaz bilin ki Allahın azabı çetindir.

ENAM 131 : Halkı habersizken bir ülke halkını zulüm ile yok etmeyiz.

Bu ayetlerden çıkaracağımız sonuçlar şunlardır:

Bütün peygamberler topluluklarını ilahi hükümlerle Allaha kulluğa davet etmişlerdir. Aksi durumun helak ve azap olacağını söylemişlerdir. Dünya Müslümanlarının görevi de oturup mehdi ve kıyameti beklemek olmamalıdır. Gayri İslami yöntemlerle devletleri ele geçirme gayesi olamamalı. Gaye mesajı gitmeyen davet edilmeyen insanları tekfir edip cehenneme terk etme olmamalıdır. İlahi davete muhtaç olan insanlara öncelikli apaçık ayetlerle cennete davet edilmeli, bu daveti red edenler küfürde ısrar edenler cehenneme terk edilmeli. Geleceğin dünyasında sorumluluk bilinci taşıyanlar toplumsal yasaların öngörülerini dikkate almak zorundadır. Onların önceki toplulukların hayat kesitlerini yükselme ve çökmelerini hazırlayan etkenleri irdelemek ve gelecek tasavvurunu buna göre belirlemek zorundadır.

Sünnetullah bize görünen görünmeyen, bilinen bilinmeyen tüm şeytani tuzaklardan kurtulabilme gücümüzün var olduğunu öğreterek ümit vermektedir. Rabbani yasaların Allahın yardımlarının kolektif bilinci hareket geçirmek koşulu ile yanımızda olduğunu bilip özgüveni tazelemektir.

Toplumsal değişimin gerçekleşmesi için programlı ciddi, kararlı bir Kur-an neslinin oluşması lazım. Kur-anın kılavuzluğunda halkın kolektif bilincini harekete geçirmek gerekir.

İnsanın gayreti olmadan Allahın başarı vermesi söz konusu değildir. Düşünsel berraklığını yitiren inandıklarından emin olmayan sıkıştıkça takiyeye başvuran teşekküllerin tevhidi dönüşüm gerçekleştirebilmeleri imkansızdır. Birliktelikler iç dinamiklerin korunmasıyla anlam bulur. Kalkış Rabbani ilkelere uygun olmalıdır.

İnanan müminlerin adanmışlık ve fedakarlıkla bu çabaların içerisinde olması gerekir.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim