1. HABERLER

  2. EYLEM

  3. BİNGÖL

  4. Bingöl’de “Müslüman Tutsaklara Özgürlük” Eylemi
Bingöl’de “Müslüman Tutsaklara Özgürlük” Eylemi

Bingöl’de “Müslüman Tutsaklara Özgürlük” Eylemi

Bingöl’de Bilgi ve Düşünce Derneği’nin çağrısı ile biraraya gelen topluluk 28 Şubat yargısının kararlarıyla hapsedilen Müslüman tutsaklar için özgürlük talep etti.

A+A-

28 Şubat zorbalığının yıl dönümünde dönemin brifingli yargısı eliyle yaşatılan mağduriyetlerin, aradan geçen 18 yıla rağmen giderilmemiş olmasına, darbeyi yapan kadroların yargılanmasına rağmen darbeye maruz kalanların hala cezaevlerinde tutulduğu bu hukuki çelişkiye dikkat çekmek için meydanlara indik…

Dörtyol Saat Kulesi önünde biraraya gelen dernek üyeleri bir basın bildirisi okudu. Erhan Ozan’ın sunuculuğunda başlayan etkinlik, Hamdullah Dargın’ın 28 Şubat darbe sürecinin adım adım nasıl hayata geçirildiğini anlatan kısa bir konuşmasıyla devam etti.

Dargın özetle şunları aktardı.

“Büyüklerimiz, Şeyh Said kıyamından sonra bu bölgede baş gösteren zulümleri hâlâ anlatırlar bize… 90 yıl önce olan hadiseler, bu toplumun hafızasında hala canlı olarak yerini koruyor. Bugün, burada konu edineceğimiz olayın 20 yıllık bir geçmişi var. Dolaysıyla, burada bulunan belli bir yaş üstü kardeşlerimizin hafızasında canlılığını koruyor.

Bu zulmün Türkiye’deki yakın tarih versiyonu olan 28 Şubat’ın temeli, 1989 Komünizm bloğunun çökmesi sonucu, ABD’nin düşman kategorisine İslam’ı ve Müslümanları koymasına dayanıyor. ABD’nin ekseninde olan ülkelerde bu planı hemen devreye kondu.

Aralık 1989’da Mit müsteşarı Teoman Koman, Başbakanlığa bir yazı göndererek, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Çetin Emeç ve Muammer Aksoy’a suikast düzenleyeceğini bildirdi. Eylül-Ekim’e kadar bu 4 şahıs ’da öldürüldü. İhale Müslümanlar yıkıldı.

Daha sonra benzer suikastlerle Uğur Mumcu ve A.Taner Kışlak ortadan kaldırıldı. İhale yine Müslümanlara yıkıldı.

Refah Partisinin seçimlerde 1. Parti olarak hükümetin büyük ortağı olarak göreve başlaması üzerine durumdan vazife çıkarıldı.  

Hükümette yönelik Medya, Asker, yargı ve sermaye kıskacı başlatıldı. Erbakan’a küfredenlerin hezeyanları manşetten verilerek, ilgili kişiler taltif edildi.

Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı şahsında sergilenen tiyatro ile medyanın Müslümanlara linç girişimi başladı.

Sincan Belediyesinin düzenlemiş olduğu Kudüs gecesi bahane edilerek Sincan’da tanklar yürütüldü.

Topyekûn savaş manşetleri atıldı. Kuran kursları, vakıf, dernek, İmam-Hatipler ve İslami oluşumlar-cemaatler hedefe kondu. Binlerce memura yönelik sürek avı başlatıldı. Görevden atıldı.

Darbenin sivil aktörleri olan Rektörler başörtüsü yasağını uygulamaya koydu. Malatya İnönü Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi rektörleri öncü aktörler olarak sahneye çıktılar.

Refah Partisine kapatma davası açan savcı iddianamede Müslümanlara vampir ve yarasa diyerek hakarette zirve yapıldı.

-Yapılan seçimde milletvekili seçilen Merve Kavakçı başörtülü olduğu için mecliste linçe maruz kaldı. Medya eliyle zirve yapan bu linç kampanyasından küçük çocukları dahi nasibini almıştı.

-Başörtülü olarak eğitimlerini devam ettirmek isteyen kızların okul önlerinde sürüklenmeleri, tartaklanmaları ve ödül törenlerinde ağızları kapatılarak susturulmaları hafızalarımızda canlı olarak duruyor.

-Malatya’da eğitimleri engellenen kızlarının yanında yer aldıkları için tartaklanarak polis araçlarına doldurulan anneleri, o günü yaşayanlar unutmuyor.

Cezaevine gönderilen yüzlerce insandan 47’si idamla yargılanmıştı.

Düzmece davalarla gözaltına alınan, işkenceler sonucu hazırlanan ifadelerle mahkûm edilenlerin bir kısmı hala cezaevinde (360 civarı)

Umut operasyonu ile gözaltına alınan Selam Gazetesi yazarlar…

İşkenceler sonucunda Uğur Mumcu’yu öldürdüğünü kabul etmek zorunda kalan Abdulhamit Çelik’in Uğur Mumcu öldürüldüğü gün düğünü var. Davetiyeleri basan matbaacı, düğün davetiyelerini sonradan bastırmakla suçlanarak gözaltına alınıyor. Düğün videosu’da dikkate alınmıyor.

Malatyalılar Davasında yargılananlara yöneltilen suçlamalar;

-Yeni Şafak ve Akit okumak

-Düğünde davul, zurna çalmamak

-Cuma namazlarına gitmemek

Zeki Baba ve Fahri Memur 7 yıldan fazla cezaevinde kaldılar.

Bu davadan yargılanan ve cezaevinde kalan Ramazan Kayan, beraat ettiği halde kardeşi Nurettin Kayan, kendisine yardım ve yataklıktan ceza aldı.

-İslami hareket davasından gözaltına alınanları, bu gözaltından dört gün sonra öldürülen Uğur Mumcu’yu öldürmekle suçladılar. Gözaltı tarihini değiştirmeye çalıştılar. Hizbuttahrir hareketine yönelik davada “ Bu şahıslar ileride hilafet kurmak gibi bir çalışmanın içine girebilirler” iddası ile astronomik cezalar verildi.

- Umut soruşturmasını yürüten kişilerle Selam-Tevhid soruşturmasını yürütenlerin aynı kişiler olması bir çok sorunun cevabını veriyor. Bugün haksız yere içeride tutulanların durumlarının değişmemesi bununla bire bir ilişkilidir..

- Yine son zamanlarda gündeme gelen Tahşiye ve İhya-Der kumpası, 28 Şubat kumpaslarını özetler niteliktedir.

Bugün bu kumpaslar neticesinde cezaevlerinde bulunan kardeşlerimizin bu mağduriyetlerinin son bulması gerekmektedir. Hükümetin bir an önce gerekli düzenlemeleri yapması, suçsuz yere mahkum edilenlerin bu mağduriyetlerine bir an önce son vermesi gerekmektedir..”

Ardından Yusuf Boğatekin’in okuduğu basın açıklamasının ardından etkinlik sona erdi..

bingol-20150228-01.jpg

bingol-20150228-02.jpg

bingol-20150228-03.jpg

bingol-20150228-04.jpg

bingol-20150228-05.jpg

bingol-20150228-06.jpg

bingol-20150228-07.jpg

bingol-20150228-08.jpg

bingol-20150228-09.jpg

Basın açıklamasının tam metni

28 Şubat Hukuksuzluk Sürecinde Mağdur ve Mahkum Edilmiş

MÜSLÜMAN TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK!

28 Şubat 2015

Bugün, bundan tam 18 yıl önce icraya konulan bir hukuksuzluk, zorbalık ve zulüm sürecinin ilan edilişinin, 28 Şubat darbesi adı verilen militarist kalkışmanın yıldönümü. Azgınlık ve tekebbürün zirvesindeki sahipleri ve siyaset, medya, akademi, sivil toplum alanındaki destekçilerince “1000 yıl sürecek” kibriyle savunulan bu zorbalığın çok kısa bir sürede tıknefes olmasını en temelde despotik zihniyetin derin meşruiyet krizini yansıtan ve aynı zamanda halka düşmanlığının ve de yabancılığının bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz.

İslami kimlik ve taleplere duydukları kini, öfkeyi açık, sistematik bir militarist dayatma şeklinde dışa vuran bu kadroların halkı korkutma, sindirme ve istedikleri doğrultuda yönlendirme hesaplarının bir kere daha iflas etmiş olduğunun ayan beyan ortaya çıkmış olması gayet sevindirici bir gelişme ve hamd etmeyi gerektiren bir sonuçtur. Aynı şekilde epeyce bir gecikmeyle de olsa cuntacı kadrodan hesap sorulma aşamasına geçilmesini de zorbalıkla yüzleşme ve adaletin tesisi adına çok hayırlı bir gelişme olarak görmekteyiz.

Ve tam da bu noktada, elbette darbecilerden hesap sorulmasına sevinmekle birlikte, 28 Şubat zorbalığının yargı düzleminde yaşanan iki temel çelişkinin görmezden gelinmemesi gerektiğinin de altını çiziyoruz. Öncelikle 28 Şubat yargılamalarının sadece darbenin askeri ayağı ile ve BÇG adlı yapılanma içinde yer almış isimlerle sınırlandırılmış olmasının ciddi bir zafiyet ve vahim bir yanlış olduğunun bir kere daha altını çiziyoruz. 28 Şubat adlı zorbalık şüphesiz askerlerce planlanmış olmakla birlikte siyasetçilerden sermayeye, akademi dünyasından medyaya kadar geniş bir yelpazede görev almış kadrolarca icra edilmiştir. Ve daha fazla vakit geçirilmeden darbenin tüm bu resmi-sivil aktörlerinden de hesap sorulmalıdır. Ayrıca da Ergenekon-Balyoz davaları sürecinde de yaşandığı üzere, 28 Şubat davası sanıklarının da tümüyle tahliye edilmelerinin ve yargılanmalarının tutuksuz sürdürülmesinin de bu kişilere isnat edilen suçla birlikte düşünüldüğünde çok ciddi bir hukuki garabet oluşturduğuna dikkat çekiyoruz.  

Öte yandan 28 Şubat hukuksuzluğuna dair hukuk cephesine yansıyan çok daha vahim ve can yakıcı bir zulüm uygulamasının ise yıllardır adeta unutulmaya terk edilmiş oluşunu, görmezden gelinmesini ibretle izliyoruz. Öyle ki, bir yandan darbeciler yargılanırken, diğer yandan darbe sürecinde kotarılan hukuksuz yargılamalar neticesinde mahkum ve mağdur edilenlere ilişkin olaraksa hala hiçbir düzenlemenin yapılmamış olması büyük bir çelişki, tam bir tutarsızlıktır!

Hiç kuşkusuz bu süreçte pek çok kişinin haksız biçimde cezalandırılmış olması 28 Şubat darbecilerinin toplumda yol açtıkları çok boyutlu ve derin sorunlar arasında öne çıkan, hala kanayan bir yara konumundadır. Karanlık sürecin düşmanlaştırdığı İslami kimlikli kişilere yönelik takibat ve yargılamalar neticesinde verilen ağır cezalar nedeniyle hala pek çok kişi cezaevlerinde tutulmakta ya da ülke dışında yaşamak durumundadır. Hukuksuzluğun zirve noktasını teşkil eden “brifinglendirilmiş yargı” marifetiyle bu süreçte verilen akıl almaz kararlarla sayısız insanın, aileleri ve yakınlarıyla birlikte maruz kaldıkları mağduriyet yıllardır sürmektedir.

İslami örgüt suçlamasıyla açılmış pek çok davada verilmiş kararlar nedeniyle yıllardır cezaevinde tutulan ve aynı şekilde bu davalarda isimleri geçtiği için ülke dışında yaşamaya mecbur tutulan pek çok kişinin darbecilerin hukuksuzluğunun mağdurları oldukları bugün her açıdan anlaşılmış, açıklığa kavuşmuştur. Ne var ki, uzun bir zamandır bu konuyla ilgili tartışmalar sürmesine rağmen, hala bu mağduriyetleri sonlandırma adına yargı bazında somut bir adım atılmamıştır. 

Oysa darbe sürecinin en önemli ayaklarından birini teşkil eden “yargı brifingleri” mevzusu halen sürmekte olan 28 Şubat darbe davasının en somut başlıklarından birini oluşturmaktadır. Ve bu gerçeğe rağmen bu yargı mekanizmasının yol açtığı mağduriyetlerin bir türlü gündeme gelmemesi büyük bir çelişki demektir. Şu hususun altını çiziyoruz: Eğer brifing hukuka uygunsa, darbe soruşturmasına, davasına konu olması yanlıştır; yok hukuksuz olduğu kabul ediliyorsa, o zaman da buna bağlı olarak yaşatılan mağduriyetlerin telafisi için çaba göstermemek hukuksuzluktur, adaletsizliktir.

Özetle, 28 Şubat sürecinde hukukdışı yöntem ve dayatmalarla haklarında açılmış soruşturma ve yürütülmüş yargılamalar neticesinde mağduriyetleri hala sürmekte olan kişilerle ilgili olarak acilen yeniden yargılama yolunun açılmasını talep ediyoruz. Ve bu sürecin daha fazla haksızlık ve zulme sebep olmaması için de 28 Şubat darbe süreci mağdurlarının acilen tahliye edilmelerinin hukukun ve adaletin gereği olduğunun altını çiziyoruz.

HABERE YORUM KAT